• 25 Şubat 2013, Pazartesi 9:24
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ŞU DENSİZLERE BAKIN !
 BDP heyeti ‘İmralı Süreci’ni Karadenizlilere anlatmak ve tartışmak için Karadeniz gezisine çıkmaya karar vermiş! İlk durak olarak seçtikleri Sinop’ta ve ikinci durak olan Samsun’da vatandaşların yoğun tepkisi ile karşılaşınca, programı iptal etmek zorunda kalmışlar. BDP’lilerin bu yaptıkları densizliğin dik âlâsıdır. Barışa kurşun sıkan, Türk-Kürt on binlerce vatan evlâdının katledilmesinin sorumlusu olan bir terör örgütünü, bırakınız kınamayı, onların bütün amaçlarını paylaştıklarını açıkça ilân etmekten çekinmeyen bölücülerin şimdi ‘Barış’ adına Karadeniz gezisine çıkmaları densizlik değil de nedir? Karadeniz gibi, Türklük duygusunun son derece yüksek olduğu bir bölgede siz tutacaksınız sözde ‘Açılım’ adı altında ülkenin bölünmesinin aslında fena bir şey olmadığına, ‘barış için, dökülen kanın durması için, anaların ağlamaması için’ bunun gerekli olduğuna Karadenizlilerin inanmasını bekleyeceksiniz! Buna tepki gösteren Karadenizlileri de ‘faşistlikle’ suçlayacaksınız! Asıl faşistlerin kimler olduğunu bu millet çok iyi bilmektedir.

Sinop ve Samsun’da, BDP’lilere gösterilen tepkiler konusunda medyada yer alan değerlendirmeler de bir başka densizlik örneğidir. Genel söylem şudur: ‘Efendim, beğenirsiniz beğenmezsiniz fakat bırakınız BDP’liler düşüncelerini açıklasınlar:  Demokratik olan budur!’

Evet, eğer süreç böyle devam ederse, ileride tarihin, ‘bir milletin  demokratik bir şekilde nasıl yok edildiğini’ yazacağından emin olabilirsiniz. Kendilerini Türk hissedenlere ve hâlâ daha, ‘Açılım’ adı altında yapılanlarla ülkeye gerçekten demokrasi ve barış geleceğine inananlara, bölücü hareket ve yandaşlarının  ‘Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin’ anlayışına sahip olduklarını bir kez daha hatırlatalım!

İkinci olarak değinmek istediğimiz Türk Milliyetçiliği meselesidir. Eğer Türk Milleti varsa, Türk Milliyetçiliği de tabiî ki,  olacaktır. Fakat bazı çevreler Türk Milleti’nin ve Türk Kimliği’nin yaratılmış yani uydurma bir kavram olduğunu iddia etmektedirler. Demek ki, ortada tarihî bir ‘yanılgı’ söz konusudur. Demek ki, kadim Çin kaynaklarının, Bizans ve Arap kaynaklarının bahsettiği Türkler tarihin bir döneminde var olmuş ve sonra her nasılsa yok olmuş bir millettir. Tıpkı Lidyalılar, Frigyalılar gibi! Evet, Batılı ‘dostlarımızın’ ve içimizdeki ‘Adamlarının’ yaygın kanaati Türk Milleti’nin ‘uydurma’ bir millet olduğudur. Alman istihbaratçısı Udo Steinbach  bunu şu sözleriyle açıkça ifade etmişti: “Sorun, Atatürk’ün bir Paşa fermanıyla yarattığı yapay bir ürün olan Türk devleti ve Türk Milleti’dir. Sorun, Kemalizm ve Kemalizm’in Milliyetçilik ilkeleridir.  Sorun, uyduruk, zorlama ve yapay Türk Milletidir. Böyle bir millet yoktur.”

SABANCI üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ayşe Kadıoğlu’nun,  “Vatandaşlığın Dönüşümü” isimli kitabındaki şu düşünceleri, Udo Steinbach’ınkinden o kadar da farklı değil! “Türkiye’nin Ulus-Devlet zincirinden kurtulması gerektiğini” savunan  Kadıoğlu, bunun için de AB’nin çok önemli bir itici güç olduğunu  öne sürüyor! Kadıoğlu’na göre öncelikli mesele Ulusla-Devlet arasındaki evlilikmiş! Önce onların boşanmaları gerekiyormuş! Ulus devletlerin şemsiyesi altında etnik ve dilsel kimlikler kayboluyormuş! Ulusal kimlik yerine çok kültürlü anayasaya bağlılık olmalıymış!

Akşama gazetesinde yayınlanan mülâkatından anlaşıldığına göre, Bu kervana Hacettepe Üniversitesi iletişim Fakültesi Dekanı Prof. Suavi Aydın da “Türk kimliği yaratılmış bir kavramdır. Kimlik siyasetinin âlâsını Atatürk yaptı ve herkesi kendine Türk dedirtecek bir zemin yaratmaya çalıştı. Türklük bir çatıdır diye kimseyi ikna edemezsiniz” tespitiyle katılmış!

Türk Milleti ve Türk Kimliği Haçlı emperyalizmin ve içerdeki işbirlikçilerinin saldırıları ile karşı karşıyadır. ‘Abartıyorsun’ diyenlere Avrupa Birliği Türkiye temsilcisi Karen Fogg’un Cengiz Çandar’a gönderdiği ve bazı gazetelerimizde yayınlanan şu mesajını hatırlatalım: “Sevgili Cengiz, bizim aylık haber bültenimizi biliyorsun.  Birinci sayfada katışıksız Türk görüşünün dışında bir şeyler yazan, her ay bir Türk köşe yazarının makalesi var.  Nitekim Şahin Alpay, Lale S., Cüneyt C., Emine Y., Ferai T., Mehmet Ali B., Semih İ., Zeynep G., Mithat M., Mim Kemal bu yoldan geçtiler. Şimdi senin sıran.  Nisan’da bizim konuk köşe yazarımız olur musun? Ödeme mümkün.  Bize makbuz gönder.” Verilecek örnek çok fakat yerimiz sınırlı.

 Evet, Türk Millî Devletine, Türklüğe, Türk Milletinin değerlerine saldırın, tahrip edin, Türk Milletinin kafasını karıştırın ve kazanın! Ödemeler peşin!

 Sadece Batılı ‘dostlar’ değil Türk Milleti üzerinde psikolojik harp yürüten; PKK da kendi propagandasının yapılması için basına milyon  dolarlar aktarıyor! Ve bizim ‘Derin Devlet’ seyrediyor. Allah aşkına; gerçekten bir derin devletimiz olsaydı bu yaşadıklarımızın binde biri yaşanır mıydı?

Durup dururken Atatürk’ün boyu yeniden gündeme getirildi. Atatürk’ün boyu 1.68 imiş! Bu devletin kurucusunu yıpratmak ve küçültebilmek için akıl almaz iddialar ortaya atılmıştır. Büyük Nutuk’taki Gençliğe Hitabeyi İsmet Paşa’ya yazdırdığını bile söylediler! Kısa boyluydu, ince sesliydi gibi yalanlar da bunların arasındadır. Atatürk’ün 1924-1938 yılları arasında Özel Kalem Müdürlüğünü ve Genel Sekreterliğini yapan Hasan Rıza Soyak Atatürk’ün 1.74 boyunda olduğunu fakat vücudundaki tenasüp itibariyle daha uzun göründüğünü belirtmektedir (H.Rıza Soyak, “Atatürk’ten Hatıralar”, s. 11). Atatürk’e 12 yıl hizmet eden Cemal Granda ise Atatürk’ün boyunun 1.76 olduğunu kaydetmektedir (“Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri”, s. 55). 

Mehmet Altan yıllar önce şu tespiti yapmıştı: “Atatürk’ün 59. ölüm yıldönümünde hâlâ ‘zenginlik ve özgürlük’ üretemiyorsak, bu, demokrasiyi inkâr edip, yerine Kemalizm’i  koymamızdandır.”

Mehmet Altan ve fikirdaşları, Kemalizm’in Atatürk’ün ölümü ile birlikte rafa kaldırıldığını bilmiyorlar mı? 1939 yılı Mayıs ayında yapılan CHP Kurultayı’nda, Kemalizm’in ülkenin Batı’ya yaklaşmasını engellediği dile getirilir. Devletçilik eleştirilerek, “Batılı ülkelerde özel girişim esas alınmakta, bu ülkelerde de kârlı olmayan işleri devlet yapar” görüşleri partinin yayın organı olan Ulus gazetesi’nde savunulur (Hikmet Bilâ, age. s. 122)!  1946’ya gelindiğinde Türkiye artık ‘Küçük Amerika’ olmaya karar vermiş bir devlettir! Küçük Amerika olmak için önce Kemalist devletten kurtulmak gerekir! Yani demek oluyor ki, Türkiye Atatürk’ün ölümünden itibaren adım adım Kemalizm’den uzaklaşmıştır.

Türkiye eğer Kemalist bir anlayışla idare edilmiş olsaydı Obama bize beyzbol sopası gösterebilir miydi? Türk Milleti, Türklük ve Türk Milliyetçiliği kavramları üzerinde bu ucuz tartışmalar yapılabilir miydi?

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık