• 06 Nisan 2018, Cuma 9:18
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

PKK'YI NASIL BİTİRİRİZ? (5)
Bugüne kadar yaşadıklarımız göstermiştir ki, devlet katında sergilediğimiz zaaf bölücüleri cesaretlendirmiş; bu da, ham hayâllerini gerçekleştirebilecekleri zehabına kapılmalarına sebep olmuştur. 24 Mayıs 2011 tarihinde, BDP'nin Kars İl Başkanı Mahmut Alınak, İmralı'da Abdullah Öcalan'la görüşmesinden sonra şu açıklamayı yapabilmişti:
“Ben Öcalan'la görüşmelerden sonuç çıkmayacağını düşünüyorum. Böyle olunca seçimden sonra korkunç bir iç savaş başlayacak!”
 Leyla Zana da şunları buyuruyordu: “Gerilla'ya oy verin. Bu süreç artık kendi kaymakamımızı, valimizi, kendi içimizden seçme sürecidir!”
Ahmet Altan, Taraf gazetesi'nde '7 Gerillayı Dersim dağlarında vurdular!' başlığı altındaki yazısında, “Neden PKK'lılar öldürülüyor? Öcalan'la bir anlaşmaya varılmasının, seçimlerden sonra yeni bir anayasa yapılmasının, Kürtlere haklarının verilmesinin, bu savaşın otuz yıllık kanlı bir süreçten sonra artık bitmesinin ümit edildiği bir ortamda bu çatışmanın, öldürmelerin anlamı ne? Kim emir veriyor böyle bir çatışma için” diyebiliyordu!
Daha yakın zamanlara kadar bölücülüğün alkışlanmasına göz yumuldu! 
Dünyanın hiçbir ülkesinde, o ülkeyi bölmek amacıyla silâhlanarak dağa çıkan bir terör örgütünü savunanların siyasî parti kurmalarına, bağımsız aday olarak seçimlere katılmalarına ve o ülkenin basınında desteklenmelerine izin verilmeyeceği gibi, 'Demokrasilerde parti kapatılmaz' safsatası ile etnik bölücülüğe prim  verilmez. 
 Siyasî Partiler Kanunumuzun 'henüz yürürlükte olan' bazı maddelerini hatırlatmak isteriz.   Md. 80: “Siyasî Partiler, Türkiye Cumhuriyeti'nin dayandığı Devletin Tekliği ilkesini değiştirmek amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar!”
 Md. 82: “Siyasî Partiler bölünmez bir bütün olan ülkede bölgecilik veya ırkçılık amacını güdemezler!”  
Fakat işte, ne çare ki, Anayasamıza ve kanunlarımıza aykırı bir şekilde bu ülkede, bölücü bir siyasî parti faaliyette bulunabiliyor! 
ABD'NİN KÜRDİSTAN PLÂNI!
ABD daha 1965 yılında, Demirel'in önüne Birleşik Kürdistan'ı koymuştu! ABD Plânı'na göre, İran-Irak ve Türkiye Kürtleri 'Federe bir Cumhuriyet' hâline getirilerek Türkiye'ye bağlanacaklar; Türkiye de büyüyecekti! Asker 'bu oltayı yutmadı' ve 'olmaz' dedi. Ne var ki, Türkiye 'Oltaya Yakalanmış Balık' olduğu için ABD bu plândan hiç vazgeçmedi. 
Hatırlanacağı gibi, Kenan Evren de, Turgut Özal da Federasyondan bahsetmişlerdi! Fakat asker hep direnmişti. Direnenlerin başında gelen Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis bunun bedelini hayatı ile ödedi! Eşref Paşa, Cumhurbaşkanı Özal'a gönderdiği üç sayfalık raporda, “ABD'nin PKK'ya yaptığı yardımı delilleri ile ortaya koymuş; terörün bitirilmesi için İran, Irak ve Suriye ile işbirliği yapılmasının, PKK'nın malî kaynaklarının kurutulmasının ve lider kadrosunun bertaraf edilmesinin önemini vurgulamış; Kürt halkına yönelik ılımlı adımların atılması için bir devlet politikası oluşturulması gerektiği” üzerinde durmuştu! Fakat, Batı İttifakı içinde millî refleksleri iyice gevşeyen devlet, ancak 15 Temmuz Darbe Teşebbüsüyle FETÖCÜ'leri temizledikten sonra etkili bir şekilde PKK'nın üstüne gidebilmişti. 
Devletteki zaaf o boyutlardaydı ki, eski ABD Büyükelçisi Pearson “Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusu ile Kuzey Irak'ın tek bir ekonomik bölge hâline getirilmesi gerektiğini” söylediğinde, kimse çıkıp da bu adama “Sen ne diyorsun arkadaş” diye soramamıştı!  1990'larda İtalya Dışişleri Bakanı Dini, “Türkiye'nin Güneydoğu sınırları l920'li yılların karışıklığında belirlendi. Bu sınırların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor” diyordu! Benzer sözleri daha sonra Alman ve İngiliz Dışişleri Bakanları da tekrarladılar! ABD Başkanı Clinton da, ülkemize yaptığı bir ziyaret sırasında, Türkiye'nin Güneydoğu sınırlarının belli olmadığını söyleyebilmişti!  Biz de hep dinlemiştik!
İsrailli diplomat Oded Yinon'un, l982 yılında yazdığı bir makalesindeki öngörülerini de hatırlatalım: “Suriye etnik ve dini yapısına uygun olarak bugün Lübnan'da olduğu gibi çeşitli devletlere ayrışacaktır. Buna göre, kıyıda bir Şiî devleti, Halep bölgesinde Sünnî devleti, Şam'da buna düşman bir başka Sünnî devleti, Havran-Ürdün-Golan bölgesinde de bir Dürzî devleti kurulacak!” 
Yinon bu yapının, İsrail'in barış ve güvenliğinin garantisi olacağını belirtiyor ve öngörülerini şöyle sürdürüyor: “Ancak bundan önce Irak üç parçaya bölünecek, ardından Suriye altı parçaya bölünecektir!” 
Yinon'a göre, bunlar gerçekleşirse, Güneydoğu Anadolu Bölgesi de Türkiye'den kopartılır! 
Dikkat ediniz; daha 1980'lerin başında her şey plânlanmış!
Türkiye, Batılı 'Dostların'  'Kürt Açılımı' baskıları altındayken, Öcalan da İmralı'dan,  25 eyaletli Türkiye modeli önermişti! Bunların 18'i Türk nüfusun yoğun olduğu eyaletler; 7 tanesi de Kürt eyaleti!  Şu tuhaflığa bakınız ki, seçimlerden sonra yeni kurulan Kalkınma Bakanlığı'nın en önemli birimlerinden biri de Kalkınma Ajanslarıydı!
Gazeteci M. Ali Güller, bakanlığın internet sayfasına girildiğinde, karşımıza 25'e bölünmüş bir Türkiye haritası çıktığını belirtiyor! Her eyaletin bir ismi var. Örneğin BDP'nin sözde özerklik ilân ettiği bölgede 7 eyalet var; Kuzey Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, Serhat Kalkınma Ajansı, Fırat Kalkınma Ajansı, Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, Dijle Kalkınma Ajansı, Karacadağ Kalkınma Ajansı, İpek Yolu Kalkınma Ajansı!
 Diğer bölgelerde de l8 Kalkınma Ajansı var! 
Umarız bunlar artık geride kalmıştır.
Gelelim Yerel Yönetimlerin Güçlendirilmesine!
Millî Devlet yapımızı yakından ilgilendiren, bu çok önemli konuda, Prof. Birgül Ayman Güler'in yaptığı hatırlatma ve uyarı özetle şöyle: 
“Özyönetim' genel olarak sol bir slogandı. Özyönetimi; ya da daha dar bir alanda yerel yönetimleri savunanlar solcu kabul ediliyordu. Örneğin, bizde yerelciliğin bir numaralı savunucusu Prens Sabahattin'di; kendisi de, başkaları da ona hiç 'solcu' demez! Nihayet 12 Eylül döneminin kendisi, kesinlikle 'Yerel Yönetim Düşmanlığı' üzerine kurulmamıştı. 12 Eylül gibi sağcı, gerici, darbeci bir rejim nasıl Yerel Yönetimci olabilir? Paradoksun bini bir paraydı; kimse paradoksları çözmeye yanaşmadı! Özyönetimci ve Yerel Demokrasici 'SOL', bir adım sonra yine hayretle görüyordu ki, 1970'lerde kendisinin biricik dayanağı olan gecekondular, şimdi 'sağ'ın oy deposu olmuştu! Ama kolaycı entelektüellik kendini beğenen bir şeydir. 'Sağcılarla, Siyasî İslâmcılar 'SOL'un sözlerini çalarak yürüyor' dediler! Bunların entelektüelleri yakın zaman önce, 'yetmez ama evet'çi oldular! Küreselciliğin önüne geleni tokatladığı devirlerde, 'İnsan Hakları ve Soros Vakıfçılığı Bilgelerine' dönüştüler. Bunların siyasetçileri ise, Özalvarî projeci Sosyal Demokratlıktan başlayıp, kimileri  Özgürlükçü Demokratlığa, kimileri Radikal Demokratlığa kanat vurdular. Önce emperyalizmin 'Küresel Düşün, Yerel Davran' sloganına gönül verdiler, sonra da Özyönetim ve Yerel Yönetimciliği Kobanicilikte arar oldular!”  ./…
NOT: Geçen yazımızda, İyi Parti'nin de programında Eşit Vatandaşlığa yer verdiğini belirtmiştik. Bu doğru değilmiş. Bu kavram programa sokulmak istenmiş fakat buna izin verilmemiş. Düzeltir özür dileriz. Bu vesile ile, İyi Parti Kurultayının Halk TV ve Tele 1 dışında görmezden gelinmesinin demokrasimiz için bir yüz karası olduğunu da belirtmek isteriz.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık