• 21 Şubat 2019, Perşembe 17:30
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

SAYIN CUMHURBAŞKANININ MADURO-ESAD ÇELİŞKİSİ ! (2)

Küremizin  Kabadayıların,  Suriye'de yarattıkları terörün ülkemize faturası, dört milyon Suriyeli göç-men, bunlara yapılan yaklaşık 35 milyar dolar harcama; Suriye ile gelişmekte olan ticaretimizin tamamen kesilmesi nedeniyle  mahrum kaldığımız milyarlarca dolar gelir ve Suriye'nin Kuzeyinde kurulmakta olan Kukla Kürdistan'dır!
 Suriye meselesinde sadece iktidar değil, muhalefet de sınıfta kalmıştır.  Muhalefet; iktidarın Suriye politikasının yanlışlığını; bunun ülkemize nelere mâl olduğunu ve gelecekteki kayıplarımızı, çok daha etkili bir şekilde milletimize anlatabilir ve kamuoyu oluşturabilirdi. Fakat bunu yapmamıştır; yapamamıştır. Hâlbuki,  güçlü bir muhalefetin yaptığı sağduyulu eleştiriler,  aynı zamanda, iktidar için de bir doğru yol kılavuzudur. Ne yazık ki,  muhalefet bu işlevini yerine getirememiştir.
İktidarın,  Suriye hariç,  Rusya ve Bölge Devletleriyle ilişkileri eskiye göre iyidir fakat yeterli değildir.  Suriye ile düşmanlık politikasının sürdürülmesi ise çok vahim bir hatadır. 
Suriye bize ne yaptı?
 Hadi, Abdullah Öcalan teröristini 
ülkesinde besliyordu diyelim. İyi ama, K.K. Komutanı sayın Atillâ Ateş'in 16 Eylül 1998'de yaptığı o meşhur konuşmadan sonra, Suriye Öcalan'ı ülkeden göndermedi mi?  Suriye ile, 'bizim unuttuğumuz' ve sayın Putin'in bize   yeniden hatırlattığı' Adana Mutabakatı'nı 20 Ekim 1998'de  imzalayarak, teröre karşı işbirliği yapacağımıza karşılıklı olarak söz vermedik mi? Sayın Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı iken, güzel bir jest yaparak, 10 Haziran 2000'de vefat eden Suriye Devlet Başkanı Hafız  Esad'ın cenaze törenine katılmıştı.  Sezer'in bu jestini Abdulah Gül'ün eleştirdiğini de hatırlıyoruz! Fakat daha sonra, Başbakan Erdoğan ile Beşar Esad arasında bir yakınlaşma başlayacak; iki devletin ortak Bakanlar Kurulu toplantılarını takiben, Bodrum'da ailece tatil yapmalarına tanık olacaktık! Ancak, BOP Plânı çerçevesinde Amerika, 'Suriye'ye de demokrasi getirmeye karar verince', biz de Amerika'nın yanında yer alarak; Esad'a karşı ayaklanan muhaliflere destek verecektik! 
Sormak durumundayız: Suriye ve Başkan Esad bize ne yaptı da, Amerika'nın yanında yer aldık? Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değdi mi?
     AKP sözcüsü sayın Ömer Çelik, bir gazetecinin, Suriye ile ilişkilerimizin geleceği konusundaki sorusu üzerine şunları söylemişti: “Suriye, bizim taleplerimiz doğrultusunda adımlar atmadı!”
Suriye'den taleplerimiz nelerdi? Meclis'in ve milletimizin bu talepler hakkında bilgilendirilmeleri gerekmez mi?  Bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır?
İktidarın, Suriye konusundaki vahim hataları, bizi bugünkü fiilî durumla karşı karşıya bırakmıştır ve iktidar hâlâ daha, Suriye karşıtı tavrında ısrarlıdır! Bu durum haklı olarak, bazı yandaş yazarlar tarafından bile eleştirilmektedir!
Amerika, Suriye'nin Kuzeyinde bir 'Kukla Kürt Devleti kurmak istiyor. Türkiye haklı olarak buna karşı. Çünkü en büyük Kürt nüfus bizim topraklarımızda yaşıyor. Böyle bir devletin kurulması bizi de etkileyecek. Peki, o zaman, bunun engellenmesi için, bizim, bu toprakların asıl sahibi olan Suriye ile birlikte hareket etmemiz gerekmez mi? Suriye ile birlikte hareket etmemiz Suriye üzerindeki emperyalist hesapları da bozmaz mı? 
Suriye ile birlikte hareket etmemiz Amerika'yı güç durumda bırakmaz mı?
Suriye ile uzlaştığımız takdirde, Batılı 'dostlarımızın' en büyük korkuları olan,  Türkiye'nin; İran, Irak ve Suriye ile bir Batı Asya Bloku oluşturmasının da yolu açılmış olacaktır.   Amerika'nın bütün bölge ülkelerini tehdit eden haydutluklarını ancak böyle bir blokla önleyebiliriz. Böyle bir blok gerçekleştiğinde, Rusya'nın da bu bloka yaklaşacağı bilinmelidir.  Çünkü Rusya da -bazı tatlı su solcuları  ve yandaş yazarlar göremese bile-,  bizim gibi, Amerika'nın kuşatması altında olan bir ülkedir. 
Bu  nedenle, böyle bir blok elbetteki, köklü bir dış politika değişikliğidir ve bunun o kadar kolay olmayacağını da biliyoruz! Çünkü Soğuk Harp boyunca ekonomisinden siyasetine, eğitiminden kültürüne varıncaya kadar koyu bir Amerikancılığın hâkim olduğu;  aydınlarının, 'Demokrasi Batı'da bizim Doğu'da ne işimiz var' anlayışına sahip bulunduğu bir ülkede, böyle bir rota değişikliğine tepkiler olacaktır. Fakat, bu doğrultuda atılacak adımların milletimiz nezdinde büyük kabul göreceği de muhakkaktır. Çünkü, Batı hayranı aydınlarımızın ve iş adamlarımızın aksine, milletimizin çok büyük bir çoğunluğu, başımıza gelen felâketlerin kaynağının Amerika olduğunu görmektedir. Böyle güçlü bir halk desteğini arkasına alan iktidar, isterse bu rota değişikliğini gerçekleştirebilir. Ancak, bu konuda ne kadar istekli olunursa olunsun; Üretim Ekonomisine geçilmeden bu rota değişikliğinin gerçekleşmesi mümkün değildir. Çünkü Üretim Ekonomisine geçmeyen bir Türkiye'nin eli her zaman Batı'ya karşı zayıf olacaktır!
 Türkiye Atatürk'ün Bölge Devletleriyle işbirliği ve Plânlı Karma Ekonomi Siyasetine dönmedikçe, Tam Bağımsız bir ülke gibi davranamaz. Zaten,  ülkemizin jeopolitik çıkarları da bize bunu emretmektedir. Diğer taraftan, sürekli olarak iktidarı eleştiren Meclis'teki  muhalefet partilerinin, bu konulardaki sessizlikleri de anlaşılır gibi değildir.
Türkiye'nin bu doğrultudaki ilk adımı, Suriye ile masaya oturmak olmalıdır. Ne yazık ki, muhalefetin bu konuda, iktidara her hangi bir baskısı söz konusu değildir. Bu bakımdan,  muhalefetten yükselen bir ses olarak kabul ettiğimiz, eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğlu'nun açıklamalarını önemli bulduğumuzu belirtmeliyiz. Türkiye'nin Şam yönetimiyle görüşmesinin önemli olduğuna işaret eden, sayın Loğoğlu'nun şu sözleri,  Türkiye'nin, başından beri takip etmesi gereken politikayı hatırlatması bakımından da önemlidir: “Sınırımız boyunca bir bölgenin güvenli olabilmesi ancak ve sadece o toprakların sahibi Suriye Cumhuriyeti ordusu ile olur. Suriye'nin o bölgeye hâkim olmasıyla olur”  (Yeniçağ 21 Ocak 2019). 
    Suriye'de Batılı Devletlerin organize ettiği terör olayları başladığında, eğer biz, bu zor  günlerinde,  kardeş Suriye'nin yanında yer alsaydık, ya da  en azından tarafsız kalsaydık; bugünkü vahim tablo aslâ söz konusu olmazdı. Suriye ve Esad düşmanlarına şunu da hatırlatmak isteriz ki, Başkan Esad, Batılıların beslediği muhalif görüntülü terör örgütlerine karşı kahramanca direnmeseydi, bugün karşımızdaki tablo çok daha vahim olurdu!  Bu bakımdan, Başkan Esad'a bir teşekkür borcumuz olduğunu hatırlatmak isteriz! 
  Genelkurmay eski İstihbarat Daire Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin'in, 27 Ocak 2019 tarihli Ulusal Kanal Alternatif programında söyledikleri bu bakımdan önemlidir. Sayın Pekin şunları söylüyor: “2011''in Mayıs ayında, Suriyeli Güvenlik Heyetiyle, Adana Mutabakatı çerçevesinde yapılması gerekenler için, Marmara Köşkü'nde beraber yemek yedik. Suriyeliler gidince, Hakan Fidan (MİT Başkanı) bana, 'Amerikalılarla anlaştık, beraber hareket edeceğiz' dedi.  İşte o günden sonra Suriye ile kurulan güzel ilişkiler çöpe atıldı. Türkiye ABD'nin ardına takıldı!”
Ne yazık ki, yaşanan bunca acı hadiseden ders alınmamış olacak ki, hatalar zincirine yeni halkalar eklemeye devam ediliyor! Sayın Cumhurbaşkanı, güvenli bölge konusunda yaptığı son açıklamada, “Koalisyon güçlerine güvenemeyiz. Geçmişteki tecrübelerimiz bunu teyit ediyor” diyor. Fakat, aynı konuşmanın devamında, ABD'ye yönelik olarak, “güvenli bölgeyi de tampon bölgeyi de sizlerle berabere yönetiriz” sözlerini sarf ediyor! 
Sayın Cumhurbaşkanı 24 Eylül 2018'de de şöyle diyordu: “Biz yıllardır, Suriye'nin ülkemiz sınırları boyunca bir alanı uçuşa yasak alan ilân ederek, 'güvenli bölge oluşturalım' diyoruz.  Ve burada uçuşa yasak bölge ilân etmek suretiyle, bir de bu bölgede bir Millî Ordu oluşturalım diyoruz. Bu Millî Ordu ılımlı muhaliflerden oluşacak!”
Peki, Suriye Ordusu Millî bir ordu değil mi? Ayrıca 'Suriye'nin Kuzeyinde uçuşa yasak bölge oluşturalım' derken, nasıl olur da Irak'ta yaşananları unutabiliriz? Irak'ta da işler, 36. Paralel'in üstünün uçuşa yasak bölge ilân edilmesinden sonra gelişmedi mi?
Sormak durumundayız:  Biz gerçekten Suriye'nin toprak bütünlüğünden yana mıyız? Aklımıza, eskilerin, 'amacın sözde aynı, fakat gerçekte herkesin kafasında başka şeylerin olduğu anlamındaki' şu sözü geliyor: “Maksud bir ama rivayet muhtelif!” 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık