• 10 Şubat 2017, Cuma 7:57
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

SURİYE'DE OYUN BÜYÜK!
 1 Şubat gecesi, CNN Türk televizyonunda, Saadet Partisi Genel Başkan Temel Karamollaoğlu'nu dinledik. “Referandumda ne yapacakları” sorusuna verdiği cevap çok diplomatça bir hayırdı. Sayın Karamollaoğlu, kendilerinin aslında Başkanlık Sistemine karşı olmadığını; fakat, bu anayasa değişiklikleri ile Yargı Bağımsızlığı ve Meclis Denetimi ortadan kalktığı için, hayır diyeceklerini açıkladı.
Sayın Karamollaoğlu'nun bir diğer önemli açıklaması da, Suriye konusundaydı. Karamollaoğlu Suriye'de, Rejim güçleri ile Batı'nın desteklediği  muhalifler arasındaki çatışmalar daha yeni başlamışken, Saadet Partisi Heyeti olarak Şam'da Başkan Esad'la görüştüklerini hatırlattı. Bu görüşmede, “Batı'nın tehditlerini savuşturmak ve muhalifleri ikna edebilmek için, rejimin uyguladığı bazı katı kuralların yumuşatılması gerektiği; muhaliflerin  partileşmelerine ve Meclis'te temsiline imkân sağlanmasının iyi olacağı” Esad'a bildirilmiş. Başkan Esat da kendilerine, “Türkiye'deki Mahallî İdareler Kanununun aynısını kabul ettiklerini, rejimde bazı yeni düzenlemeler yapmaktan yana olduklarını; fakat bunun için zamana ihtiyaç olduğunu; kendisinin tek başına karar verecek bir durumda olmadığını; bu konuda Türkiye ile de görüşmelerinin sürdüğünü” belirtmiş! 
Saadet Partisi Heyeti Türkiye'ye döndüğünde, zamanın Dışişleri Bakanı olan Ahmet Davutoğlu ile görüşür ve Başkan Esad'la yaptıkları görüşme hakkında bilgi verirler. Sayın Karamollaoğlu'nun anlattığına göre, Davutoğlu  Suriye'ye karşı çok katı bir tavır içindedir. 15 maddelik bir talep listesini, olmazsa olmaz olarak Suriye'ye dayatmaktadır. Suriye'nin bu dayatmaları hemen kabul ederek uygulamaya koyması mümkün değildir! Yani anlaşılan o ki, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, çok katı bir şekilde Suriye'nin üzerine gitmiştir. Hâlbuki, sayın Karamollaoğlu'nun söylediklerinden anlıyoruz ki, aslında Suriye yönetimi de değişime karşı değildi. Fakat bunun zamana yayılmasını istemektedir. Batılı devletlerin kışkırtmaları ve bizim bu katı tavrımız, silâhlı muhalefetin uzlaşmaya yanaşmamasına ve Suriye'nin bugün içinde bulunduğu kaosa sürüklenmesine sebep olmuştur.
 Amerika'nın amacı Suriye'yi parçalamaktı. Bunu Sağır Sultan bile bilmekteydi. Ne yazık ki, biz de bilerek ya da bilmeyerek bu amaca hizmet etmiş olduk! Bugün paramparça bir Suriye var. Suriye'deki kaostan yararlanan PYD; başta ABD olmak üzere bütün Batılı 'dostların' desteğiyle sınırlarımızın hemen güneyinde kantonlar kurdu. Amerika ve Batılı 'dostlar' PYD'ye ağır silâhlar, zırhlı araçlar veriyor! Batı DEAŞ'ı, PYD kantonlarını meşrûlaştırmak için kullanıyor! Hattâ, IŞİD'in bu amaçla, Amerika tarafından kurulduğuna dair çok güçlü iddialar da var! 
 Başbakan Yardımcısı sayın Numan Kurtulmuş'un da belirttiği gibi, Suriye'de başından beri yanlış yaptık. Fırat Kalkanı Harekâtı ile bu yanlışları kısmen olsun telâfi edebilmek çabası içindeyiz. Ancak, Suriye yönetimi ile işbirliği yapılmadan, ülkemizin güvenliğini de tehdit eden Suriye'deki kaosun sona erdirilmesi mümkün değildir. Fakat bunu istemeyen güçler var. Nitekim, durup dururken, 4 Şubat tarihli Milliyet'te, sanki yeni keşfedilmiş gibi, Suriye'nin zamanında Asala ve PKK'ya verdiği desteğin –CIA'nın gizli belgelerine dayandırılarak- gündeme getirilmesi oldukça  ilginçtir.  Sanki, bunlar bilinmeyen şeylermiş gibi! Geçmişte, Suriye'nin de, bizim de büyük hatalarımız oldu. Fakat Kara Kuvvetleri Komutanı sayın Atilla Ateş'in 1998'deki o çıkışından sonraki süreçte, Suriye ile güçlü dostluk ilişkileri kurmayı da başarmıştık. Şimdi eski yaraları deşmek doğru mudur?
 Sayın Karamollaoğlu'nun, henüz çatışmalar şiddetlenmeden; henüz uzlaşma imkânı varken,  Suriye'ye giderek Şam yönetimini ile görüşmelerini, zamanın hükümetinin çok ağır bir şekilde eleştirdiğini belirtmesi de oldukça hazindir.
İktidarın, Suriye konusunda bu katılıkta bir siyaset sürdürmesini anlayabilmek mümkün değildir. Hâlbuki, Suriye ile, 1998'den sonraki süreçte ilişkilerimiz son derece iyiydi. Ne var ki, 2011 Mart ayında Suriye'de, Batı'nın örgütlediği muhalefetin silâhlı bir isyan hareketine başlamasından sonra her şey tersine döndü. Türkiye alenen bu isyancılara yardım etmeye başladı. Angeline Jolly'nin, Suriye'den göç edenler için Hatay'da kurulan bir kampı ziyaret şovunu hatırlayınız!  Suriyeliler âdeta göçe teşvik edildiler!
Suriye meselesinin bizim açımızdan bir de ahlâkî tarafı var. Sınır komşumuz ve tam bin yıl süreyle adaletle yönettiğimiz kardeş Müslüman bir ülkenin sürüklendiği bu felâkette bizim de payımızın olması çok hazindir.  Irak ve Libya'da yaşananlardan sonra bile, Suriye'deki iç savaşın emperyalist boyutunun görülememesi vahimdir. Hatırlanacağı gibi, bu ülkelere yapılacak olan operasyonlar öncesinde, Batılı mahfillerde, Saddam ve Kaddafi hakkında bir kara propaganda başlatılmıştı. 2003'teki Irak harekâtının temel gerekçesi,  Saddam'ın kimyasal silâhlarıydı.Yalan çıktı! Önce ABD Genelkurmay Başkanı Powel bu yalan için özür diledi; sonra da, eski İngiltere Başbakanı Blair!
Tanzimat'tan bu yana aydınlarımız, 'Demokrasinin Beşiği' olarak değerlendirdikleri İngiltere'ye hayrandırlar. Onların bu zaafları, emperyalizmin vahşi yüzünün görülebilmesini de engellemektedir. 20 yıl İngiltere Dışişlerinde çalışmış eski Büyükelçi Craıg Murray, bakınız kendi devletini nasıl suçluyor: “İngiliz hükümeti çok derin bir ahlâksızlığa sahip. Sistem çürümüş. Bizim devletimiz tam bir Haydut devlet!” 
Sadece İngiltere mi Haydut Devlet? Amerika, Almanya ve Fransa Haydut devletler değil mi? Bunların emperyalist politikalarının dünyayı nasıl bir kan gölüne çevirdiğini unutarak, bunları 'Uygar Dünya' olarak görmek ve bunlarla işbirliği yapmak, bunlarla müttefik olmak nasıl bir akıl tutulmasıdır? 
Irak için, Kaddafi için söylenen yalanların benzerlerini Esad rejimi için de söylediler. Acı olan, bu yalanları bizim sözde Millî Medyamızın da aynen tekrarlamasıdır! Amerika'nın kontrolündeki El Cezire televizyonunun verdiği Suriye'ye ait 'katliam' haberlerini televizyonlarımız olduğu gibi yayınladılar. Fakat bu 'korkunç katliam' haberlerine ait tek kare fotoğraf veremediler. Çünkü yoktu!
Emperyalist Batı, 'Demokrasi Getirmek' kılıfı altında, bölgemizi kendi menfaatleri doğrultusunda şekillendirmek istiyor. Kontrol altına alınan medya, gerçekleri milletten gizliyor! Eski ABD Büyükelçisi Pearson, “Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusu ile Kuzey Irak'ın tek bir ekonomik bölge hâline getirilmesi gerektiğini” söylediğinde, kimse çıkıp da bu adama, “Sen ne diyorsun arkadaş” diye soramamıştı! 1990'larda İtalya Dışişleri Bakanı Dini, “Türkiye'nin Güneydoğu sınırları l920'li yılların karışıklığında belirlendi.  Bu sınırların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor” diyordu!  Benzer sözleri daha sonra Alman ve İngiliz Dışişleri Bakanları da tekrarladılar! Eski ABD Başkanı Clinton da, ülkemize yaptığı bir ziyaret sırasında, Türkiye'nin Güneydoğu sınırlarının belli olmadığını söyleyebilmişti! Biz, bunları kös dinledik! Condoliza Rice'nin, BOP çerçevesinde (bizim de arasında olduğumuz) 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini âdeta ilân etmesine  bile bir tepki verildiğini hatırlamıyoruz!
 İsrailli diplomat Oded Yinon, l982 yılında yazdığı bir makalede yaptığı şu tespitler bile bizi uyandıramadı: “Suriye etnik ve dini yapısına uygun olarak bugün Lübnan'da olduğu gibi çeşitli devletlere ayrışacaktır. Buna göre, kıyıda bir Şiî devleti, Halep bölgesinde Sünnî devleti, Şam'da buna düşman bir başka Sünnî devleti, Havran-Ürdün-Golan bölgesinde de bir Dürzî devleti kurulacak.” 
Oded Yinon, Parçalanmış bir Suriye'nin, İsrail'in barış ve güvenliğinin garantisi olacağını belirtiyor.  Ancak, bundan önce Irak üç parçaya bölünecek!  Yinon'a göre, bunlar gerçekleşirse, Güneydoğu Anadolu Bölgesi de Türkiye'den kopartılacak!  
Öcalan da İmralı'dan bu kervana katılmış ve 25 eyaletli Türkiye modeli önermişti! Bunların 18'i Türk nüfusun yoğun olduğu eyaletler; 7 tanesi de Kürt eyaleti! Şu tuhaflığa bakınız ki, Kalkınma Bakanlığımızın en önemli birimlerinden biri olan Kalkınma Ajansları ile de, Türkiye 25 bölgeye ayrılmış! İnanmayanlar internete girin baksınlar! 
Oyun büyük! Fakat ne yazık ki, milleti uyandıracak güçlü bir muhalefet yok!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık