• 07 Mayıs 2012, Pazartesi 9:11
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

SURİYE POLİTİKASINA İTİRAZLAR
Diriliş Saati dergisi'nin, İslâmcı kesimin önemli isimlerinden Atasoy Müftüoğlu ile yaptığı bir mülâkatın özetini 27 Nisan 2012 tarihli Aydınlık gazetesinde okuduk. Yaptığı tespitlerden anladığımız kadarıyla sayın Müftüoğlu İslâm'ın gerçek özünü kavramayı başarmış bir Müslüman. Şu önemli tespitini paylaşmak isteriz: “Türkiye Modern-Seküler- Liberal Serbest Piyasa Sistemi'yle bütünleştiği için emperyal sistemin gözdesi durumunda. Türkiye aynı zamanda NATO üyesi.  NATO'nun bir parçası olmak demek NATO tarafından işlenen suçların da bir parçası olmak demek.” Sayın Müftüoğlu'nun “Arap Baharı” konusunda yaptığı şu tespitler de dikkatle okunmalı: “...Suriye'nin önce İran yörüngesinden çıkarılması gerekiyordu. İsrail için tehdit olmaktan çıkarılması gerekiyordu. Bütün bunları gerçekleştirmek üzere Suriye'de derme-çatma bir muhalefet îmâl edildi. Ben öteden beri muhalif unsurların Amerikan, Fransız, İngiliz, İsrail gizli servisleri tarafından kışkırtıldıklarını, bir ayaklanma için yönlendirildiklerini, Suriye'de bir intifada olmadığını söylüyorum. Büyük Ortadoğu Projesi'nin İslâm toplumlarına dayatılıyor olması çok düşündürücüdür. İran'ın da bu proje doğrultusunda dönüştürülebilmesi için her türlü kirliliğe başvurulabiliyor.”
Soğuk Savaş Dönemi'nde, emperyalist odaklarla işbirliği hâlindeki hâkim sınıflar  'Komünizme Karşı Mücadele' görüntüsü altında, Müslümanları kendi çıkarları doğrultusunda doğrusu iyi kullandılar. Fakat Sovyetler dağıldıktan sonra çok önemli gelişmeler yaşandı. Günümüzde, emperyalist odaklarla ve hâkim sınıflarla işbirliğini sürdüren bir Müslümanlığın yanında artık Emperyalizme direnen; İslâm'ın Hak, Adalet, Hürriyet, Paylaşma ve Zulme karşı mücadele ilkelerinin bayrağını yükselten gruplar da var. “Yaşayan Kur'an” isimli meal-tefsirini takdirle okumakta olduğumuz Recep İhsan Eliaçık ve Eren Erdem gibi mütevazı, Ehli İslâm yazarlardan etkilenen Anti kapitalist ve Anti Emperyalist Müslüman gençler 1 Mayıs törenlerine bu yıl ilk defa katıldılar ve emekçilerin haklarının yanında olduklarını gösterdiler. Emperyalist odaklar bakalım bu erdemli harekete de sızmayı başarabilecek mi? Umarız bunu başaramazlar. Bu 'Anti Kapitalist Müslüman Gençlik' hareketinin yurt sathında gelişerek, iyice çürüyen ve milleti de çürütmeye başlayan rantçı siyasetin burnunu sürtmesini; aslında Ehli Dünya oldukları hâlde, kendilerini 'Ehli İslâm' olarak tanıtanların gerçek kimliklerinin meydana çıkmasına vesile olmasını temenni ediyoruz.
Ortadoğu siyasetini yakından takip eden Yenişafak gazetesi yazarı İbrahim Karagül'ün Suriye hakkında yaptığı şu tespit oldukça önemli: “Suriye'de rejim değişikliği kararı çoktan verilmişti.  Üstelik bu karar, Türkiye-Suriye ilişkilerinin iyi gittiği dönemde bile belliydi.  Türkiye-Suriye ortak Bakanlar Kurulu toplantılarının yapıldığı dönemlerde bile birileri Türkiye'de ve bütün bölgede organizasyonlar düzenliyor, bizlere kadar gelip destek istiyordu.  Süreç ilerletildi ve bu noktaya gelindi.”
Geçen haftaki yazımızda 28 Şubat'ın önemli isimlerinden Tümgeneral sayın Erol Özkasnak'ın, 2006 yılında yapılan bir mülâkatta, ABD'nin İran ve Suriye'yi bölme plânlarından bahsettiğini hatırlatalım! Yeniçağ yazarı sayın Arslan Bulut'un verdiği şu bilgiler de bunu doğruluyor: “30 Nisan - 1 Mayıs 2005 günlerinde Topkapı'daki Eresin otel'de “İslâm Dünyası Sivil Toplum Örgütleri Toplantısı” düzenlenmiş. Bir Katar gazetesi bu toplantının BOP kapsamında yapıldığını yazmış. Toplantıya Türk Dışişlerinden bir yetkili ve İslâm Konferansı Genel Sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu da katılmış. USA News kaynaklı bir bilgiden anlaşıldığına göre, Mısır ve Suriye'deki İhvan-ı Müslim'in Örgütü ve Sivil Toplum Örgütleri için ABD 1.1 milyar dolar ayırmış” (Yeniçağ, 11 Ağustos 2011)!
Suriye'nin 'Demokratikleşmesi' meselesinde Suudî Arabistan ve Katar gibi diktatörlüklerle birlikte hareket etmemiz büyük bir çelişkidir. Irak politikamız da bir başka çelişki örneğidir. Bir yandan bu ülkenin bütünlüğü savunulurken, diğer yandan Irak halkının meşrû temsilcisi olan Başbakan Maliki'ye karşı husumet politikası izlenmekte; Kuzeyde bir Kürdistan devleti kurarak Irak'ı parçalamak peşinde olan Barzani ile ilişkiler pekiştirilmekte ve Bağdat hükümetinin hakkında yakalama kararı bulunan Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı Haşimi Türkiye'de ağırlanmaktadır!
Dışişleri Bakanımız, bölgemizde cereyan eden hâdiselerdeki  rolümüz hakkında şunları söylüyor: “Türkiye olarak bundan sonra da Ortadoğu'da değişim dalgasını yöneteceğiz.  Bu değişim dalgasının öncüsü olmaya devam edeceğiz. Barış düzeni kurulana kadar çalışacağız. Kim ne derse desin bu barış düzeninin öncüsü de sözcüsü de Türkiye olacaktır!”
Türkiye'nin Arap ülkelerinde en uzun süre görev yapmış eski Büyükelçilerinden biri  olan AKP'li eski Dışişleri Bakanı sayın Yaşar Yakış ise iktidarın bölgemizde takip ettiği siyasetin yanlış olduğunu bir diplomat inceliğiyle bildiriyor. Sayın Yakış'ın, Aydınlık gazetesinde 29 Nisan tarihinde yayınlanan mülâkatındaki şu tespitlerini paylaşmak isteriz: “Arap dünyasında Arapça bilen diplomatlarımızın sayısı az.  Bu mutlaka arttırıl-malı. ABD, İngiliz büyükelçileri, hattâ eşleri Arapça konuşur. Ama 400 yıl bu bölgeyi yö-netmiş olan Türk diplomatları Arapça bilmez. Bu nedenle Türkiye Ortadoğu ülkelerindeki gelişmeleri Batı kaynaklarından izliyor.  Bu da sıkıntı yaratıyor… Suriye'-de yönetim düşer de yerine ne geleceği belli olmazsa, boşluk olursa büyük sorunlar ort-aya çıkar…. Yönetim düşer de dağınıklık ortaya çıkarsa bundan en çok etkile-necek ülke Türkiye'dir.  Bana göre en kritik sorun da Kürt sorunu.  'Beşar Esad yönetimi düşsün de ne olursa olsun' demek doğru değil. Sıkıntılı durumlar ortaya çıkabilir.  Türkiye her şeyi düşünmek zorundadır. Türkiye-Suriye ilişkilerinin bozulması Türkiye-Guatemala ilişkilerinin bozulmasına benzemez!”
Sayın Yakış daha ne desin? Yalnız bir ek yapalım; Türklerin bölgedeki hâkimiyetleri 400 yıl değil, bin yılın üzerindedir. Büyük Selçuklular, Anadolu Selçuklu Devleti,  Musul Atabeki olan, Mısır ve Suriye'de hâkimiyet kuran İmadettin Zengi ve oğlu Nurettin Mahmut Zengi'nin Zengiler Devleti (1144-1174), Nurettin Zengi'nin ölümünden sonra, onun komutanlarından Selahattin Eyyubî'nin kurduğu Eyyubîler Devleti (1174-1250). Sonra Memlükler ve nihayet 1516'dan 1918'e kadar Osmanlılar.
Selahattin Eyyubî'nin kökeni hakkında rivayet çoktur. Bu devletin bayrağındaki sembol Selçukluklarda, Artuklularda ve Mengüceklerde olduğu gibi kartaldır. Selahattin Eyyubî'nin kardeşleri dahil pek çok akrabası Türkçe isim taşımaktadır. Kardeşleri arasında Turan, Böri, Tuğtekin isminde olanlar vardır. 
Evet, Türkler bu bölgeyi bin yol boyunca adaletle yönettiler. Haçlı ordularına karşı koyanlar Türklerdi. Bir de emperyalist Batı'nın bölgeyi Osmanlı'nın elinden almasından sonra bölge halklarının neler çektiğine bir bakılsın.
Emperyalizmi bu topraklardan sürüp atan Atatürk'ün,  Haçlı emperyalizmi ile kol kola olanlar tarafından eleştirilebilmesi bir kara mizah örneği değil de nedir?

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık