• 25 Mayıs 2018, Cuma 9:07
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

OSMANLI TÜRK'E NASIL BAKIYORDU? (2)
İ. Hami Danişment'in belirttiğine göre, 1453'de İstanbul'un fethini takiben, Çandarlı Halil Paşa'nın azlinden sonra, Türk unsurunun yerine Mahmut Paşa ile dönmeler ve devşirmeler zümresi geçirilmiştir (Prof. Abdurrahman Küçük, “Dönmeler Tarihi”, s. 93, 94).
“Osmanlı Tarihi” eserinin yazarı olan, ünlü Fransız edebiyatçısı ve devlet adamı Lamartin de, “Bu büyük Sadrazamın, düşmanlarının asılsız suçlamalarına inanan Fâtih tarafından azledilerek, yerine bir Sırp dönmesi olan Mahmut Paşa'nın getirildiğini ve Halil Paşa'nın 40 gün Edirne zindanında tutulduktan sonra kafasının kestirildiğini” belirtir (Lamartine, Osmanlı Tarihi, Cilt I, s. 274).
Prof. Mustafa Akdağ, Osmanlı'da Türkler aleyhinde gelişen söylemin ana nedeninin Türk Aristokratları ile Devşirme Kapıkulları arasındaki bu iktidar mücadelesi olduğu üzerinde durmaktadır. Romen tarihçi Jorga da bu görüşü doğrulamakta, “Devşirmelerin Osmanlı cemiyetinin nesi varsa zapt edip ele geçirmeleri 17. yüzyılda mümkün olmuştur. Devşirmeler ahlâkın, kültür ve geleneğin bozulmasına da sebep olmuşlardır” görüşünü savunmaktadır (Gn.Fahri Belen, “Tarih Işığında Devrimlerimiz”, Cilt III, s. 37).
Jorga'nın belirttiğine, göre devşirmelerin etkinliği 18. yüzyılın ortalarına kadar sürecektir. Jorga daha sonra şu bilgileri vermektedir: “Daha önce de belirtildiği gibi, kendi ana dillerini ve geleneklerini sürdüren ve kanlarında kendi halklarının katışıksız özelliklerini taşıyan yeni muhtedî ve devşirmeler artık yönetimde yer almıyorlardı. Osmanlı Devleti'nin üst düzey yöneticilerinin çoğu 1750 yılı dolaylarında artık, az çok ün salmış devşirmelerin oğulları değil, gerçek Türkler idi” (“Osmanlı İmparatorluğu Tarihi”, Cilt IV. s. 381).
Prof. Niyazi Berkes'in Osmanlı devlet sistemi üzerinde yaptığı şu değerlendirme de, bu konuda ufuk açıcıdır: “Osmanlı devleti de, Avrupa'daki imparatorluklar gibi, bir anavatan üssüne ve bir millet temeline dayanmıyor. Osmanlı devletini yönetenlerin anavatanı kalmamıştı. Ne Türk'ten, ne Arap'tan, ne de Hıristiyan kavimlerden bir ulus kuramazlardı. 'Millet' sözcüğü din ve mezhep sözcüğü demekti. Ne Anadolu, ne Rumeli Osmanlıların vatan ve millet üssü olmamıştır; böyle bir şeyle de ilgilenmemişlerdir. Anadolu'yu bile bir İslâm-Türk ulusunun vatanı hâline getirmeden, militer güç tutma yolundan hazine kazanma politikası ile, Osmanlı Devleti, kurulduğu alandan dışarı fırladı. En muhtemel olarak, kendine bir 'Vatan Üssü' ve 'Ulus Temeli' olacak toprakları çiğneyip geçti. İran savaşları, Anadolu'yu bir Türk ulusunun vatanı olmak olanağından XIX. yüzyıla kadar yoksunlaştırdı. Anadolu'da bir ulus birimi gelişmesi şöyle dursun, Kızılbaş düşmanlığı altında orayı, çoğu Osmanlıya düşman halkların yaşadığı bir alan hâline getirdi. Osmanlı padişahlarının ve kullarının politikası ulus kurma değil, ulus dağıtma politikası olmuştur (“Türkiye İktisat Tarihi”, cilt II. s.64).
Prof. Metin Kunt'un verdiği şu bilgiler de, Osmanlı Devlet yapısını tanımamız ve Cumhuriyetin üstünlüğünü anlamamız bakımından önemlidir: “Çeşitli rastlantılar sonucu, on yedinci yüzyılın ilk yarısında tahta çıkan sultanların çoğu çocuk yaşta, hiçbir siyasî tecrübe edinmeden hükümdar oldular. I. Ahmet 1603'te 13 yaşında, II. Osman l618'de 13 yaşında, IV. Murat l623'te 11 yaşında, IV. Mehmet l648'de 6 yaşında tahta çıktılar. Aynı dönemin padişahlarından I. Mustafa düpedüz deli idi; 'deli' namıyla anılan I. İbrahim ise o derece olmasa bile dengesiz bir kişiydi. Demek ki, bir yandan şehzadelerin sancağa çıkmalarının önlenmesi (Şehzadeler Manisa, Amasya gibi sancaklara gönderilerek burada devleti tanımaları sağlanıyordu. 1595'te tahta çıkan III. Mehmet'in, büyük oğlu Mahmut'u, tahtta gözü olduğundan şüphelenip idam ettirmesinden sonra bu usul kaldırılmıştı), bir yandan da hazırlıksız ve yeteneksiz padişahların tahta oturmaları sonucu sultanın devlet ve toplum içindeki yeri sarsılmaya başlamıştı. Sancak beyi olan ve asker besleyen şehzadelerin çatışmaları önlendi gerçi, fakat bu sefer hangi şehzadenin tahta geçeceği payitaht ve saray çevrelerinin, yani valide sultanların, yeniçeri ağalarının, vezirlerin ve ulemanın çekişmeleri ve dengelenmeleri ile belirlenir oldu. Ancak, beşikteki kardeşlerinin bile katline şahit olan I. Ahmet (1590-1617) 1603 yılında, babası III. Mehmet'in ölümünden sonra Padişah olduğunda 'Kardeş Katli' usulüne son verecek ve ailenin en yaşlı üyesinin (ekberiyet usulü) tahta geçmesi usulünü getirecektir.
Padişahlar şehzadelik dönemlerinde sancak beyi olarak görevlendirildiklerinde, devletin işleyişini ve halkı yakından tanıyorlardı. Bu usulün kaldırılmasının devlette nasıl bir zaafa yol açtığını III. Selim'in şu yakınmasından da anlayabiliyoruz: “Cülûs-u hümayunum henüz oldu. İşlerin başından ve sonundan haberim yok” (Niyazi Berkes, 'Türkiye İktisat Tarihi', Cilt II, s. 305)!
Prof. Niyazi Berkes'in belirttiğine göre, III. Murat döneminde. Yeniçeri ocağına devşirme olmayanların alınmasına izin verilince, kendisi de bir devşirme olan tarihçi Koçi Bey şunları yazmış: “O tarihten beri millet ve mezhebi bilinmez şehir oğlanı, Türk, çingene, Tatar, Kürt, Laz, Yörük, katırcı, deveci, hamal…katılıp, erkân bozuldu.”
Yine Berkes'in belirttiğine göre, bu durumu, tarihçi Selânikî de şöyle eleştirmiş: “Yahudi, çingene, Rus, Çerkes, Türk ve rezillerden haramizadeler deftere girdi!”
Tarihçi Naima, ulûfeli sipahinin kanunsuzluklarından söz ederken şöyle der: “Acayip bir kavim olup içlerinde yarısı akıllı, yarısı cahil, çoğu akılsız Türk ve hayvanat mesabesinde, şirretliğe ve düşmanlığa eğilimli, aklı olanı az…”
Osmanlı'nın devşirmeleri Türk'e işte böyle bakıyorlardı! Prof. Berkes, “Bunların görüşü, geleneksel kapıkulluğunun görüşünü yansıtır” demektedir (“Türkiye İktisat Tarihi”, Cilt II, s. 243).
Prof. Erhan Afyoncu'nun belirttiğine göre, Osmanlılar, Timur'un halefleri karşısında nüfûz kazanmak için daha önce pek öne çıkarmadıkları, Oğuzların Kayı koluna mensubiyetlerini II. Murat döneminde iyice öne çıkarırlar. Paralara ve toplara Kayı boyunun damgası vurulur. Bu hava Fâtih döneminde de bir süre devam eder. İmparatorluğun büyümesi ve Timur tehlikesinin sona ermesi ile, Türk kimliğinin öne çıkarılmasından vazgeçilir (Afyoncu, “Sorularla Osmanlı Tarihi”, Cilt III, s. 35)! Cem Sultanın oğlunun isminin Oğuzhan, II. Beyazıd'ın büyük oğlunun isminin Korkut olduğunu belirtelim!
Bu konuda Prof. Halil İnalcık da şu bilgileri veriyor: “Timur darbesinin ardından Osmanlılar, Timur oğullarıyla rekabet yüzünden Orta Asya Oğuz-Türk geleneğine daha çok önem vermeye başlamış, Osmanlı hanedanının Oğuzhan'ın büyük oğlu Kayı neslinden geldiğini iddia etmiş, sultanlar oğullarına Oğuz, Korkut gibi Türk büyüklerinin adlarını vermeye, saray ve ordu eşyasına Kayı damgası vurmaya başlamışlar; ancak sonradan siyasî düşüncelerle Türkmenliğe karşı cephe almışlardır. Özellikle saf bir Türkmen devleti olan Doğu Anadolu'da rakip Akkoyunlu devleti yükselince, Osmanlı sarayı ve bürokrasisi Türkmen etnik menşei üzerinde durmaz oldu. İlk Osmanlı beyliği bir Türkmen devletiydi. Fakat Fatih'ten sonra, eski İran İmparatorluğu ve Şehinşahları geleneği benimsendi. Fatih bir oğluna efsanevî İran Şehinşâhı Cem'in adını verdi. Kabile ve Oğuz geleneği yerine saray kullarına, yeniçeri devşirme ordusuna dayanan bir devlet-i aliyye (imparatorluk) bilinci üstün geldi. II. Murad'dan beri Osmanlı hükümdarı kendini “Padişah-i âlem-penâh”, yani Dünya İmparatoru olarak görmeye başlamıştı. Sultan, Hakan ve Kayser unvanlarını benimsemiş, İslâm, Avrasya ve Roma hükümdarları geleneklerini kişiliğinde birleştirmiş olan Fatih, kendisini evrensel bir imparator; belli bir etnik grubun hükümdarı değil, çeşitli milletleri ve dinleri egemenliği altında birleştiren bir imparator olarak görüyordu.” ./…
NOT: Trabzon milletvekili Haluk Pekşen'i Halk TV'de, Çin'in İpekyolu Projesinin Türkiye için önemini anlattığı programı dinlerken, içimizden, 'aday yapmazlar' demiştik! Yanılmamışız! CHP, Haluk Pekşen'i aday listesine koymadı!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık