• 24 Mart 2017, Cuma 8:29
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

RUSYA KONUSUNDA KAFALAR KARIŞIK!
 İkinci Dünya Harbi daha bitmeden; ortada 'Sovyet Tehditlerinden' eser bile yokken, 23 Şubat 1945 tarihinde, Amerika ile, ülkemizi bu ülkenin vesayetine sokacak olan bağların ilk ilmiklerinden biri olan, bir İkili Antlaşma imzaladık. Bunu başkaları takip etti. Bu İkili Antlaşmaları hep Sovyet tehditleri ile izah ettiler. Hâlbuki, Sovyetler II. Dünya Harbi sonrasında bize saldıracak bir durumda değildi. Ne var ki, bu 'Sovyet Tehdidi' yalanı çok uzun yıllar başarı ile kullanıldı. Sanki, bizi acımasızca sömüren; ülkemizi bölmek isteyen Sovyetler Birliği imiş gibi! Sanki İstiklâl Harbimiz sırasında bize en büyük yardımları yapan ülke Sovyetler Birliği değilmiş gibi! Özellikle Milliyetçi camiada müthiş bir Sovyet düşmanlığı geliştirildi. Bunda, “Esir Türkler” edebiyatı da oldukça etkili olmuştur. 'Esir Türkler' hürriyetlerine kavuştular fakat Soğuk Harp Döneminde Amerika'nın ve içimizdeki yandaşlarının zihinlere yerleştirdiği algılar bir türlü yıkılamıyor! Dün Sovyetler Birliği, bugün Rusya Federasyonu bizim için en büyük tehdit! Yaygın kanaat bu! Doğrusu; Amerika'yı ve bizim Amerikancıları alkışlamak gerekir. Bu algının sürmesini nasıl da başarıyorlar!
Şükür Allah'a ki, Soğuk Harp'in zihin kontrolünün etkisinden kurtulmayı başaran aydınlarımız da var. Geçenlerde sayın Namık Kemal Zeybek'i bir televizyon programında izledik. Sayın Zeybek'in, “Batı'nın Rusya ile bizi 200 yıl kapıştırdığı, fakat Atatürk döneminde, Sovyetler Birliği ile yakın dostluk ilişkileri kurulduğu, Rusya ile çıkarlarımızın örtüştüğü” şeklindeki açıklamalarını memnuniyetle dinledik. Sayın Namık Kemal Zeybek o programda, Rusya Devlet Başkanı sayın Putin'in danışmanlarından, Aleksandr Dugin'in bir tespitini de paylaşmıştı. Dugin, Rusya'nın bir Millî Devlet değil, bir İmparatorluk olduğunu söylemiş! Bunun nedeni de, Rusya içinde yaşayan milyonlarca Türk! Dugin, Moskova'nın hemen burnunun dibindeki Türk Çuvaşistan'ı hatırlatarak, Rusya'nın Millî Devlet olamayacağını söylüyor!
Prof. Salih Yılmaz'ın, 29.11.2016 tarihli Yenişafak gazetesindeki, “Avrasya'da Türk-Slav Birlikteliği Mümkün mü?” başlıklı makalesi, her türlü kara propagandaya rağmen, Rusya'nın ülkemiz için söz konusu olan Stratejik öneminin giderek anlaşılmaya başlandığını göstermektedir. Sayın Yılmaz, “Türkiye ile Avrasya'da işbirliği yapılması gerektiğini Rusya'da, başta Putin olmak üzere politika üreticilerin ve uygulayıcıların savunduğunu” belirtiyor. Prof. Yılmaz'ın verdiği şu önemli bilgiden anlaşıldığına göre, “Rusya'da son dönemlerde, Bagramof'un ortaya attığı 'Türk-Slav Birliği' esasına dayanan teori sıkça tartışılıyor. Bu yeni teorinin geçmişte önemli bir tarihî birikime sahip Altın Orda Devleti bünyesindeki Türk-Müslüman topluluklara, Rusya tarihinde hak ettikleri değeri vermeyi ve Avrasyacılığın başarıya ulaşabilmesi için Türk ve Slav topluluklarının birlikte hareket etmelerinin gerektiği tartışılıyor.”
Altın Orda ya da Altın Ordu Devleti 1260-1520 yılları arasında Hazar Denizi çevresi ile, Kırım ve Balkanlara kadar etkili olmuş bir Türk Devletidir. Fakat bu birliktelik konusunda daha çok yol alınması gerekmektedir. Nitekim, Ukrayna Başbakanının ülkemizi ziyaretinde, sayın Başbakanımızın yaptığı açıklamada, Kırım'ın Ruslar tarafından işgalinden söz etmesini acaba Rusya nasıl karşılayacaktır!
Soğuk Harp Dönemi'nde Amerika, 'Komünizm Tehdidi Yalanını' büyük bir başarı ile kullanarak, ülkemiz için yegâne Çıkış Yolu olan Avrasyacılığın tartışılmasını bile engellemişti. Hâlbuki, ülkemizdeki Batı vesayeti ancak başta Rusya olmak üzere komşularımızla geliştireceğimiz işbirliği ile kırılabilirdi. Batı'dan kopalım demiyoruz. Biz sadece, emperyalist yüzünü unutmadan; Batı ile daha haysiyetli ilişkiler kurulması gerektiğini ve bunun mümkün olduğunu savunuyoruz. 'Eksenimiz Kayıyor' iddiaları bir Soğuk Harp yalanının sürdürülmesinden başka bir şey değildir. Bizim eksenimiz asıl, Atatürk'ün ölümünden sonra fena hâlde kaymış bir durumdadır! Türkiye Batı'nın vesayetini ancak Doğu ile de haysiyetli ilişkiler kurarak kırabilir. Fakat ne yazık ki, bu gerçeğin idrak edilmesi o kadar da kolay değil. Tanzimat'tan bu yana Batı'ya öyle bağlanmışız ki, Batı tutkusu o kadar derin ki, Batı'nın vesayetinden kurtulmayı, dünyanın sonu gibi zannedenler var! Bu algının sürmesi için, Batı'nın çok özel bir çaba içinde olduğunu da bilinmelidir. Amerika'nın ve diğer emperyalist ülkelerin bizi kendi hâlimize bırakmaları mümkün müdür? Bir yabancı devlet adamının şu sözlerini hatırlatalım: “Türkiye, yönetimi Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir!”
Batı'nın içimize çok fazla ajan sokmasına da pek gerek yoktur; çünkü zaten eğitim sistemimiz yeterince Batı hayranı yetiştirmektedir. Zaten, yetiştirdiğimiz değerli beyinlerin çoğu, kapağı bir Batılı ülkeye atarak, o ülkelerin kalkınmasına hizmet etmiyor mu? Zaten, ehliyet, liyakat ve sadakate önem vermeden, sadece yandaşlık kriterini esas alan iktidarlar da -eksik olmasınlar-, bu beyin göçüne hizmet etmekte değiller mi?
Rusya'da yaşayan milyonlarca Türk kökenlinin, Türkiye-Rusya dostluğunun ve stratejik işbirliğinin gelişmesi için önemli bir altyapı oluşturabileceği üzerinde durmuştuk. Ayrıca şunu da hatırlatalım ki, bu iki ülke de, emperyalist Batı'nın kuşatması ile karşı karşıyadır ve millî menfaatleri, bu iki ülkeyi işbirliğine zorlamaktadır. Fakat, ne yazık ki, Batı kültürüyle yetişen aydınlarımızın ve siyasetçilerimizin ve hattâ bürokrasimizin büyük bir çoğunluğunun aklı Batı'dadır! Sözcü gazetesi yazarı, sayın Zeynep Gürcanlı'nın 6 Mart tarihli, “Türkiye, Rus Kuşatması Altında” başlıklı yazısında da, bu anlayışın izlerini görmekteyiz. Sayın Gürcanlı, 'Ülkemizin sessizce ve yavaşça Rusya tarafından kuşatıldığını' iddia ediyor! Yazısı özetle şöyle: “Kuzeyde denizden Ukrayna ile komşuyduk. Karadeniz'in karşı kıyısında Türkiye'ye en yakın kara parçası Kırım Yarımadası idi. Ruslar işgal etti. Kuzeydoğuda Gürcistan komşumuz; Gürcistan'ın iki özerk bölgesini; yani topraklarının yarısını Rusya yuttu. Doğuda Ermenistan ile sınır komşusuyuz; 'Stratejik ittifak/ortak savunma konsepti' sayesinde, ülkede Rus askerî üssünden geçilmiyor. Güneydoğu'da komşumuz İran, daha önce hiç yapmadığını yaptı; Suriye'de ortak harekât yapmak için bir havaalanını Rus askerî uçaklarına açtı. Güneyde en uzun sınıra sahip olduğumuz Suriye'de durum malûm. Esad yönetimi bugün hâlâ ayaktaysa, bunu Rusya'ya borçlu. Suriye iç savaşı öncesinde Rusların bu ülkedeki askerî varlığı sınırlıydı. Şimdi neredeyse, Esad ordusunun baş tedarikçisi konumundalar. Hava, deniz, kara üsleri kurdular. Güneyde Kıbrıs'ın Rum Kesimi'nin ülke ekonomisinin Rus offshore hesapları ile manipüle edildiğini sağır sultan bile duydu. Batıda, AB'nin yeni üyelerinden Bulgaristan'da bile Rus etkisi kendini göstermeye başladı. Bulgaristan'da geçen kasım ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden, Ruslara çok yakın bir aday çıktı.”
Sayın Gürcanlı, nükleer santral ihalesinin Ruslara verilmesinden ve Rusya'ya olan enerji bağımlılığımızdan da yakınıyor. Tipik bir Batıcı aydın bakışı! Peki, 12 yılda 433 milyar dolar dış borç faizini kimlere ödedik? Borçlu olduğumuz ülkeler kimlerdir? 15 Temmuz'un arkasında Batılı 'dostlar' yok muydu? Fethullah'ı kimler himaye ediyor?
NOT: Bravo Haluk Levent'e; İzmir Marşını ne güzel yorumlamış. Dinlerken, bütün hücrelerimin, delikanlılık günlerimdeki gibi kıpır kıpır olduğunu hissettim. Dünyanın başka ülkelerindeki vatanseverleri böylesine heyecanlandıracak, millî duygularını böylesine kabartacak başka bir marş olduğunu sanmıyorum.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık