• 11 Ocak 2016, Pazartesi 8:52
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

RUSYA DÜŞMANLIĞI BİZE HEP KAYBETTİRDİ! (3)
 İngiltere ve Fransa bizi hep Rusya ile kapıştırmak istedi demiştik! Peki, niçin? Elbetteki, ekonomik çıkarlarının gereklerine göre hareket ettikleri için!
Batılıların Ermeni Meselesi ile ve günümüzde 'Kürt Meselesi' ile bu kadar ilgilenmelerinin temel sebebi de budur. Bu konuda, Doğan Avcıoğlu'dan bir bilgiyi paylaşalım: “Ermeni sorununda İngilizlerin davranış biçimi, Ermenileri değil, yalnızca kendi çıkarlarını korumak amacına yönelmiş bulunuyordu. Doğu Anadolu kendisi için çok önemliydi.  Trabzon, Erzurum ve Doğu Beyazıt aracılığıyla Karadeniz'i İran'a bağlayan ticaret yolu, bu sırada önem kazanmıştı. 1840 yılından itibaren Manchester'e yerleşen Ermeniler, İngiltere tezgâhlarının dokuduğu pamuklu kumaşları, bu yoldan İran'a ve Orta Asya'ya gönderiyorlardı.  1870 yılından sonra İngiltere'de artmaya başlayan mamul pamuklu stokları büyük bir ekonomik  bunalım yaratmak yolundaydı. Bu ticaret yolu stoklar için tek kanaldı” (Millî Kurtuluş Tarihi, s. 1074).
Paris Büyükelçisi  Salih Münir Paşa, Abdülhamid'e gönderdiği  bir raporda  şu önemli  tespitleri yapıyor:  “İngiltere'nin Ermenilerin emel ve isteklerini alkışlar ve onları destekler bir politika gütmesinin nedenine gelince, ortaya bir Ermenistan sorunu çıkarıp Avrupa'nın kararıyla Rusya sınırı yakınlarında bir Ermenistan Beyliği  ya da yarı bağımsız bir Ermeni ili kurulacak olursa, Rusya Ermenilerinin de millî duyguları  coşarak, Rusya'nın böğründe rahatsız edici bir çıban olacaktır.”
Bir dış politika kurdu olan Abdülhamid, İngiltere'nin amaçlarını ve Rusya'nın hassasiyetlerini tahmin edebiliyor ve politikasını ona göre tespit ediyordu.  
İngiltere, kendi çıkarlarını garantiye almak için,  1880 yılında Osmanlı'ya çok ağır bir nota vererek, Berlin Antlaşmasında öngörülen Ermeni reformuna derhal başlanmasını ister!
Kıbrıs'ı ve Mısır'ı yutan İngiltere'nin Rusya'ya karşı Türkiye'yi korumak şöyle dursun, Ermeni özerkliği, Bulgar genişlemesi ve Arabistan'ı ele geçirme hazırlıklarına başlama olayları dolayısıyla Türkiye'yi parçalama yolunda olduğunu anlayan Abdülhamid Rus dostluğunu aramaya yönelir. 
Rusya'nın çabalarıyla, 1884'te özerklik kazanan Bulgaristan, Rusya'nın karşı çıkmasına rağmen Doğu Rumeli'yi işgal eder. 1887'de Avusturya, İngiltere ve İtalya, -Türkiye'nin onayını almadan- Avusturya ordusu subaylarından Ferdinand'ı Bulgar Prensi seçerler!  İngiltere, İtalya, Avusturya aralarında “Doğu Üç Taraflı İttifakı” adı verilen bir anlaşma imzalarlar. Bu devletler Rusya ile Türkiye'nin yakınlaşmasından endişelidirler. 
Bu anlaşmanın şu maddesi ilginçtir: 
“Türkiye, Bulgaristan'daki  egemenlik haklarını başka bir devlete ne terk edebilir, ne de ona bu yolla vekâlet verebilir. Yine, anlaşmalarla Boğazlar'ın bekçiliğiyle görevlendirilmiş olan Türkiye, Küçük Asya'daki egemenlik haklarından hiçbir kısmını başka bir devlete terk edemez ya da bu yolda ona vekâlet veremez.”
Burada Rusya'nın kast edildiği açıktır. 
Bu üç devlet, 'Türkiye'yi Türkiye'ye rağmen koruma' amacı güden bu anlaşma için Türkiye'nin işbirliğini isterler! Eğer, Türkiye işbirliği yapmaz; oldu-bittileri düzeltmek isterse, bunu gayrimeşrû sayan antlaşmanın sekizinci maddesinin de yaptırımı hazırdır: 
“Eğer, Bâbıâli'nin hareketleri, yukarıdaki gayrimeşrû girişimlerle bir ortaklık ve onlara uygunluk niteliğini kazanırsa, Üç devlet, Osmanlı topraklarından uygun göreceklerini geçici olarak işgal edeceklerdir!”
İşin daha ilginç olanı ise, İngiliz belgelerinde “İngiliz'den daha İngilizci” diye nitelenen Sadrazam Kâmil Paşa'nın bu antlaşmayı  sevinçle karşılaması ve bu üç devletin 'Türkiye'yi Türkiye'ye rağmen  koruma' kararlılığını  kendisinin başarısı saymasıdır!
Kâmil Paşa, Saraya yazdığı bir yazıda, “İşbu devletler topluluğunun ittifak dairesine girebilmek için onlara yaklaşmak gerekir” der. 
Sadrazamının bu girişimini Rusya'ya karşı kışkırtıcılık sayan ve tehlikeli bulan Abdülhamid, Kâmil Paşa'ya şu direktifi verir: “Belirtmeye gerek olmadığı üzere, Rusya Devleti, Osmanlı Devleti ile komşu olup, istediği zaman çok sayıda asker göndererek, tâ Musul ve Bağdat'a kadar Anadolu illerini işgal eylemesi kendisince mümkün olduğu ve gerçi Bulgaristan'da Rusya'ya karşıt bir parti var ise de, halkın büyük çoğunluğu Rusya'ya dönük ve eğilimli olduğu gibi, Karadağ halkı dahi büsbütün kendisine bağlı ve tutkun ve Sırbistan ile Romanya halklarının bir kısmı bile Rusya'ya yatkın bulunduğundan, Rusya Devleti aslâ gücendirilmeyip, kendisiyle iyi geçinebilmek önemli ve gereklidir.  Sorunun başından beri Osmanlı Devletince izlenen doktrin, bu ilkeye dayanmaktadır” (Doğan Avcıoğlu, age. s. 1079). 
Abdülhamid'in bu tavrı üzerine, İngiliz yöneticileri küplere biner; Abdülhamid'e 'Kızıl Sultan' adını takarlar!
Sultan Abdülhamid'e göre, “Büyük devletlerarasında en fazla çekinilmesi icap eden İngilizlerdir.  Çünkü onlarca, söz vermenin hiçbir kıymeti yoktur” (N. Uğurlu, age. s. 286)!
Rusya'nın Ermenileri Ruslaştırma siyaseti gütmeye başlaması Abdülhamid'in de işine gelmektedir. 1881'de tahta çıkan Çar III. Aleksandr, Ermeni millî duygularını öldürmeye, kiliselere el atmaya koyulur. Rusya, Osmanlı Devleti sınırları içinde Özerk bir Ermenistan'ın kendisi için de tehdit oluşturacağını görür. Nitekim, Ermeni meselesinin en kızıştığı bir dönemde Rus Dışişleri Bakanı Lobanof, Almanya'ya “Özgür bir Ermenistan bizce kabul edilemez” diyecektir! Londra Büyükelçisi Saffet Paşa “Balkanlarda Özerk bir Bulgaristan yapmaktaki hatasını anlayan Rusya'nın bunu Doğu'da tekrarlamayacağını” İstanbul'a bildirir.  
Abdülhamid Ermeni politikasını Çar'ın el altından desteği ile yürütür.
Doğan Avcıoğlu, Sultan Abdülhamid'in dış politikası hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor: “Abdülhamid, diplomasi ustası sayılır, onun yönetiminde savaş olmadığı, milletin rahat bir nefes aldığı ileri sürülür. Bunun nedeni Abdülhamid'in, Tanzimatçıların 'Rusya Düşman, İngiltere Dost ve Kurtarıcı' biçimindeki politikasından vazgeçip, Çarlık Rusya'sının da, İngiltere'nin de düşman olduğunu bilerek, herkesle iyi geçinme politikası izlemeye yönelmesidir. Bu gerçekçi politikayı, kendine güvenen bir millî devlet çerçevesinde, en onurlu ve başarılı biçimde, 1939'da bundan vazgeçilinceye kadar Atatürk uygulayacaktır” (Avcıoğlu, age. s. 1080, 1589). 
Abdülhamid devlete hâkim oluncaya kadar, İngiltere, Akdeniz'de ve Asya'da Çarlık Rusya'sı ile çetin bir çıkar mücadelesinde bulunurken, Rusya'ya karşı Osmanlı Devletini desteklemiş, daha doğrusu Rusya'ya karşı bir tampon devlet olarak Osmanlı İmparatorluğu'nu kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır. Kırım Harbi bunun bir örneğidir. İngiltere, bu politika ile Saray ve Bâbıâli'de egemenliğini kurmuş, kamuoyunda 'Rusya İslâm'ın düşmanıdır; İngiltere ise dostudur' görüntüsünü vermiştir.
Hikmet Bayur'un yazdığına göre, İttihat ve Terakki Partisi, Abdülhamid'i Çar'ın adamı saymaktadır (Avcıoğlu, age. s. 39,41)! 
Bütün bunlar, Sultan Abdülhamid'in ve Atatürk'ün dış siyasetinin ne kadar basiretli olduğunu, İttihat ve Terakki'nin ve Atatürk'ten sonra devlet yönetimine gelenlerin takip ettikleri dış siyasete nasıl bir gafletin hâkim olduğunu bize göstermektedir. 
Enteresan olan şey, Sultan Abdülhamid'in bu son derece gerçekçi Rus politikasının, Abdülhamid'i bayrak yapan çevreler tarafından bile görmezden gelinmesidir! Bu politikanın bilinmesi işlerine gelmiyor çünkü o zaman, bize çok büyük bedellere mal olan, 'Amerika Dost, Rusya Düşman' anlayışının ne vahim bir hata olduğu meydana çıkacak! Bu işlerine gelmiyor çünkü Amerika muhipliği tüm rezilliği ile devam ediyor!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık