• 21 Mart 2019, Perşembe 17:11
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

SİSTEMİ SORGULAMAK ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Prof. Semih Koray 6 Mart tarihli Aydınlık'ta önemli bir konuya değinmiş. Seçim sandığını 'yegâne çözüm aracı' olarak görenler, bu yazıyı dikkatle okumalı ve 70 yıllık demokrasi serüvenimizi sorgulamalıdırlar.
 Sayın Koray şöyle diyor: “Bilimde doğru seçimle belirlenmez. Bilimde doğrunun ölçütü, nesnel gerçeklikle sınamadır. Doğa bilimlerindeki bütün büyük atılımlar, çoğunluğun onayından değil, pratiğin sınamasından geçtikleri için, bugün insanlığın birikimi içinde sahip oldukları yere kavuşmuşlardır. Günümüzde de, doğa yasalarının ezici çoğunluğunun, yapılacak bir halk oylamasından yenik çıkacağına pe kuşku yoktur.” 
Sayın Koray, daha sonra şu başlığı atmış: 
“Çözüm işi erbabına bırakmak mı?”
“Mevcut toplumsal yapı içinde ileri teknolojilerin ve bunların dayandığı bilimsel bilgilerin geliştirilmesi, bilim insanları eliyle gerçekleştirilmektedir.  O zaman, toplumsal alanda da benzer bir yol izleyip, toplumsal gelişmeyi de teknolojik gelişme gibi, 'işin erbabına' mı bırakmamız gerekir?”
Evet, günümüzde teknolojinin ulaştığı boyutlar uzmanlığı bir zorunluluk olarak karşımıza çıkarmaktadır. Burada sormak durumundayız: Siyasetçiler ne kadar uzmandır?
Aydınlarımız Tanzimat'tan bu yana, Batı tipi bir demokrasinin mücadelesini vermektedirler.  Fakat geldiğimiz noktada, masallardaki bir tekerleme durumu söz konusudur: 
“Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir de arkamıza baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz!”
Açık konuşalım: yüz elli yıldır hayran olduğumuz; 1876, 1908 ve 1930'da denediğimiz ve 70 yıldır fiilen uyguladığımız bu sistemde, çok önemli aksaklıkların olduğu bir gerçektir. Bize göre, en önemli sorun, 'Seçilmiş atanmıştan üstündür' demagojisi ile, Mili Bürokrasinin işlevsizleştirilerek, Millî Derin Devletin tasfiye edilmesi; milletin kamplara bölünerek ortaya bir 'Beka Meselesi'nin çıkmasıdır. 
Peki, neden? Çünkü, Çok Partili Sistemde, istisnasız, iktidara gelen bir parti, Anayasayı ve yasaları zorlayarak, her alanda kendi hâkimiyetini kurmak için, devletin her kademesine kendi adamlarını getirmek istemektedir. Tabiî, ehliyet ve liyakat ilkesi göz ardı edilerek! Bunun için de, kendi hâkimiyetlerinin önünde en büyük engel olarak gördükleri; itiraz eden, Devletin ve Milletin çıkarlarını korumak konusunda duyarlı bir Millî Bürokrasi yerine;  Osmanlı dönemindeki, 'Kapıkulu' niteliğinde bir bürokrasi tercih edilecektir!
Bu anlayış, Çok Partili Hayatımızın hemen, bütün dönemlerinde böyle olmuştur.. Fakat yine de, 12 Eylül öncesinde, iktidarların, kendileri ile çalışmak istemedikleri için, kanunlara aykırı olarak görevden aldıkları bürokratların başvuracakları güvenilir bir Danıştay vardı. Hukuka aykırı kararlar Danıştay'dan dönerdi. Ancak 16 yıllık AKP iktidarı buna da imkân bırakmadı. Çünkü 16 yılda tüm bürokrasiyi kendi adamlarıyla doldurdular!  Hani, emanet ehline verilse, uzmanlara danışılsa neyse!  Zihniyet, 'Ben en iyisini bilirim' olunca, hatalar ve buna bağlı olarak ekonomik kayıplar da kaçınılmaz! 
1950'den sonra, çevreyi de olumsuz etkileyen Barajlı Santral yapım politikaları hız kazandı.  Naci Özen, “Kusursuz Enerji Plânı, -İnanılmaz Bir Melanetin Anatomisi-” isimli kitabında, bu barajlı Santralların ve HES'lerin içyüzünü gözler önüne sermiş. Sözde, ekonomik kalkınmamız için yapılan yatırımlar,  John Perkins'in, “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” kitabında, Amerika'nın, gelişmekte olan ülkeleri, nasıl borç batağına sürüklediğine ilişkin verdiği örneklerden farksız!
Türkiye borçlandırılarak diz üstü çökertiliyor. İşin ilginç yanı, devasa boyutlarda inşa edilen Çoruh üzerindeki barajlı santrallerin çoğunda, elektrik enerjisi üretilmesinin imkânsız olması! Çünkü bu barajların tamamını dolduracak su yok! Fırat nehri üzerindeki barajlar da aynı durumda. Büyüklükler devasa! Meselâ Atatürk Barajı 8 tribünlü yapılmış fakat sadece 4 tribünü çalıştırılabiliyor!  Naci Özen'e göre bu kadar büyük barajlı santraller yapılması  büyük israf. Türkiye, yamaç santralları ile çok daha ucuza ve çok daha fazla enerji üretebilir! Fakat bunları kime anlatacaksınız!
İstanbul Teknik Üniversitesi Profesörlerinden Eren Omay da, “çok övündüğümüz büyük barajlar yapılmasının, hem yüksek borçlanmalar gerektirdiğini, hem de bunların işletme maliyetlerinin çok yüksek” olduğunu söylüyor! Sayın Omay'ın verdiği bilgilerden, 'İstanbul Üniversitesi'nin Hidrolik laboratuvarının çalıştırılmadığını; hâlbuki, bu laboratuvar çalıştırılmış olsa, barajların ve HES'lerin kapasite ölçümlerinin tam olarak yapılabileceğini ve ülkenin bundan büyük kazançlar elde edeceğini' öğreniyoruz! 
HES ve Barajlı Santral yapım projelerinde ısrar eden Türkiye'nin, Güneş Enerjisi potansiyeli 380 milyar kilovat saat! Rüzgâr santrallerinin üretime geçmesi hâlinde yılda üretebileceğimiz enerji 270 milyar kilovat saat ve yalnızca bu, bugün ürettiğimiz elektrik enerjisinin bir buçuk katı! Prof. Doğan Aydal'ın belirttiğine göre, Almanya 7400 megawat'lık Güneş Enerjisi Santralı kurmuş! Bizden daha kuzeyde olan Almanya yapmış bunu! Ürettiği enerjinin % 17'si yenilebilir enerji! İspanya'da bu miktar %19; İtalya'da %12; Türkiye'de ise %2.5!  Amerika 9 bin megawat'lık Güneş Enerjisi Santralı kuruyor! İngiltere elektrik üretiminin yüzde 6'sını güneş enerjisinden sağlıyor! Bizim bu konuda hâlâ daha ciddi bir plânlamamız yok! 5000 megawatlık nükleer enerji için 10 ila 12 milyar dolar arasında bir harcamadan söz ediliyor fakat nedense kesin rakam açıklanmıyor! Hâlbuki, 8 bin megawatlık Güneş Enerjisi Santralı için 7-8 milyar dolarlık bir harcama söz konusu! Kuzey Kutbuna yakın bir ülke olan Alaska'da bile güneş enerjisi panelleri ile elektrik üretiliyor! Dış ticaret açığımızın üçte birinden fazlası enerji ithalâtından kaynaklandığı hâlde, iktidarların alternatif enerji kaynakları konusunda ciddî bir çabaları yok! 
Ve nihayet, 2017 yılına gelindiğinde, bu konuda bizde de bir gayret başlıyor!
MİLLÎ BİR TARIM POLİTİKAMIZ YOK!
1950'lerde, Devletçilik yerine,  Serbest Piyasa Ekonomisi baş tacı edilince, çok yanlış olarak, her şeyi ihraç etmeye odaklandık. Sanki ülkemiz, İngiltere ve Japonya gibi, sınırlı tarım alanına sahip bir ülkeymiş gibi! Hâlbuki, devletin belirlediği genel bir plâna göre, üretim odaklı bir tarım politikası takip edilmeliydi. Çok verimli topraklarımızda plânlı ve  modern tarım teknikleri uygulayabilirdik. Bugün Konya ilimiz kadar olan Hollanda, senede yüz milyar dolarlık tarım ürünleri ihracatı yapıyor! Biz ise, artık tarım ürünleri ithal eden bir ülkeyiz! Ulusal Kanal'da, Vatan Partisi'nin Kocaeli Belediye Başkan adayı endüstri mühendisi 'hemşerimiz',  sayın Ahmet Şahin'i dinliyoruz. Verdiği bilgilerden etkilenmemek ve 'Yöneticilerimiz uyuyor mu' diye haykırmamak mümkün değil. 
Dünyada yüz liralık sebze meyve alışverişinde, ortalama 82 TL köylünün cebine giriyor. Bizde ise yüzde on bile değil! Aracı kârları Hollanda'da yüzde 9, İsrail'de yüzde 7!
Hollanda yaklaşık 50 yıl önce bu işin ancak plânlama ile çözülebileceğini görmüş. Ülke genelindeki tüketim miktarları belli. Buna göre üretim plânlaması yapmışlar. Kooperatifçilik geliştirilmiş. Üretici ürünü kooperatife satıyor! Düşününüz ki, Hollanda kapitalist bir ülke! Fakat üretim plânlaması yapıyor ve kooperatifçiliğe önem veriyor! 
Biz de ise öyle bir plânsızlık var ki, 118 bin kilometre kare arazimiz ekilmiyor! 
Sayın Şahin'e göre, fındık 20 lira olabilir. Çünkü İtalyan ve Hollandalı firmalar bizim fındığımızı 3 milyar dolara alıp 8 milyar dolara satıyorlar!  Kârı da ceplerine indiriyorlar!
Her alanda müthiş bir plânsızlık ve savurganlık içindeyiz. İnanılır gibi değil, ama, sayın Ahmet Şahin'in belirttiğine göre, Kocaeli Belediyesi'nin 350 adet makam aracı varmış! 
Bütün bunların sebebi nedir? Emanetin ehline verilmemesi; Millî Devletin zayıflatılması; Atatürk Döneminin Plân anlayışının yerine, şuursuz bir Serbest Piyasa sevdasına kapılmamız ve hâlâ daha bunun vahim sonuçlarının görülememesidir! 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık