• 16 Ekim 2015, Cuma 8:49
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

PROF. AZİZ SANCAR VE MİLLÎ BENLİK!
 Nobel ödülü alan Prof. Aziz Sancar'la iftihar ettik. Aldığı bu ödül önemliydi fakat bizim için çok daha önemli ve değerli olan, son zamanlarda, neredeyse bir 'günah keçisi' durumuna getirilmiş olan Türklüğe gururla sahip çıkmasıydı. Basının karşısına, kalpaklı bir Atatürk bayrağının önünde, sırtında al bayraklı tişörtle çıktı! Amerikanlaşmış basınımız, Türk kimliğinin anlamını bir türlü kavrayamayan siyasetçilerimiz ve etnikçi ırkçılar için ne büyük bir hayal kırıklığı! 
Türklük aleyhine kurulan bu kadar komplodan, Türklüğün bu kadar itibarsızlaştırılma gayretinden sonra, bu değerli bilim adamımızın, BBC muhabirinin, “Arap mısınız, kısmen mi Türk'sünüz?” sorusuna verdiği, “Ben Türküm o kadar” cevabı, Türklüğü bu coğrafyadan silebileceklerini zannedenlerin suratlarında şaklayan bir tokattan farksızdı. 
“ANAVATANIMA minnettarım, ödülü ülkemin gençlerine armağan ediyorum” diye konuşan sayın Sancar, bu başarıyı, Cumhuriyete; ilk eğitiminden itibaren, hocalarının kendisine kazandırdıkları güçlü millî benlik duygusuna borçlu olduğunu özellikle belirtti.
Bugün içine yuvarlandığımız bu kaosun, patlayan canlı bombaların temel sebebi,  Millî Benliği güçlendirme siyasetinin 'ASİMİLÂSYON' yaygaralarıyla yok edilmesi ve başta Millî Benlik olmak üzere, millî olan her şey düşmanca saldırılmasıdır.
Cumhuriyeti kuranlar, Millî Benliğe ve bunu sağlayacak bir Millî Eğitime büyük önem verdiler. Yabancıların bu konudaki müdahalelerine ve telkinlerine iltifat etmediler. Çünkü yabancı eğitim kurumlarının Osmanlı'yı ne duruma getirdiğini bizzat yaşamışlardı. Bu bakımdan, Atatürk'ün, yabancıların eğitimimize müdahalesine nasıl karşı çıktığına ilişkin aşağıdaki örnek çok anlamlıdır. 
Sakarya'da, Yunan saldırısının püskürtülmesinden  sonra, Amerika, İstiklâl Harbi'ni bizim kazanacağımızı görmüş olmalı ki, içinde bulunduğumuz güç şartlardan yararlanmak amacıyla, Ankara'ya, sözde  insanî amaçlarla bir teklifte bulunur. Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa, bu konuda, İçişleri Bakanlığı'na bir  muhtıra yollayarak, gelecek nesillere de ders niteliğinde olan, şu önemli uyarıyı yapar: 
“Ankara, 3 Ocak 1922
İçişleri Bakanlığı'na, 29.12.1921 Gün ve 10319/2423 sayılı yazınız cevabıdır.
Anadolu'da öksüzler yurdu ve örnek çiftlikler vb hayır kurumları açma ve kurma konusunda, Amerika Yakındoğu görevlileri adına yapılan başvuruya vereceğimiz cevabın konusu ve ilkeleri, ilişik muhtırada genişçe açıklanmıştır, efendim. 
Muhtıra, 
Ankara Büyük Millet Meclisi Hükümeti, ülkenin bayındırlaşmasına, öksüzlerin rahatlamasına, genel sağlık ve ekonomimizin düzeltilmesine yönelik girişim ve çalışmaları teşekkürle kabul eder. Ancak, bu konuda gerek uzak, gerek pek yakın geçmişte, bize oldukça ağıra patlayan deneyimlere dayanarak bir takım kaygılarımızı açıklama gereği vardır. 
Şimdiye kadar ülkemizde ekonomik amaçlarla, politik ve bilimsel çalışmalar yapan kurumlar ve yabancılar özellikle aşağıdaki amaçları izlemişlerdir: 
l. Ülkemizdeki çalışmalarından korkunç bir kazanç sağlamak!
Bizim için en zararlı olanı bunlardır. 
2. Bir bölgede elde edecekleri ekonomik imtiyaza dayanarak o bölgenin sahibi olmaya çalışmak!
Bu gibilerin, ülkemizde bir daha çalışmalarına kesinlikle izin verilmemesi kararlaştırılmıştır. Böyle yapmakla yalnız kendimize değil, bütün insanlığa olabildiğince büyük hizmet ettiğimize inanıyoruz. Dolayısıyla Genel Savaşı çıkaranlar, bu gibi amaçları izleyen paralı gruplar ve onlara alet olan politikacılardır.
3. Ekonomik  amaçla, bilim  ve insanlık (yararı) görüntüsü ile yurdumuza gelip, ileride istilâ hazırlamak  için, etnik toplulukları gerek hükümete, gerek birbirlerine karşı kışkırtmak! 
Bu gibiler, hem genel savaşın hem ülkemizdeki korkunç cinayetlerin düzenleyicileridir.  (Bizim notumuz: Burada canlı bombaların da adresi  verilmektedir!)
4. Yurdumuzda, yalnız bilim ve insanlık amaçları ile çalışmakla birlikte, ruhlarında bulunan Hıristiyanlık duygusu nedeniyle, hemen Hıristiyan azınlıklarla ilişki kurmak ve ister kasıtlı, ister kasıtsız olarak, aralarında azınlıkların da yaşamakta olduğu Müslüman topluluklardan ayrılma isteğini propaganda etmek!
Bu gibilerin, gerek Müslümanlara, gerek (bizim ekimiz: 'sözde') iyiliğine çalıştıkları Hıristiyan azınlıklara, aralarında yaşamakta oldukları İslâm çoğunluğuna baskı yapılmasını aşılamakla, ne denli insanlık dışı bir biçimde çalıştıkları ve bu yüzden meydana gelen cinayetlerden sorumlu oldukları ortadadır. Hükümetlerimiz bu gibilerin de özgürce çalışmalarına izin verdiğinde Müslüman ve Müslüman olmayan bütün uyruklarına karşı pek ağır bir sorumluluk yükü altına girmiş bulunacaktır.
Buna izin vermek, çocukları yaşayacakları çevreye düşman ya da hiç  olmazsa, yabancı olarak yetiştirmek ve yaşayacakları çevre ile çatışmak zorunda bırakmaktır.  Bu ise, gerek o çocukların, gerek içersinde yaşayacakları halkın yıkımını hazırlamaktır.
Bunu yasaklamak hükümetin görevidir.
Bundan dolayıdır ki,  Amerikalılarca örnek çiftlik vb kurumlar kurup, buralarda kendi uyruğumuzdan olan binlerce çocuğun, Türk Hükümetine ve Milletine karşı SEVGİSİZ VE UYUMSUZ duygularla yetişmelerine izin veremeyiz” (Mustafa Yıldırım, “Sivil Örümceğin Ağında”, 3. Baskı, s. 565)!
Şu öngörüye bakar mısınız? 
Millî Eğitim konusunda bu duygulara sahip olan Atatürk'ün talimatıyla, 1928 yılında ilk, orta ve lise bölümü de olan, Türk Eğitim Derneği Yenişehir Lisesi (TED) kurulmuştu. Atatürk'ün amacı,  bu okulun, misyoner okullarına karşı, Türk çocuklarının Türk gelenek ve görenekleriyle çağdaş ve millî bir eğitim almaları için örnek bir okul olmasıydı.
II. Dünya Harbi sonlarında başlayan Amerika hayranlığının da etkisiyle, Millî Eğitim siyasetinden de taviz verilmeye başlanmış ve 1954 yılında okullarımızda İngilizce eğitimin temelleri atılmıştır. Düşündürücü olan, İngilizce eğitimin ilk kez, Atatürk'ten intikam alırcasına, TED Yenişehir Lisesi'nin “Kolej”e çevrilerek, burada başlatılmış olmasıdır! 
İngiliz ve Fransız kültürünü yaymak için açılmış olan Robert Kolej ve Galatasaray lisesi, Saint Benavua, Saint Joseph gibi yabancı okullar ile, Yahudileri yükseltmek ve güçlendirmek için açılmış olan “Alliance İsraelite Üniverselle” (Evrensel Yahudi Birliği) okullarına karşılık, Atatürk'ün, Türk çocuklarına,  Türk kültüründen kuvvet alarak, bilimde ve teknikte ilerlemeler sağlayacak bir eğitim verilsin diye çok özel bir amaçla kurduğu bir okulun, İngilizce eğitim için seçilmiş olması anlamlıdır.
Bir müddettir Ankara'dayım. Oturduğum ev, TED Yenişehir Lisesine çok yakın. Her gün önünden geçiyorum.  Bu okul gerçi Ankara dışına taşındı ama; bina yine TED'e ait. TED şimdi de üniversite kuruyor. Bu eski 'Kolej' binasını da üniversiteye dönüştürüyorlar. İnşaat var. Üniversite inşaatına bir de afiş asmışlar. Afişte, kurulan üniversitenin 'önemi' şu sözlerle vurgulanmış:                      
“TED Dünya Vatandaşı öğrenciler yetiştiriyor!”
Ne diyelim? Atatürk bu okulu, millî şuur sahibi gençler yetişsin diye kurmuş. Bunlar Dünya Vatandaşı gençler yetiştirecekler! 
Prof. Aziz Sancar, Dünya Vatandaşı yetiştirmeyi amaçlayan bir eğitim siyasetinin değil, millî bir eğitim siyasetinin ürünüdür. Umarız, bu ülkeyi yönetenler de bunu bir gün anlarlar.  Tabiî bunun için, önce Cumhuriyeti anlamak lâzım. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık