• 13 Haziran 2019, Perşembe 16:59
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

OYLAR GERÇEKTEN ÇALINDI MI ?

Sayın Binali Yıldırım'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini  kaybetmesi   AKP'yi fena sarstı.  Sayın Cumhurbaşkanının ilk açıklamaları seçim sonuçlarını kabullenir gibi olduğu hâlde, birden çark edilerek, 'oylarının çalındığı' yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.  Sayın Binali Yıldırım da, sayın Cumhurbaşkanının bu iddiasını sahiplendi. Ancak,   CNN Türk'te, katıldığı bir programda bu iddianın hatırlatılması üzerine, 'hırsızlık var'  söylemini, 'halk ağzı' ile söylediği düzeltmesini yaptı. Yani, sayın Binali Yıldırım bu sözleriyle, aslında 'Hırsızlık Yok' demeye getirmiş oldu. Anlaşılan o ki, daha sonra, 'Oylarımız Çalındı' söylemi, İstanbul seçimlerinde, 'Ana Slogan' olarak kabul edilmiş olacak ki, sayın Binali Yıldırım da tekrar bu iddiayı yüksek sesle dillendirmeye başladı! 
Üslup olarak giderek seviye kaybeden, bugüne kadar hiç alışık olmadığımız bir seçim propaganda süreci yaşıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı açıkça taraf durumunda! Türkiye İttifakından söz ediliyor ama, kullanılan üslup böyle bir ittifakın önündeki en büyük engel! Türkiye ittifakı söylemini samimî bulmadığımızı belirtmek durumundayız. Bu söylem samimî olsaydı, sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na Çubuk'ta yapılan saldırı sonrasında, hiç o nahoş açıklamalar yapılır; saldırgan hemen salıverilir miydi?
 31 Mart'ta oylar kullanıldıktan sonra artık, gerginlik sona erecek diye düşünürken ve ülke olarak, buna gerçekten de çok ihtiyacımız varken, İstanbul seçimlerinin iptali ile sadece İstanbul özelinde değil, ülke genelinde yeniden, gergin bir seçim atmosferine sürüklendik. Mübarek Ramazan ayında, sayın Cumhurbaşkanını, her akşam başka bir iftar sofrasında, propaganda konuşması yaparken dinledik. Ne yazık ki, kutsal iftar sofraları da, seçim propagandası zeminine dönüştürüldü.
Geçenlerde Haber Türk televizyonunda, İstanbul seçimleri konusundaki bir açık oturumun bir bölümünü seyrettik.  'Bir bölümünü seyrettik'  diyoruz; çünkü artık aynı lâfları dinlemekten bıktık. Bu programı ilginç kılan, sayın Doç. Dr. Ahmet Kasım Han'ın programın bir diğer katılımcısı AKP İstanbul milletvekiline sorduğu sorulardı.
Sayın Ahmet Kasım Han, daha önce seyrettiğimiz programlardaki konuşmalarından, bizde, 'iktidara yakın bir isim' izlenimi yaratmıştı. Bu nedenle, AKP'nin İstanbul seçimlerindeki tavrını sorgulayıcı bulduğumuz konuşmasını dikkatle dinledik. 
Sayın Ahmet Kasım Han'ın,  AKP İstanbul milletvekiline sorduğu şu iki soru aslında İstanbul seçimlerindeki gerçeği ortaya koyuyordu: 
1.    Bütün sandıklarda AKP temsilcisi var mıydı?
2.    Bunların sandık sonuç tutanaklarında imzaları var mıydı?
Tabiî ki, bütün sandıklarda diğer partilerin olduğu gibi,  iktidar partisinin de temsilcileri ve bunların sandık sonuç tutanaklarında imzaları vardı. Peki, o hâlde, hırsızlık nasıl oldu? 
AKP'nin İstanbul seçimlerine yönelik suçlamaları gerçekten çok enteresan. 'Hırsızlık var' diyorlar fakat hırsızın kim olduğunu söyleyemiyorlar! Sayın Cumhurbaşkanı, 'elimizde kamera kayıtları var' demişti. Fakat, bu kamera kayıtları bugüne kadar gösterilemedi! 
Seçim güvenliğini sağlamak durumunda olan bakanlık İçişleri Bakanlığı. Başında da sayın Süleyman Soylu var. Nasıl hırsızlık olabilir ki? Oylar sayılmış, tutanaklar tanzim edilmiş. Bu tutanakları sandık başkanları ve sandık kurulu üyeleri imzalamışlar. Oylar torbaya konmuş. Bir boğum atılmış. Üstüne sandık sayım tutanakları konmuş. Torbaların ağızları bağlanmış ve mühürlenmiş.  İlçe seçim kuruluna polis koruması altında götürülmüş….
Burada kim nasıl hırsızlık yapabilir? Yüksek Seçim Kurulu'nun gerekçeli kararında da, 'Oyların çalınması' hakkında hiçbir şey yok! 
Aslında hırsızlık filân yok. Bu bir propaganda sloganı o kadar! Amaç, sadece yandaş televizyon kanallarını izledikleri için, ülkede ne olup bittiğini anlayamayan taraftarları konsolide etmek! Peki, ya siyasî etik? O çoktandır rafa kaldırıldı! Artık kılavuzumuz Makyavel: “Amaca vasıl olan her yol meşrûdur!” 
Bu arada, Öcalan'a avukatlarıyla görüş izni verilmesiyle,  yeniden 'Açılım Süreci'nin başlayacağı umudu yaratılarak', 31 Mart'ta, sayın Ekrem İmamoğlu'na     yönelen Kürt  oylarından bir bölümünü elde etmek gibi tehlikeli bir oyuna başvurulduğu da görülüyor!
    İstanbul AKP için çok önemli. İstanbul gitti mi, iktidar da gider! Peki, hani biz demokrasi mücadelesi veriyorduk?  Hani, iktidarları belirleyen güç sadece ve sadece millî iradeydi? AKP lehinde tecelli etmeyince, Millî İradeye itibar edilmeyecek mi? 
Ne yazık ki, sürekli olarak yükseltilen siyasî tansiyon, vatandaşların gerçekleri görmelerini engelliyor. Kimse kendi partisinin kusurlarını görmek istemiyor. Bu sadece iktidar partisi için değil, muhalefet partileri için de geçerli. Çünkü, millet olarak kutuplaştırıldık. Bu bize, sağduyumuzu da kaybettirdi. Bugün her zamankinden daha fazla, iktidar ya da muhalefete angaje olmayan, sağduyulu âkil adamların kılavuzluğuna ihtiyacımız var. Gerçi, Çok Partili Sistemde âkil adamların sözlerine pek kulak verilmediğini biliyoruz. Çünkü bu sistemde siyaset tamamen menfaat odakladır. Fakat biz yine de, bu ülkede, menfaat düşkünü olmayan sağduyulu insanların bulunduğuna inanıyoruz. Bu nedenle, 'Demokrasilerine hayran olduğumuz Batı ülkelerinde başlayan uyanış, er ya da geç bizim ülkemizde de etkili olacaktır' diye düşünüyoruz. Son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Sosyal Demokrat, Sosyalist ve Hıristiyan Demokrat partiler çok büyük oy kayıplarına uğradılar.  Ülkemizde de başlayacağına inandığımız bu uyanış inanıyoruz ki, Atlantikçi  partileri tasfiye etmeyi başararak, gerçekten Yerli ve Millî Partileri siyaset sahnesine taşıyacaktır.
 İstanbul seçimlerine gelecek olursak:  İstanbul'u 25 yıldır; Türkiye'yi ise 17 yıldır aynı zihniyet yönetiyor. Böyle bir imar talanı yaşanmadı. Artık İstanbul'un ve Türkiye'nin bir değişime ihtiyacı var.  Ankara bu değişimi yaşadı. Sayın Mansur Yavaş'ın, AKP çoğunluğuna sahip Belediye Meclisi'nin engellemelerine rağmen yaptığı güzel uygulamalar birer birer kamuoyuna yansıyor.  İktidar, 'Ankara kaybedilirse, belediyenin Kandil'den yönetileceği, su saatlerini okumak üzere evlere teröristlerin geleceği' korkusu ile başarılı olmaya çalışmıştı! Evlere teröristler gelmedi ama, Ankara Büyükşehir Belediye'sinin tabelâsına T.C geldi! 
Yolsuzluklar bu ülkenin en büyük beka meselelerinden birisidir.  Sayın Mansur Yavaş daha ilk adımda, 505 milyon liraya yapılan park ve bahçe bakımı işlerini yüzde 60 indirim yaptırtarak 188 milyon liraya indirmiş! Makam arabasındaki çakarı kaldırtmış. Bundan sonra hiçbir belediye yöneticisinin arabasında çakar olmayacak! Bu davranış, belediyenin bundan böyle nasıl yönetileceğinin de önemli bir göstergesidir.
 Sayın Ekrem İmamoğlu'nun 18 günlük yönetiminde yapılanlar da gelecek bakımından umut vericiydi. Haber Türk TV'de Didem Aslan Yılmaz'ın programında, kendisine 'Kürt Meselesi' sorulduğunda,  sayın İmamoğlu'nun, CHP 'Tepe Yönetiminin' söyleminin aksine, 'Ben Kürt Meselesi diye bir şeyi kabul etmiyorum' diye itiraz etmesini takdirle karşıladığımızı da belirtmeliyiz.  Sayın İmamoğlu'nun Trabzon mitingi, İstanbul seçimlerinin aynı zamanda AKP iktidarı için bir referandum mesabesinde olacağını göstermiştir. Millet nefret söylemine prim vermiyor. Millet barış istiyor, refah istiyor, huzur istiyor, ülkenin adaletle yönetilmesini itiyor. 
Devletin her kademesinde müthiş bir israf söz konusu! 
Basit bir örnek:  Almanya dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri.  Bu ülkede kamuya tahsis edilen araç sayısı 12 bin. Bizde 130 bin!
 İstanbul Büyük Şehir Belediyesi 2018 yılında,  eski parayla, TÜRGEV'e  51.5 trilyon, TUGVA'ya 74.2 trilyon, Okçular Vakfı'na 16.6 trilyon lira  vermiş! Gerisini, Yeniçağ'da Murat Ağırel'den okuyunuz. 
Araf Suresi 31. Ayet  “Yiyin, için, fakat israf etmeyin” buyuruyor.  Bizim İslâmcılar, namazdan, niyazdan Kur'an okumaya pek fırsat bulamıyorlar olsa gerek!
Geçen yıl İstanbul'dan, 210 bin kişi yurtdışına göç etmiş. Vasıflı insanlar ülkeyi terk ediyorlar! 23 Haziran'da alınacak sonuç, insanlarımızın ülkemizin geleceğine yeniden umutla bakabilmelerini sağlayabilir. Buna gerçekten de çok ihtiyacımız var.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık