• 27 Nisan 2015, Pazartesi 9:25
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

SOYKIRIMI İFTİRASI ÜZERİNE (2)
 Avrupa Parlamentosu'nun 15 Nisan'da aldığı 'Soykırımı kabul edin'  kararının, içlerinde  bir nebze Türklük duygusu bulunan vatandaşlarımızda infial yaratmaması mümkün değil. O toplantıda, kararın kabulü lehinde konuşanlar Türkiye'ye hakaretler yağdırmışlar. Ne vahşiliğimiz, ne barbarlığımız ve ne kan içiciliğimiz kalmış! Evet, kendi tarihleri gerçekten öyledir. Hele Kilisenin, Engizisyon Mahkemesi kararı ile yaptığı işkenceler Batı'nın yüz karasıdır. Bizi soykırımı yapmakla suçlayarak kendi günahlarını  örtmek istiyorlar. 
İtalya Başbakanına, bu karar hakkındaki görüşleri sorulduğunda şu cevabı vermiş: “Türkiye Avrupa Birliği'nin temel değerlerini ve fikirlerini benimsemek zorunda!” 
'Soykırım yaptığınızı kabul edin' diyorlarsa; kabul edeceksiniz arkadaş; madem ki, Avrupalı olmaya karar verdiniz; başka çareniz yok! Nitekim, ancak birkaç gün süren  celâllenmenin ardından (“Bu karar  bir kulağımızdan girer, diğerinden çıkar” sözlerini hatırlatalım!)Başbakanın Ermenilere taziye açıklaması  geliverdi! 
Ne yazık ki, iktidarın da muhalefetin de hedefi Avrupa Birliği'ne girmek! Batı emperyalizmini tanımayan ve Türk Milleti hakkındaki karanlık niyetlerini bilmeyen Millî Tarih Şuûru yoksunu  aydınlarımızda, oldukça yaygın bir Batı hayranlığı vardır ve  bu hayranlık, basiretlerini de büyük ölçüde bağlamıştır. Tarihimiz bu basiretsizliğin örnekleri ile doludur. Meselâ İngilizler Güney Afrika'da Boerlere saldırdığında Tevfik Fikret, Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem ve Peyami Safa'nın babası şair İsmail Safa gibi aydınlarımız İngiliz Sefaretine bir mektup yazarak, İngilizlerin yanında, savaşa gönüllü olarak katılmaya hazır olduklarını bildirmişler; bir grup Jön Türk ise, II. Meşrûtiyet'in ilânından sonra, İstanbul'a gelen İngiliz elçisinin arabasındaki atları çözüp, arabayı kendileri çekmişlerdi! 
Atatürk döneminde, Alman Faşizminden kaçarak, İstanbul Üniversitesi'nde iktisat profesörü olarak görev yapan Prof. Neumark'ın, yıllar sonra Türkiye'ye geldiğinde, eski öğrencilerine söylediği şu sözler öğrencilere verdiği dersler kadar önemlidir: “Çok samimî olarak ifade edeyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır,  kilisenin Türk ve İslâm düşmanlığı, Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir. Sebeplerine gelince, Müslüman olduğu için sevmez; ama faraza, lâiklik şöyle dursun, Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam eder. Sizler farkında değilsiniz ama onlar şu gerçeğin farkındadırlar: 'Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih kalmaz.' Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir. Avrupa'nın pazarı idiniz. Şimdi Avrupa'yı pazar yapmaya başladınız. En az dört yüz yıl Avrupa'da  sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.  Selçuklular Anadolu'yu, Osmanlılar Balkanları Haçlı Ordusuna mezar ettiler. Sizi silâh ile yenemeyenler, kendilerine benzeterek hâkimiyet sağladılar…. Sizler gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa'nın refahı ve medeniyeti yıkılır. Yine sizler Avrupa'nın tarihî düşmanısınız ve düşmanı olarak kalacaksınız!”
Türk dostu bir Avrupalı, Avrupa'nın ne olduğunu bize böyle anlatıyor ve bizi uyarıyor. Biz ise, yıllardır Avrupa'ya “Ne olur bizi içine al!” diye yalvarıp duruyoruz! Batı aşkı yüzünden basiretimiz bağlı olduğu için, Sovyetler dağıldıktan sonra, bağımsızlığına kavuşan Türk Devletleri ile ekonomik ve kültürel ilişkilerimizin geliştirilmesinin önemini göremiyor; bu doğrultuda adımlar atamıyoruz! Hedefimiz Avrupa Birliği olduğu için, bunun  bize kazandıracağı gücün ve Batı ülkeleri nezdinde kazandıracağı itibarın farkında değiliz! 
Peki, niçin böyle? Çünkü, Batı ittifakı içinde Millî düşünebilme yeteneğimizi kaybettik! Bunu çok iyi kullanan Batı, bizi, ekonomik olarak sömürdüğü yetmezmiş gibi, bu soykırımı iddiaları ile; teşvik ve himaye  ettiği  PKK terörü ile hırpalıyor; istikrarsızlaştırıyor! 
Atatürk'ün ölümünden sonra, tarafsızlık siyasetini terk ederek, Rusya'ya karşı düşmanca bir siyaset izlemeseydik; kendimizi Batı ittifakı içine hapsetmeyerek, bu ülkelerle dengeli ilişkiler kurmuş olsaydık, her şeyin çok daha farklı gelişeceğini bugün bile göremiyoruz! Eğer Sovyetlerle dostluk ilişkilerimizi bozmasaydık; bu boyutlarda bir Ermeni ve PKK meselesi ile karşı karşıya olmazdık; Ege'de ve Kıbrıs'ta böyle zavallı bir duruma düşmez; Irak'ta, Libya'da ve Suriye'de; Batı'lı 'dostlarımızın' kirli ve kanlı oyunlarına alet olmazdık! Asıl özür dilememiz gereken, yaşadıkları zulümde bizim de payımız olan bu kardeş halklar olduğu hâlde,  yapmadıklarımız için; Ermenilerden özür diliyoruz! 
Üstelik; hunharca katledilen Türklerin acılarından tek kelime bile söz etmeden! 
Nasıl bu hâllere düşürüldük? Bunun cevabı ana hatları ile, Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Kruşçev'in, Cemal Gürsel'e gönderdiği, 28 Haziran 1960 tarihli mektuptaki şu tespitlerde bulmaktayız: “Eğer, Türkiye tarafsızlık yolunda kalmış olsaydı, kuşkusuz memleketlerimiz arasında en içten ilişkiler kurulmuş olacaktı. Bu durum, ülkelerimize yalnızca yararlar sağlayacaktı. Türkiye'nin kendi imkânlarını, büyük giderler gerektiren askerî hazırlıklar için değil, memleket ekonomisinin kalkınması ve halkının refahı için kullanması imkânı doğacaktı!”
NATO ile ve İkili Antlaşmalarla Batı'ya öyle bağlandık ki, yıllarca 'Devrim' diye alkışlanan 1960 askerî darbesi bile bu konuda hiçbir şey yapmamıştır; yapamamıştır! Bu yüzden büyük bedeller ödedik. Sadece ekonomik bakımdan olsa neyse;  Batı'nın manipüle ettiği Sağ-Sol çatışması yüzünden yaşadığımız büyük acılar da bu ittifakın acı meyveleriydi.
Bu ittifak içindeki durumumuzu sorgulamadıkça; daha da bedel ödeyeceğimiz muhakkaktır. 
7 Haziran'da seçimler yapılacak! Neye göre oy vereceğiz? Partilerin ekonomik programlarını sorgulayacak mıyız? Bugüne kadar Batı emperyalizminin bize dayattığı ekonomik programlar uygulandı; sonuçları meydandadır. Son 12 yılın dış ticaret açığı 500 milyar dolar ve yine yeni bir krizin eşiğindeyiz! 7 Haziran'da ne değişecek? Batı'nın ekonomik programını uygulayan AKP'in yerine gelmek iddiasında olan partilerin, Türkiye'yi Batı'nın ekonomik vesayetinden ve sömürüsünden kurtaracak Millî bir Ekonomi programları var mı?  Batı'nın vesayetini kabul edenlerin millî bir ekonomi programı yapmaları mümkün müdür?
Batı'nın karşısındaki bu zelil durumumuzun yegâne sorumlusu sadece bu iktidar değildir. Görevini yapmayan muhalefet de en az iktidar kadar sorumludur. 
Haklı olduğumuz bir davada bile kendimizi savunmaktan aciziz! Batı'ya bu kadar bağımlı olmasaydık Türkiye'ye bu haysiyet kırıcı baskılar yapılabilir miydi? 
Hrant Dink bile, ölmeden önceki son mülâkatında, bir Fransız televizyonuna şunları söylemişti: “Emperyalist devletler Ermenilerden özür dilemelidir!” Hrant Dink böyle söylüyordu çünkü Ermenilerin emperyalist devletler tarafından nasıl kullanıldığını çok iyi biliyordu. Tıpkı günümüzde de Kürtçülerin  ve devşirilmiş aydınların kullanıldığı gibi!
19. yüzyılın sonlarında, Batılı Devletlerin desteğiyle gelişen Ermeni tedhişinin amacı, Doğu bölgesindeki Türk nüfusunu göçe zorlayarak, bu topraklarda bir Ermeni Devleti kurmaktı. Kendi açılarından haklıydılar. Çünkü Balkanlarda isyan eden birçok millet, 'Avrupa devletlerinin yardımlarıyla' Osmanlı'dan bağımsızlıklarını elde etmişlerdi. I. Dünya Harbi'nde Rus saldırısı ile harekete geçtiler. Fakat Rusya'da çıkan ihtilâl sonucunda, Rus ordusu topraklarımızdan çekilince tek başlarına kaldılar! Mütareke döneminde bu defa Fransız ordusu ile birlikte hareket ettiler. Adana, Maraş, Urfa ve Antep savunmalarını Fransızlarla ilerleyen Ermeni kuvvetlerine karşı verdik! Sevr Antlaşması onları umutlandırmıştı! Fakat bu defa da karşılarına Mustafa Kemal Paşa çıktı ve Sevr'i çöpe gönderdi. Gerçekçi olmayan bağımsızlık hayalleri, yüz binlerce Türkün ve Ermeni'nin hayatına mal oldu. Bugün yine, Batı'ya bağımlılığı yüzünden vermediği taviz kalmayan Türkiye'yi sıkıştırırsak, istediklerimizi alırız diye düşünüyorlar!
Görüldüğü gibi, bizim asıl meselemiz bu ülkenin devşirilmiş aydınları ve Batı'ya direnemeyen siyasetçileridir. Türkiye'yi ancak Millî Bir İktidar ayağa kaldırabilir.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık