• 07 Nisan 2019, Pazar 18:14
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

SEÇİM SONUÇLARI ÜZERİNE

1954'den bu yana yaşanan bütün seçimleri  hatırlıyoruz.  Cumhur ittifakının kullandığı üslup gibi, milleti bölen bir üslubun kullanıldığına hiç şahit olmadık. Ne ise ki, kazasız belâsız 31 Mart'ı aşmayı başardık. AK Parti, kendisini iktidara taşıyan İstanbul ve Ankara gibi çok önemli iki merkezi kaybetti. Bakalım 25 yıllık hesabın arkasından neler çıkacak!
 Bize göre bu seçimin galipleri, İstanbul ve Ankara'yı 25 yıl sonra yeniden kazanan CHP ve beklenmedik bir şekilde yeniden dirilen MHP'dir. CHP; AKP'den kopan oyların kendisine gelmeyip de MHP'ye gitmesinin nedenlerini araştırmalıdır.
Üretimi ihmal eden; betonlaşmaya prim veren AKP de bunun bedelini ödedi. Umarız artık, üretime önem veren ve milletin tümünü kucaklayan bir politika takip ederler.  
CHP, 25 yıl önceki hatasını tekrarlamayarak; İYİ Parti ile kurduğu ittifak sayesinde İstanbul ve Ankara'yı yeniden kazandı. Fakat, CHP'nin Doğu ve Güneydoğu'da hiçbir varlık gösterememesi, iktidar alternatifi durumuna gelebilmesinin önündeki en büyük engeldir.  
CHP'nin bu büyük eksikliği bugün, AK Parti tarafından karşılanmaktadır.  AK Parti Doğu'da ve Güneydoğu'da, seçmenin tercih ettiği birinci ya da ikinci parti olmayı başarmıştır.  CHP bu bölgeyi ihmal eder ve AK Parti'deki gerileme devam edip, önümüzdeki yıllarda,  ANAP'ınki gibi bir sonla karşılaşılır ve HDP tek başına bölgede etkinlik kurarsa, bu ülkemizin bütünlüğü için ciddî bir tehdit oluşturabilir.
Bu bakımdan CHP; Doğu ve Güneydoğu'ya mutlaka özel bir önem vermelidir. Cumhuriyetin kurucusu olan bu partimizin bu bakımdan sorumluluğu büyüktür.
Bugün CHP'nin en temel meselesi kendi kurucu köklerinden kopması; 6 OK'un yerine Sosyal Demokrasiyi benimsemesidir. Sosyal Demokrasi, Serbest Piyasa Ekonomisini esas kabul eder ve emperyalizmle uzlaşmacıdır. Batı'da, Sosyal Demokrat partilerin bulunduğu ülkelerin hepsi emperyalist ülkelerdir.  Gelişmekte olan bir ülke solunun, Sosyal Demokrasiyi benimsemesi taklitçilikten başka bir şey değildir. Kemalizm ve Sosyal Demokrasi birbirinin zıddıdır. Çünkü, Kemalizm Plânlı Karma Ekonomiyi esas alır!
CHP; 'Daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük' taleplerini dillendirmek yerine, milletin önüne, büyük Atatürk'ün 1930'larda yaptığı gibi, somut Millî Ekonomi Modelleri koymalıdır.  Unutulmamalıdır ki, daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük ancak, Daha Çok Üreten ve Daha Adil Paylaşan ülkelerde söz konusu olabilir! 
CHP ayrıca, Açılım Sürecinde, AK Parti'nin düştüğü hataya düşmemeli; AK Parti iktidarının, Açılım Sürecindeki vahim hatalarının, milletimize ve devletimize ödettiği yüksek bedel aslâ unutulmayarak; Yerel Yönetimlere Özerklik, Anadilde Eğitim gibi talepleri telâffuz etmemelidir. Bu söylemlerin; partiyi kurucu değerlerinden uzaklaştırmak ve bölücülüğü cesaretlendirmekten başka bir işe yaramayacağı bilinmelidir.
 Açılım Sürecinde ve sonrasında yaşananlar; devlet acze düştüğünde terör örgütünün nasıl palazlandığını; devlet, 'devlet gibi' davrandığında ise nasıl köşeye sıkıştığını, halk üzerindeki etkisini nasıl kaybettiğini bize göstermiştir. Terörsüz bir hayatın mükemmelliğini; ekonomiye getirdiği canlılığı gören yöre halkı tercihini daha özgürce yapabilmiştir.
AK Parti iktidarı, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, PKK'nın üzerine kararlı bir şekilde gitmekle birlikte, PKK'nın uzantısı olduğu gün gibi meydanda olan HDP'nin, bir siyasî parti olarak faaliyette bulunmasına göz yummaktadır ve bu parti hakkında bir türlü yargı sürecini başlatmamaktadır. Bu müsamaha sayesinde, bölücü düşüncelerin palazlanmasına ortam yaratıldığı bilinmelidir.
Ne yazık ki,  tarih bilinci olmayan okumuşlarımız (Bunlara aydın diyemiyoruz. Çünkü aydın ülkesinin ve milletinin menfaatlerinin, ülkesinin bölünmez bütünlüğünün yanında olmalıdır), bu ülkenin özgür ve eşit yurttaşları olan Kürt kardeşlerimizin, 'kendi dillerinde eğitim hakkı ve en azından yerel yönetimlerde özerklik hakkı tanınması' ile daha özgür ve mutlu olacakları gibi bir saplantı içindedirler. Ne yazık ki, bu zat-ı muhteremler, bunun sonuçlarının nereye varacağını da düşünememektedirler.  
Atatürk'ten sonra katıldığımız Batı İttifakı içinde, Millî Derin Devletimiz yok olduğu için, Batılı 'dostlarımız' ülkemizin üzerine çökmüş durumdadırlar. Bunların telkin ve tavsiyeleriyle üretim ekonomisinden uzaklaşan; şuursuz bir özelleştirme ile bütün iktisadî varlıklarını yabancılara teslim eden ülkemiz, bir borç sarmalına sürüklenmiştir. 'Kürt Sorununu' da başımıza musallat edenler bunlardır! İşin vahimi, kıbleleri Batı olan kimi okumuşlarımızın,  Batı'ya karşı 'demokratlıklarını kanıtlamak için',  en az, Kürtçüler kadar Kürtçü olmak zorunda olduklarını zannetmeleridir!
Kendilerini uyaracak Millî bir Derin Devletimiz olmadığından, savruldukça savrulmuşlar; neticede de -bırakınız anadilde eğitim ve yerel yönetimlerde özerklik hakkı tanınmasını-; 'Kürtlerin de bir devlet kurmalarının hakları olduğunu' çok demokratik ve haklı bir talepmiş gibi dillendirir olmuşlardır! Tabiî bunda, milleti aydınlatmada yetersiz kalan üniversitelerimizin, millî vasfını kaybetmiş medyamızın katkılarının büyük olduğunu; Açılım Sürecinin de bu savrulmaları tetiklediğini belirtmeliyiz.
Tekrar hatırlatalım: Bizim Kürt Sorunu diye bir sorunumuz yoktur. Kürtler bizim özgür ve eşit yurttaşlarımızdır.  Yerel Yönetimlere Özerklik verilmesi,  anadilde eğitim hakkı tanınması istekleri tehlikeli fantezilerdir. Kürtçüler bu verdiklerinizle yetinir mi sanıyorsunuz? Bağımsız Kürdistan talepleri açık açık dile getirilmiyor mu? Amerika, kukla bir 'Büyük Kürdistan' için devrede değil mi?  Suriye'nin Kuzeyindeki yapı kimin eseridir? 
Varsayalım ki, Doğu ve Güneydoğu'da mahallî özerklik tanındı! Bunun sonuçlarını düşünebiliyor musunuz?  Kürt nüfusun çok büyük bir kısmı Türkiye'nin dört bir tarafında yaşamaktadır. O zaman bir ayrışma başlamayacak mıdır? Bu ayrışmanın nasıl bir kaosa sebep olacağı düşünülmekte midir? Zaten Batılı 'dostlarımızın' istedikleri de bu değil midir?
 Terörle bu ülke insanını birbirine düşman etmeyi başaramadılar; şimdi bunu demokratik hak ve özgürlükleri genişletmek maskesi ile yapacaklar! 
Bu konuda, Kuzey İrlanda önümüzde önemli bir örnek olarak durmaktadır. Kuzey İrlanda'daki ayrılıkçı Katoliklerin, kendileriyle aynı ırka mensup olan Protestanlarla kanlı bıçaklı oldukları nasıl unutulur? Kuzey İrlanda'da Katoliklerin ve Protestanların; bırakınız  aynı apartmanlarda  yaşamalarını; mahallelerinin bile ayrı olduğunu hatırlatalım! 
Bir nebze aklı ve vatan sevgisi olanlar bu ülkenin birliğine ve bütünlüğüne  hâlel getirecek tasavvurlara aslâ itibar etmezler; etmemelidirler.
BORÇLA ÇEVRİLEN EKONOMİ!
İktidarın oy kaybının temel sebebi, ekonomideki kötü gidiştir. Üretime dayanmayan; ekonomiyi borçla döndürmeye programlanmış bir modelin iflâsını yaşıyoruz. 
Türkiye, gıda üretimi bakımından dünyanın kendi kendine yeten birkaç ülkesinden birisi iken, bugün hemen bütün tarım ürünlerini ithal eden bir ülke durumuna gelmiştir! Ne yazık ki, ne iktidarın ve ne de Meclis'teki muhalefet partilerinin bir millî ekonomi modelleri vardır. 
İktidar ve muhalefet partileri, Batı'nın kafalara yerleştirdiği 'devlet fabrika yapmaz' saplantısından vazgeçmelidirler. Devlet ve özel teşebbüs el ele vererek, Atatürk dönemindeki gibi bir Plânlı Karma Ekonomi Modelini uygulayarak, başta Rusya olmak üzere Bölge Devletleriyle Stratejik Ortaklıklar geliştirerek bu borç sarmalından kurtulabilir ve yeniden dünyanın itibarlı ülkelerinden biri durumuna gelebiliriz.
 Fakat, Batı'nın yörüngesine giren bir kesim bunun önündeki en büyük engeldir. 'Demokrasi Batı'da' diyerek, bizim, ülke olarak bu ilişkileri kurmamıza karşı çıkanlar, Batı'ya olan bu bağımlılığın sürmesine hizmet ettiklerini bilmelidirler. 
Türkiye artık üretmek zorundadır. Kendisini 'Dersimli' olarak tanıtmasını kınadığımız, Tunceli Belediye Başkanı'nın, Ovacık'taki Başkanlığı sırasında geliştirdiği kooperatifçiliğin üreticiyi nasıl refaha kavuşturduğunu gördük. Aynı şey Tire'de de yapılıyor! Tire'de üretici kooperatifleşmiş. Sütlerini kooperatife teslim ediyorlar. Her türlü alışverişlerini de, bir kuruş para ödemeden kooperatifin tüketim mağazasından yapıyorlar! 
Serbest Piyasa Ekonomisini baş tacı yapanlar,  bu ülkede kooperatifçiliğe yıllarca 'Komünist İşi' diye baktılar.  Hâlbuki, Hollanda da bile, üretici kooperatiflerde örgütlenmiş ve bunun yarattığı refahı ve kolaylığı yaşıyor! Tarım üretimi plânlı bir şekilde yapılıyor!
Bizde ise her alanda tam bir keyfîlik hâkim!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık