• 19 Ağustos 2018, Pazar 17:32
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

SORUN KÜRT SORUNU DEĞİL (3)
  Atatürk, sadece Türk Milliyetçilerinin değil, 12 Mart 1971 darbesinden sonraki süreçte, solun gündeminden de uzaklaştı-rılmıştır. Biz 1980'den önce, mazlum milletlerin kurtuluş reçetesi olan Kemalizm'i bir ideoloji olarak kabul etmeyen, Atatürk'e 'Beton Mustafa' diye 'solcular' biliriz! Milliyetçilerin de Atatürk'e bakışları pek farklı değildi. Milliyetçi Hareket Partisi eski İstanbul İl Başkanlarından Nihat Çetinkaya'nın, “Ben İstanbul'daki birçok Ülkü Ocağı'na, 12 Eylül'den önce Atatürk resmi astıramadım” sözlerini hatırlıyoruz! Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun yaptığı şu özeleştiri de bunu doğrulamaktadır: “Biz ülkücülerin de, doğal ve millî liderimiz olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında olumsuz propagandalara ve gelişmelere seyirci kalmakla hata yaptığımızı itiraf etmek isterim” (Arslan Bulut, Yeniçağ, 29.3.2009)!
12 Eylül 1980 öncesinin kaba milliyetçiliğinin hazin bir sonucu da, Türk aydınlarının milliyetçilikten uzaklaş'tırıl'maları olmuştur. Bunun bir ABD Projesi olduğu muhakkaktır. Bugün, Batı'nın kuşatmasından kurtulmak için çıkış yolları ararken, Soğuk Harp Döneminde ve hattâ günümüzde bile İslâmcı, Milliyetçi, Sol ve hattâ 'Atatürkçü' etiketli siyasetlerin büyük ölçüde Amerika'nın kontrolünde olduğu unutulmamalıdır. Bunca acı tecrübeden sonra bile, Millî Bir Siyasetin Ana Ekseninın Sağ-Sol değil; Kuvayı Milliye Ruhu'ndan beslenen bir Millîlik olması gerektiğini hâlâ daha anlayamayanların varlığı hazindir.
Bugün Amerika'nın yaptırımları ile karşı karşıyayız. Dövizin yükselişi bir türlü önlenemiyor! Ekonomist Uğur Civelek, yaşamakta olduğumuz ekonomik krizi Amerika'nın “İkinci 15 Temmuz Darbesi” olarak değerlendiriyor. Bu krizi ancak Millî Mücadele Ruhu ile aşabiliriz. Fakat ne iktidarda ne muhalefette böyle bir kavrayışın belirtileri henüz yok. Sayın Erdoğan bugün, bu yeni sistemle, olağanüstü yetkilere sahip bir Devlet Başkanı durumundadır. Bugüne kadar çok büyük hatalar yaptı. Ancak, bu hataları idrak ederek İç Cepheyi tahkim edebilirse, Devlet Aklı ile hareket edebilirse, Türkiye, Amerikan Emperyalizminin haysiyetsiz tehditlerini, yaptırımlarını etkisiz kılabilir. Ancak, ne sayın Cumhurbaşkanının açıkladığı 100 günlük program ve ne de Hazine ve Maliye Bakanı'nın tedbir adına ortaya koydukları ümit vermiyor! AKP iktidarı, ülkemizi Batı'nın Açık Pazarı durumuna düşüren Piyasa Ekonomisini daha kararlı bir şekilde uygulamakla krizden kurtulabileceğimizi sanıyor! Bugüne kadarki hatalarından hiç ders almamış gözüküyorlar.
Amerika neden Türkiye'yi hedef almaktadır? Çünkü bu coğrafyadaki emperyalist emellerin önündeki en büyük engel Türk Millî Kimliği üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Türkler bin küsur yıl bu coğrafyanın hâkim gücü olmuşlardır. Bizim devşirilmiş aydınlarımız bilmeyebilirler fakat Türksüz ne Avrupa Tarihi ne de Dünya Tarihi yazılabilir! AB Türkiye Temsilcisi Karen Fogg Hanımefendi boşuna, “Türkleri tarihlerinden kopartmalıyız” demiyor! Türkler tarihlerini, tarihe yön veren bir millet olduklarını bilmemeli; Batı Hayranlığı ile bir kompleks çukurunda debelenmeli ki, Batılı 'Dostlar' bu coğrafyadaki emperyalist siyasetlerini rahatlıkla uygulayabilsinler! Batılı birçok tarihçinin bile itiraf etmek zorunda kaldığı gerçek odur ki, Türkler bu coğrafyanın kadim bir milletidir. Anadolu'ya ilk girişimiz kesinlikle 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra değildir! Türkler 9. yüzyıldan itibaren bu coğrafyayı bin küsur yıl adaletle yönetmiş; Türk Yönetimleri; Batılı sömürgeci ve Emperyalist Devletlerin bu coğrafyaya hâkim olmalarını 20. yüzyılın başlarına kadar önlemeyi başarmıştır. Bizim terk etmek zorunda kaldığımız Kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyalarında bugün bir dram yaşanmaktadır. Bunun başta gelen nedeni, Osmanlı Devleti'nin, Maceraperest İttihatçılar elinde zamansız çöküşüdür. İttihatçıların Osmanlı Devleti'ni I. Dünya Harbi'ne sürükleyerek mahvına sebep olmaları, Emperyalist Devletlere bu coğrafyayı kendi emellerine göre şekillendirme ve sürekli olarak kaos tohumları ekmek imkânı vermiştir. Her ne kadar büyük Atatürk, Balkan Paktı ve Sadabat Paktı ve Rusya ile kurulan güçlü dostluk ilişkileri ile, Türkiye'yi bölgesel bir güç durumuna getirerek, bu kaos plânlarının önüne set çekmeyi başarsa da; Atatürk'ten sonra Emperyalist Devletlerle kurulan ittifak ilişkileri ve 'Küçük Amerika Olmak Sevdası' ülkemizi ve bölgemizi yeniden Emperyalist Devletlerin oyun alanı durumuna getirmiştir.
Şunu bir kez daha belirtelim ki, ülkemizin Batı'nın Açık Pazarı durumuna gelmesi; bütün Askerî Darbeler, 1970 sonrasının kanlı SAĞ-SOL çatışmaları, Asala Terörü, PKK Terörü, Ermeni Soykırımı iddiaları, Yunanistan'la, Ermenistan'la yaşanan sorunlar, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, FETÖ ÇETESİ'nin devlette yuvalanması ve yaşadığımız bütün ekonomik krizler bize hep bu ittifakın faturalarıdır.
Şuna inanınız ki, eğer Atatürk bir on yıl daha yaşasaydı bunların hiçbirini yaşamak durumunda kalmazdık. Atatürk'ün Bölge Devletleriyle kuracağı güçlü ilişkiler buna aslâ izin vermezdi. Bugün Akdeniz'den Suriyeli, Iraklı ve Libyalı göçmenlerin cesetleri toplanıyorsa; Filistin'de Siyonist İsrail Devleti o katliamları yapabiliyorsa biliniz ki, bunun temel nedenlerinden biri, ülkemizin Atatürk'ün ölümünden sonra Batı İttifakına katılmak suretiyle Emperyalist Devletlerin menfaatlerine hizmet eden politikaların uygulayıcısı duruma gelmesidir. Şaşırtıcı olan ise, bu gerçeğin, aydınlarımızın ve siyasetçilerimizin büyük bir çoğunluğu tarafından hâlâ daha anlaşılamamış olması ve Batı İttifakı içinde kalmamızın, ülkemizin gerçek bir demokrasiyi kavuşmasının 'olmazsa olmazı' olarak görülmesidir!
Ülkemizin ve bölgemizin Emperyalist Devletlerin müdahalelerinden ve devrevî olarak yaşadığımız ekonomik krizlerden kurtulabilmesinin yegâne yolu, yeniden Atatürk'ün politikalarına dönülmesidir.
Sayın Erdoğan şartların zorlamasıyla da olsa, 'Yerli ve Millî' bir çizgiyi benimsemenin zorunluluğunu görmüş ve 24 Haziran'da milliyetçi bir söylemle yeniden iktidar olmayı başarmıştır. Biz sayın Erdoğan'ın Yerlilik ve Millîlik vurgusunu takdirle karşılıyoruz. Çünkü Türkiye Batı Emperyalizminin hâkimiyetini ancak millî bir siyaset uygulayarak önleyebilir. Türkiye, Atatürk'ün ete kemiğe büründürdüğü Türk Milliyetçiliğinden ve Plânlı Karma Ekonomi siyasetinden uzaklaştığı için çok büyük bedeller ödemiştir. Bu bakımdan sayın Erdoğan'ın 'Yerlilik ve Millîlik' vurgusu önemlidir. Fakat bu söylem uygulamalarla da sürdürülmelidir. Türkiye ancak Plânlı Karma Ekonomi ile ayağa kalkabilecekken, dünyada çökmekte olan Neo-Liberal politikalardan medet ummak büyük bir çelişkidir.
Amerika ve içimizdeki dostları; FETÖ Çetesi'nin tasfiyesinden, PKK'nın üzerine gidilmesinden, Amerika'ya kafa tutan Venezuela Devlet Başkanı Maduro ile kurulan yakın ilişkilerden, sayın Erdoğan'ın Putin ve Ruhani ile birlikte verdiği görüntüden, Şangay İşbirliği Örgütü'ne ve BRİCS'e göz kırpılmasından, İran'a ambargo kararına katılmayacağımızı açıklamamızdan, Rusya ile yapılan S-400 Füze Anlaşmasından rahatsızdırlar. İçimizdeki Yeni Mandacılar bu ilişkileri, 'Amerika'nın kucağından inip, Çin'in, Rusya'nın kucağına mı oturacağız' diye değersizleştirmeye çalışıyorlar! Türkiye'yi illâ bir kucağa oturtacaklar ya! Sorsak, 'Atatürkçüyüz' derler! Fakat Atatürk'ün “Tam İstiklâl” sözleri bunlar için hiçbir anlam ifade etmiyor! Bu Beylere göre 'Demokrasi Batı'da imiş; bizim Doğu'da ne işimiz varmış!' Nasıl bir Amerikan kuşatması altında olduğumuz meydandayken, 'Rusya tarafından kuşatıldığımıza inanacak' kadar da gaflet içindeler. Hâlbuki, Batı'ya olan ekonomik bağımlılığımız ancak Bölge Devletleri ve Avrasya ülkeleri ile geliştireceğimiz güçlü ekonomik ilişkilerle dengelenebilir. Bu bakımdan bu adımlar doğrudur. Fakat ülkemiz üzerinde bu kadar etkili olan Amerika'nın bunları kolaylıkla kabul etmeyeceği hesaplanarak, iktidar gereken tedbirleri çok önceden almalıydı.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık