• 16 Mart 2015, Pazartesi 9:06
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ORTA DOĞU NASIL BATAKLIK OLDU? (3)
 20. kolordu Komutan vekili  Mahmut Bey  ve Mustafa Kemal imzaları ile “Halep'te Teşkilatı Milliye Riyasetine,  Suriye ve Filistin Müdafaai Kuvvayı Osmaniye Heyeti Umumiye Riyasetine” çekilen 15/16 Şubat 1920 tarihli şu telgraf da Anadolu ile  Suriye ve Irak'taki Millî Hareketler arasındaki irtibatı göstermektedir: “…mektubunuzda Suriye, Irak ve Türk C.K.S…larını kurtararak bir konfederasyon teşkil eylemek veyahut gelecekte kararlaştırılacak tarzda bir irtibat tesis eylemek üzere birlikte hareket etmesi bildirilmiş ve biz de bu tekliflerinizi kabul ederek, ayrıntılı talimat göndermiştik….”
 Telgrafta daha sonra, 'Türk ve Arap milletlerinin arasına girmiş olan Fransız ve Ermeni  işgal kuvvetlerinin seri bir şekilde bertaraf edilmesi ve düşmanın taciz edilmesi'  üzerinde duruluyor. Irak ve Suriye ile bu temasları öğrenen Kâzım Karabekir Paşa, 22 Şubat  tarihli telgrafı ile, Arabistan'ın kurtuluşu ile bilfiil meşgul olunmasının doğru olmadığını, bunun Fransa'nın düşmanlığına sebep olacağını bildiriyor. Mustafa Kemal Paşa ise,  23 Şubat tarihli cevabî telgrafıyla, Suriye'de ve Irak'ta hâkim ve etkili olduğumuzu Fransa'nın bilmesinin Millî Hareketin başarısı için önemli olduğunu hatırlatıyor (Kâzım Karabekir, “İstiklâl Harbimiz”, s. 452,  454)! 
Atatürk, Meclis'in açılmasından bir gün sonra, 24 Nisan 1920'de Meclis'te, Arapların İngiliz ve Fransızlarla yaptığı işbirliği ve bu yüzden düştükleri durum hakkında, bugün bizim de çok dikkatle okumamız gereken şu gerçekçi değerlendirmeyi yapıyor: “Suriye halkı ve Irak halkı, yani Arabistan 1914 tarihinden evvel, (…) Osmanlı Devleti'nin bir uzvu, bir rüknü (temel kuvveti) olmaktan fevkalâde şikâyetçiydiler ve bağımsız olmak gayesini takip ediyorlardı.(…) Fakat neticeyi elde etmek için kuvvetlerine dayanmanın kâfi olmadığını gördüler ve maalesef 'hepimizi birden imhaya girişen' düş-manlarla işbirliği yaptılar. Lâkin Harb-i Umumî'nin neticesini gördükten sonra, Suriye'de İngilizlerin, Fran-sızların idare tarzına, aşağılayıcı idaresine hedef olduktan sonra, bu kısımlardaki İslâmlar pek büyük bir hataya düştüklerini takdir ettiler ve onu müteakip bir kısmı kendi dahillerinde bağımsız olma, fakat yine bir suret ve şekilde Osmanlı camiası dahilinde bulunmak yönünü düşündüler” (Atatürk'ün Bütün Eserleri, cilt 8. s. 78).
Hüsrev Gerede de, 15 Ekim 1919 tarihli hatıratında, Suriye ve Irak halklarının yardım isteği konusunda  şu bilgiyi veriyor: “Yasin Hilmi,  Paşa rütbesiyle Suriye'de Arap Ordusu Genelkurmay Başkanı ve Cemiyet-i İslâmiye Reisi imiş. Yunus Vehbi adında birini Diyarbakır'a göndermiş. 13. Kolordu Komutanı aslen Arap ırkından namuslu, dindar ve onurlu bir asker olan Cevdet Bey bildirdi. Amaçları, yalnızca Mustafa Kemal Paşa tarafından Arapların isteklerinin gerçekleşmesine, İslâmiyet'in bağımsızlığa kavuşmasına, Suriye ve Irak'ın özerkliğine yardım, ileride Türklerle birleşik devletler hâlinde yaşama istekleri üzerinde  bilgi vermekmiş” (“Hüsrev Gerede'nin Hatıraları”, s. 99).
Büyük kurtarıcı ve yakın arkadaşları 'Araplar bizi arkadan vurdu' diyerek, Arapların bağımsızlık davalarına kayıtsız kalmıyor; o güç şartlara rağmen elimizden gelen yardım yapılıyor! Bugün ise, önemli bir çoğunluğa Araplardan uzak duralım anlayışı hâkim! Evet, Türkiye'yi parçalamaya yeminli Batı'yla birlikte olalım! Yani, her türlü belâ ile iç içe yaşayalım! 
 Libya'daki Sünusî tarikatı şeyhi İdris es-Sünusî de, İstiklâl Harbi sırasında Mustafa Kemal Paşa'yı desteklemiştir. Sunusî Bursa'da ikâmet etmekte iken, şehrin 1920 yılında Yunan kuvvetleri tarafından işgali üzerine, Vahdettin'in 'İstanbul'a gel' teklifini reddederek Ankara'ya Mustafa Kemal Paşa'nın yanına gider. Anadolu'yu dolaşarak Millî Mücadelenin haklılığını anlatır. 1922'de Suriye'ye geçtiğinde, Suriyelilerin Fransızlara karşı ayaklanıp, bağımsızlıklarını kazanarak Türkiye'ye iltihak etmeleri çağrısında bulunur. Şeyh Sünusî, İstiklâl Harbi sırasında Anadolu'da bulunurken,  bir gece rüyasında Hz. Muhammed'i görür. Derhal elini öpmek ister. Hz. Muhammed ona sol elini uzatınca buna üzülen ve şaşıran Şeyh: “Ya Resulullah, niçin bana sağ elinizi uzatmadınız?” diye sorar. Hz. Muhammed ona şu cevabı verir: “Sağ elimi Ankara'da Mustafa Kemal'e uzattım!” (İbrahim Candan, “Seni  Anlasaydık Bu Hâle Gelmezdik”, s. 125). 
Milliyetçi Arapların rüyalarında bile  Mustafa Kemal Paşa vardı!
Libya'da, İtalyanlara karşı direnişin efsane ismi Ömer Muhtar hiçbir Arap ülkesinden yardım alamayınca, Mustafa Kemal Paşa'ya bir mektup yazarak yardım ister fakat bu mektup İtalyan komutanının eline geçer. Orhan Koloğlu İtalyan komutanının hatıralarını okuyunca, böyle bir mektubun varlığını öğrenir (Haber Türk TV, Teke Tek  programı,  24 Mart 2011)!
1935 yılındaki İtalyan işgaline karşı direnen Habeşistanlıların başında kim vardı dersiniz? Binbaşı Vehip  (Kaçı) Bey!
Evet, Mustafa Kemal Paşa'nın Türkiye'si, İslâm Dünyası'nın tek dayanağıydı, tek umuduydu. Fakat Atatürk'ten sonra yüzünü tamamen 'modern' Batı'ya çeviren Türkiye için bunların ne kıymeti olabilirdi ki?  Atatürk'ten sonra bu devletin başına gelenler, Mustafa Kemal Türkiye'sinin Mazlûm Milletler için ne anlam ifade ettiğini umursamadılar bile. Onlar için önemli olan Batılılaşmaktı!  Küçük Amerika olmaktı! Hâlbuki, Türkiye, 'Küçük Amerika' olmak sevdasıyla, Amerika'nın vesayetine girmek yerine; Atatürk'ün Bölge Merkezli millî siyasetini takip etseydi; II. Dünya Harbi'nden sonra bağımsızlıklarına kavuşan Arap Devletlerinin karşılaştıkları meselelerin çözümünde, onların güvenilir danışmanı olabilirdi. Türkiye emperyalist devletlerin dümen suyuna girmekle, bu devletlerin sömürü ve entrikalarına karşı, birlikte güçlü bir savunma cephesi kurulmasını da önleyecek; Milliyetçi Arap yönetimlerinin düşmanlığını kazanacak ve bu coğrafyanın bataklığa dönüşmesinin en büyük sorumlusu olacaktır. 
Aydınlarımızın bir türlü göremediği gerçek budur.
Bugün, “Araplar bizi arkadan vurdu, aman Orta Doğu bataklığına bulaşmayalım.  Atatürk de buna karşıydı” söylemini sürdürenler bu söylemleriyle  emperyalizmin değirmenine su taşımaktadırlar. Fakat inanıyoruz ki, bu söylem sahiplerinin büyük bir çoğunluğu kime hizmet ettiklerinin farkında bile değildir.
'Atatürk Orta Doğu Bataklığına bulaşmamıza karşıydı' diyenlere en anlamlı cevap Atatürk'ün Sadabat Paktı'dır.  İnanıyoruz ki, birçoklarının bundan haberi bile yoktur!
O zaman, Musul konusunda takip edilen siyaset de Türkiye'nin, bölgenin geleceği ile ne kadar yakından ilgilendiğinin bir kanıtıdır. Türkiye, İngiltere ile 1926 yılında imzaladığı antlaşmayla, 'Irak'ın bütünlüğünü korumak şartıyla' Musul'dan vazgeçmişti. Çünkü İngiltere Musul'u manda yönetimi altında, Irak'tan ayrı tutmak ve ileride, Süleymaniye de katılarak, Türkler ve Araplar dışlanarak, İngiltere himayesinde bir Kürt Devleti kurmayı amaçlıyordu! Bize bırakılmayan Musul'u ve Kerkük'ü işte bunu önlemek için, İngilizlere de bırakmadık ve Irak'a dahil olmasını sağladık! 
Ne hazindir ki, emperyalizm bugün, Musul ve Kerkük'ü de dahil ederek  Kürdistan'ı bize kurduruyor! Evet, bu iktidarı safiyetle destekleyenlerin sayesinde! Ancak, bunda muhalefetin de büyük payı olduğunu belirtmeliyiz. Çünkü millete ger-çekleri anlatmıyorlar! Arslan Bulut yıllar önce AKP'nin nasıl ve ne gibi bir misyonla  kurulduğunu yazdı. Hem de defalarca yazdı.  Bir küresel proje uygulanıyor ve bu proje ülkemiz için âdeta bir Felâket Projesi!  Peki, muha-lefetin görevi, her vasıtayı kullanarak bunu millete anlatmak değil midir? 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık