• 04 Eylül 2015, Cuma 9:28
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

RUHUMUZ İSYANDADIR!
 Güneydoğu'da, onca şehit pahasına sağlanan devlet hâkimiyeti yok oldu. Durum 90'lı yıllardan daha da kötü! AKP iktidarının 'Çözüm Süreci' siyasetinin sonunda geldiğimiz yer burasıdır.  
“Taşları bağladılar, Köpekleri saldılar” sözü 'Açılım Siyaseti'nin özüdür! Asker kışlasına kapatıldı; alan hâkimiyeti terör örgütüne bırakıldı! 
Saygı Öztürk, Sözcü'de şu vahim bilgiyi vermiş: “Cizre'de bulunan Keşif Taburu'nun 150 metre ötesindeki PKK kampından askerî birliğe roket ve havanla saldırı yapılıyor! Birçok bölgede PKK kampları bilindiği hâlde müdahale edilmiyor!”
AKP'ye oy veren seçmen düşünmek durumundadır! Partizanlıkla hareket edecek günlerde değiliz! Vatanın bütünlüğü tehlikededir. Bu tehlike karşısında dahi birleşmeyeceksek o zaman yok olmayı hak ediyoruz demektir! 
Ancak burada, muhalefet partilerine de  büyük bir sorumluluk ve görev düştüğünü belirtmeliyiz. Bugün, devlet olarak içinde bulunduğumuz zaafın birinci derecedeki sorumlusu bu iktidardır. Fakat inandırıcı bir muhalefetin yokluğunun da bu zaaftaki payı oldukça büyüktür. İktidar partisinin kontrolündeki TV ve gazetelerin yaptığı yayın, 1950'lerin TRT'sinden farksız; muhalefet 'Ulusal Basın'da yok! Fakat Hazine yardımı alıyorsunuz! İmkânlarınız var! Muhalefet partileri, seçim dönemlerinin dışında da, 'Türkiye kazan, partiler kepçe' misali ülkeyi taramalıdır. Televizyonlar ve basın kontrol altındayken vatandaşa başka nasıl ulaşılacak? Bir insanın düşüncesini değiştirmek dünyanın en zor işidir. Fakat, “su mermeri deler!” Bıkmadan usanmadan, gerçekleri inandırıcı bir üslupla millete anlatacaksınız. 
Sözümüz Atatürkçü ve Milliyetçi olduklarını iddia eden partilerimizedir! Onlardan beklentilerimiz çok! Bu eleştirilerimizin sebebi, daha iyi olmaları ve milletimiz tarafından alternatif olarak görülmelerini  arzu etmemizdendir.
Siyasetteki çürümenin, ibret alınması gereken çok çirkin tezahürlerini yaşıyoruz. Son günlerde yaşadıklarımız, siyasetin ne kadar omurgasız bir hâle geldiğinin acı göstergeleridir. Bu çürüme ortamında, özellikle muhalefet partilerinden beklenen; ilkeli, omurgalı  siyasetçileri tasfiye etmek değil; onlara sahip çıkmaktır. Siyaset ancak böyle itibar kazanır. 
PKK terörü, bölünme tehlikesi ve siyasetteki çürüme; üçü birlikte ilerliyor! Türkiye nasıl bu durumlara getirildi?
Her şeyin, Atatürk'ün ölümünden sonra başladığını söyleyebiliriz! II. Dünya Harbi'nden sonra, Batı ittifakı içinde yer almak gafleti, Batı'nın Millî Devletimizi dağıtma projesini uygulamaya sokmasına imkân sağlamıştır. Bilindiği gibi, bu proje SEVR ile önümüze konmuştu. Ne var ki, büyük Atatürk'ün ayağa kaldırdığı milletimiz, bu projeyi tarihin çöplüğüne göndermeyi başarmıştı. Ancak şu çelişkiye bakınız ki, bu projeyi, bugün  yeniden önümüze koyanlarla 'MÜTTEFİK' durumundayız! 
Atatürk, “Hangi istiklâl vardır ki, ecnebilerin  nasihatleri ile, ecnebilerin plânlarıyla yükselsin?”  diye bizi uyardığı hâlde, nedir bu Batı hayranlığı ve Batı'ya teslimiyet? Atatürkçü ve Milliyetçi olduklarını iddia eden partilerimiz bu çelişkiyi milletimize niçin anlatmazlar ve buna niçin karşı çıkmazlar?
Amerika'nın ve Avrupa Birliği'nin vesayetine karşı çıkmayan Türkiye, Millî Bütünlüğünü koruyamaz! Kuvayı Milliye ruhunda birleşmedikçe, bu vesayet yıkılamaz; Türkiye Batı'nın tahrik ettiği etnik ve ve mezhepçi bölücülüğün cenderesinden kurtulamaz. 
İşte,  sözde müttefiklerimizin himayesindeki PKK terörünün ulaştığı boyutlar meydandadır. 'Himaye yok' diyebilir misiniz? Kandil'in bombalanması sonucu PKK'nın verdiği ağır zayiattan sonra, Selâhattin Demirtaş'ın, “ABD'nin bize  ihanet ettiğine inanmıyorum” dediğini, NATO'yu yardıma çağırdığını  hatırlatalım!  
Devletin bütün gücüyle ve kararlılıkla bölücü terörün üstüne gidilmelidir. Fakat bu mücadelede teröristle vatandaş özenle ayrılmalıdır. Ne var ki, bu iktidardan fazla bir şey  beklemediğimizi de belirtmeliyiz. Nitekim, Cumhurbaşkanı hâlâ daha, 'Açılımın buzdolabında olduğunu' söyleyebilmektedir! Bu nasıl iş? Demek ki, yaşadıklarımızdan hiç ders alınmamış! 
Sayın Devlet Bahçeli, terör örgütünün etkin olduğu bölgelerde 'Sıkıyönetim ilân edilsin' talebinde haklıdır. Terör örgütünün ayaklanma teşebbüsünde bulunduğu yörelerde sıkıyönetim ilânından daha tabiî ne olabilir? 
Terör örgütünün üstüne kararlılıkla gidilmelidir. ABD'nin, 'Kara Ordusu' olarak gördüğü terör örgütünün beli kırılmadıkça ülkede huzur ve barış sağlanamaz. 
Ne kadar da 'barış yanlısı' varmış! Bunların aralarında TTB  gibi meslek odaları; KESK ve DİSK gibi sendikalar da var! Yürüyüş yapıyorlar 'Barış' için! Peki, barışa kurşun sıkanlar kim? Savaşı kim ister? PKK' terörünü lânetlesenize! PKK silâh bıraksın desenize! Hiç asker silâh bırakır mı? 
Halk düşmanı terör örgütü, en büyük kötülüğü bölge halkına yapıyor. Halk terör olayları yüzünden korku ve endişe içinde. Güneydoğu'dan göç başladı! Hangi kutsal amaç bu terör eylemlerini haklı gösterebilir?
Fakat bizim 'Barışseverlerin'  bunlar ne umurunda!
Sözde barışseverlerin, 'Silâhlar Sussun' talepleri, çok aşağılık bir demagojidir. Bunların bütün arzuları, bu devletin çökertilmesi ve örgütün bütün taleplerinin kabul edilmesidir. 
Bu devleti düşman bellemişler! Atatürk'ün temellerini attığı Millî Devlet yapısının 'Barışın ve Demokrasinin önünde' engel olduğuna inandırılmışlar! Nasıl bir ihanet bataklığının içinde olduklarının farkında değiller mi? Terör örgütüne en büyük psikolojik desteği bunlar sağlıyor. Bu destek olmasaydı, terör örgütü varlığını bu kadar sürdürebilir miydi? 
Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir ihanet yaşıyoruz!  Bazı televizyonlar âdeta örgütün sözcüsü gibi yayın yapıyor. Yüksekova'da, Cizre'de devlet zulmü yaşanmaktaymış! Asker roketlerle evleri vuruyormuş! Yalan! Bu yalanı Selâhattin Demirtaş da sürdürüyor! Roketleri kullananlar PKK'lılar! 
Dünyanın başka bir ülkesinde, böylesine, 5. Kol gibi faaliyet sürdüren, bu kadar gayri millî bir  Medya bulamazsınız. 
HDP Parti Meclisi üyesi Bercan Aktaş, 16 Ağustos'ta Şemdinli'de PKK'lılarla giriştiği çatışmada şehit olan Özel Harekât Komiseri Ahmet Çamur ile ilgili olarak Twitter'da şöyle yazmış: “Şemdinli'de Polis Özel Harekât Komiseri Ahmet Çamur etkisiz hâle getirildi!” Bu alçaklara bu cüreti, Açılım Siyaseti ile bu iktidar verdi! Mehmet Alkan Yarbayımız, 'Kardeşimin katili kim' diye isyan etmekte haksız mı?
Ruhumuz isyandadır! Bu isyanı ve öfkeyi anlayamayanların vatanseverliklerinden şüphe ederiz. 
Sevindirici olan şey, devletin içine düşürüldüğü derin zaafa rağmen, PKK'nın isyan girişimlerinde başarılı olamamasıdır. Halk katılmıyor bu cinayet şebekesinin eylemlerine!  Kandırılmış gençleri ve çocukları kullanıyorlar. Milletimiz ordusunun arkasındadır. 
Bu şartlarda, kurulan bir Seçim Hükümeti ile son derece anlamsız bir seçime gidiliyor. Aslında gidiş Kaosadır.  Seçim hiçbir şeyi değiştirmeyecek. AKP'deki düşüş sürecektir. 
Çözüm bir an önce bir Millî Hükümetin kurulmasıdır. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık