• 17 Kasım 2014, Pazartesi 8:56
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

“SEVR'İ YIRTIP ATAN MİLLETİZ!”
 Atatürk Orman Çiftliği  istikametini gösteren yön tabelalarına (OÇ) diye yazdırılmış! Eskiden AOÇ diye yazılırdı! Sayın Erdoğan’ın yaptırdığı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın adresi olarak da yine AOÇ değil, o semtin adı olan Beştepe gösteriliyor!  Anlaşılan o ki, bir Atatürk alerjileri var! Fakat enteresandır; sayın Cumhurbaşkanı, ABD’nin baskılarından bunaldığında, şu tavrı koyabiliyor: “Ne içerideki ihanet şebekelerine ne de dışarıdan gelen algı operasyonlarına Türkiye boyun eğecek, eyvallah edecek bir ülke değildir. Sevr Antlaşması’nı yırtıp atmış, manda ve himayeyi elinin tersiyle itmiş, bağımsız, hür bir ülkeyiz, Türkiye’yiz!”
Eyvallah! Biz, böyle bir millî şuûra sahip yönetimlere şapka çıkarırız. Fakat önce samimiyetlerine inanmamız gerekir. “Sevr’i  yırtmış atmış bir milletiz” diyen bir zihniyetten, öncelikle, ülkeyi yeni bir Sevr’e götürecek yabancı senaryolara da karşı çıkmaları beklenir. Ne yazık ki, bu iktidar, ‘Çözüm Süreci’ adı altında, ülkeyi yeni bir Sevr’e doğru  sürüklemektedir. Bunu bizzat kendileri de itiraf ediyorlar. Bu hükümetin Bakanlarından sayın Nurettin Canikli’nin  şu tespitine bakar mısınız: “Haritalar yeniden çizilmek üzere, kendi amaçları doğrultusunda araç olarak gördükleri PKK’yı hareketlendirerek, kendi uzun vadeli  amaçları için terörü harekete geçirdiler. Suriye, Irak ve Türkiye’den parçalarla “Büyük Kürdistan” projesi  olabilir gibi duruyor!”
Cümleleri olduğu gibi aktardık. Şimdi bu sözler ne anlama geliyor? ‘Haritalar yeniden çizilmek üzereymiş!’ İyi de, siz iktidar olarak, bunu önlemek için hangi tedbirleri alıyorsunuz?  Tedbir alacak durumda değilseniz, o zaman o koltuklarda niçin oturuyorsunuz?
Diğer taraftan, yine de sayın Cumhurbaşkanının “Sevr’i yırtmış atmış bir milletiz” değerlendirmesi önemlidir. Çünkü, bu zihniyetin temsilcileri televizyon ekranlarında yıllarca, ‘Sevr imzalanmadı’ nakaratını tekrarlayıp durmuşlar; İtilâf Devletlerinin İstanbul Hükümetine zorla imzalattığı Sevr’i yırtıp atarak, onlara Lozan’ı imzalatmayı başaran Atatürk’ü karalayıp, Sevr’i imzalayan Vahdettin’i yüceltmişlerdir!
Sevr’in yırtılıp çöpe atılması elbette ki, her Türk vatandaşı için gurur kaynağıdır. Ancak ne var ki, bu tarihî hadisenin Türk Milleti için önemini kavrayanların, Sevr’in imzalanmasına karar veren Padişah Vahdettin’e karşı da bir tavır içinde olmaları beklenir.  Fakat ne yazık ki, böyle bir durum söz konusu bile değil. Bırakınız Vahdettin’e karşı tavır almayı, Sayın Cumhurbaşkanı, İstiklâl Harbimizin ve Cumhuriyetin sembolü hâline gelen; Atatürk’le özdeşleşen ve eski Cumhurbaşkanı döneminde milyonlarca lira harcanarak restore edilen Çankaya Köşkü’nü bir kalemde silip atarak, kendisine  yeni bir devasa Saray yaptırıyor; İstanbul’daki  çalışmaları için de, restorasyonu süren, ‘teslimiyetin ve işbirlikçiliğin sembolü  olan’  Vahdettin’e ait  Köşkü seçiyor!
Çelişki içindeler!
 Kimse Atatürk’ü sevmeye zorlanamaz.  Fakat her Türk vatandaşının başta Atatürk olmak üzere, bu Cumhuriyetin kurucularına karşı saygılı olmaları beklenir. Çünkü onlar, bu Cumhuriyeti yoktan var ettiler. Her şeyimizi onların fedakârlıklarına ve vatanseverliklerine borçluyuz. Bunu öncelikle, bu ülkeyi yönetenler idrak etmelidir.
Atatürk, Yüce Peygamberimiz için şu sözleri söylemişti: “Hz. Muhammed Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonsuza kadar O ölümsüzdür” (Y.Koç, A.Koç, “Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk”, s. 110).  
 Biz, kadirbilir Türk Milleti’nin, ‘Gerçek Atatürk’ü tanıdıkça, O’nu daha çok seveceğine ve Atatürk’ün isminin de, Türklük bu dünyada var oldukça, Oğuz Kağan gibi, Bilge Kağan gibi yaşayacağına inanıyoruz.
Bazı muhafazakâr vatandaşlarımızın Atatürk’e karşı bu hissizliklerinin temel sebebi, İstiklâl Harbimizin gerçek tarihini bilmemeleri ve Atatürk’ü sahiplenen kesimlerin, “Anti Emperyalist, Halkçı, Devletçi ve Milliyetçi”  Atatürk’e ‘Batıcı’ bir kimlik giydirerek, O’nu bu kimlikle putlaştırıp, halktan uzaklaştırmalarıdır. Ne yazık ki, Muhafazakâr vatandaşlarımız, Atatürk’ü de Vahdettin’i de tanımıyor! Bu bakımdan, Vahdettin ve Sevr konusunda bazı hatırlatmalar yapmayı yararlı görüyoruz.
Padişah Mehmet Reşat’ın ölümü üzerine, 4 Temmuz 1918 tarihinde Padişah olan Mehmet Vahdettin, “Bütün umutlarımı Allah’tan sonra İngiltere’ye bağladım” diyebilmişti. Ancak ne acıdır ki, İngiliz işgal kuvvetlerinin temsilcileri, Padişah ile görüşmeye bile tenezzül etmediler (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 100)!                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                    
Vahdettin, 30 Mart 1919’da, Damat Ferit aracılığıyla, kendi eli ile yazdığı bir tasarıyı, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe’a ulaştırır. Buna göre Vahdettin, “Osmanlı İmparatorluğu’nun  15 yıl müddetle İngiliz sömürgesi olmasını teklif etmekteydi” (Turgut Özakman, “Şu Çılgın Türkler”, s. 17)!
Kâzım Karabekir Paşa,  Padişah Vahdettin’in İngiliz mandasından yana olan bu tavrını, şu zehir zemberek sözlerle eleştirir: “Boğazlar ve birkaç vilâyet Fas Sultanlığı’ndan beter bir hâlde, İngiliz himayesinde bir Hidivlik olacaktı. Padişah ve murdar maiyeti, yaşamak için bu namussuzluğu kabul etmişler ve başka çaremiz kalmadı, İttihatçılar memleketi batırdı, bu kadarını olsun kurtarabildik diye vicdan acılarını giderecek formül de bulmuşlardı” (İstiklâl Harbimiz, s. 146)!
Sevr’in imzalanmasına gelince; 22 Temmuz 1920’de sarayda toplanan 50 civarında Kabine üyesi, asker, sivil ve din adamı anlaşmayı tartışmış ve yapılan oylama sonunda, imzalanmasına karar vermiştir. Bu oylama sırasında,  Padişah Vahdettin’in ayağa kalkarak, kabul oyu verdiği bilinmektedir. Araştırmacı Osman Selim Kocahanoğlu’nun belirttiğine göre, Atatürk’ün meşhur muhaliflerinden, Birinci Meclis’teki II. Grup’un liderlerinden biri olan Hüseyin Avni Bey, ‘Vahimeddin’ olarak nitelendirdiği Vahdettin’in de katıldığı Saltanat Şûrasında, Sevr Antlaşması’nın tartışılıp imzalanmasına karar verildiğini öğrenince “Ayağı kırılsaydı da Saltanat Şûrasına gitmeseydi” diyecektir (O. S. Kocahanoğlu, “Kâzım Karabekir”. s. 247).
10 Ağusutos 1920’de Sevr Antlaşması’nın imzalanması üzerine, Kâzım Karabekir Paşa, 16 Ağustos’ta Meclis Başkanlığına başvurarak, “Şûrayı Saltanat’ta Türkiye’nin hayat ve mevcudiyetini söndüren bu zulüm muahedesinin imza edilmesine karar ve rey veren esâmîsi mâlûm şahısların ve muahedenameye imza koyanların ihâneti vataniye ile itham olunması ve haklarında hükmü gıyabî verilmesini ve bu vatansızların isimlerinin her yerde lânetle yâd edilmesinin ilân ve tamim olunmasını” teklif eder (“İstiklâl Harbimiz”, s. 795).
Bunun üzerine Meclis, 19 Ağustos’ta 1920, “Sevr Antlaşması’nı imza edenlerle, anlaşmanın kabulü için yapılan tartışmada oy veren Saltanat Meclisi üyelerini vatan hâini olarak kabul eden” kararı almıştır (Turgut Özbay, “Lozan’dan Sevr’e Türkiye” s. 73).
Evet, tarihî gerçekler bunlar.
Ne yazık ki, Vahdettin hayranları tarihimizi bilmiyorlar. Atatürk’e düşman ve Sultan Abdülhamid’e hayranlar fakat Abdülhamid’le Atatürk’ün aynı millî siyaseti sürdürdüklerinden bile haberdar değiller. Çünkü okumuyorlar! Sıradan insanlar için bunu mazur görebiliriz fakat bu ülkenin en tepesine gelenlerin tarihimizi bilmemelerinin bedelini millet olarak hep birlikte ödüyoruz. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık