• 12 Şubat 2018, Pazartesi 8:09
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

NATO VE AB'DEKİ DURUMUMUZ!
 NATO ve Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz yoğun bir şekilde tartışılıyor. Sevindirici olan, NATO üyeliğimizi ve Avrupa Birliği'ne üyelik hedefini 'Millî Hedef' olarak gören birçok isim, artık eskisi kadar ısrarlı değil. Fakat -yediğimiz tüm kazıklara rağmen-, genel anlayış, NATO'nun ülkemize pek bir yararı olmasa da, bu kuruluşa üyeliğimizin mutlaka sürmesi ve keza, Avrupa Birliği üyeliği hedefinden vazgeçilmemesi şeklindedir!
NATO konusunda en keskin ve bize göre, en millî tespiti Prof. Semih Koray yapmış. Sayın Koray'ın, 28.11.2017 tarihli Aydınlık'taki tespitleri şöyle: “NATO; ABD ve ABD'nin NATO ülkeleri üstündeki hâkimiyet aracı Gladyo demektir. NATO, özü itibariyle bir yeraltı örgütüdür. Ülkemizin NATO'da veto hakkının olması, bu yeraltı örgütünün Türkiye Şubesi'ni oluşturan FETÖ'nün darbe girişimini önleyememiştir! Amerika'nın zayıflamasına koşut olarak, Avrupa'da NATO'ya karşı merkezkaç kuvvetlerinin her geçen gün güçlenmesi, Avrupa'nın ABD hâkimiyetinden kurtulma isteğinden kaynaklanmaktadır. NATO tarafından hedef tahtasına yerleştirilmiş olan Türkiye'nin NATO'da kalmakta ısrar etmesi, bu örgüte payandalık etmekten başka bir işe yaramaz. Oysa, ülkemizin ABD ve NATO üslerini kapatarak NATO'dan çıkması, Avrupa'daki NATO karşıtlığına güç katarak, bu yeraltı örgütünün dağılma sürecini hızlandırır. Türkiye'nin NATO üyeliği, komşularımız ve Avrasya'yla olan ilişkilerimizde sürekli bir tereddüt kaynağı oluşturmaktadır. NATO'dan çıkmak, Avrasya'yla olan ilişkilerimizin de normalleştirilmesine hizmet edecektir.”
Burada hemen, Atlantik'ten uzaklaşarak, Avrasya'ya yönelmekte olan Avrupa Birliği'nin bir AB Ordusu kurma hazırlığı içinde olduğunu da hatırlatalım! Ne var ki, tanınmış birçok isim, NATO'da bulunmak suretiyle, bu kuruluşun istemediğimiz birçok operasyonunu veto ederek engelleyebileceğimizi, ayrıca NATO'dan çıkmamız durumunda, Ege ve Kıbrıs'taki haklarımızı savunmakta zorlanacağımızı iddia etmektedirler!
Bunların hiçbirinin gerçekliği yoktur. Aksine NATO'dan çıkmamız, hem Avrasya ülkeleri nezdinde bize itibar kazandıracak; bize duyulan güveni artıracak; hem de Avrupa ülkeleri nezdinde bizi daha değerli kılacaktır. Bir yandan Avrasya'ya yaklaşırken, diğer taraftan hâlâ daha -ümitsizce de olsa-, ABD ile Stratejik Ortaklığın sürdürülmesi arayışında olmamız -sınırlı işbirliğimize rağmen- büyük kazanımlar elde ettiğimiz Rusya, İran ve Irak'la işbirliğinin geliştirilmesinin önünde önemli bir güven sorunu teşkil edecektir.
Atatürk'ten sonra, Batı ile kurulan vesayet ilişkileri ve bu ilişkilerin hem devlet yönetiminde ve hem de aydınlarda yarattığı derin maddî ve manevî bağlar nedeniyle, bir anda Avrasya'ya yönelmemiz elbetteki pek o kadar kolay değildir. Fakat ülkemizin bugün, Batı ile kurulan bu vesayet ilişkileri nedeniyle yaşadığı beka meselesi; Batı ile ilişkilerimizin sorgulanmasını ve Avrasya hedefimiz için bir strateji geliştirilmesini, vazgeçilmez ve ertelenemez bir zorunluluk olarak önümüze koymaktadır.
15 Temmuz Darbe teşebbüsünde Amerika'nın suçüstü yakalanması ve PKK/PYD'ye verilen açık destek ve bu yüzden verdiğimiz şehitler nedeniyle kamuoyunda yükselen ABD karşıtlığının da, Avrasya Hedefinin milletimize benimsetilmesini kolaylaştıracağı muhakkaktır. Yeter ki, iktidar önce kendisi buna inansın!
Türkiye'nin NATO'ya girmesi zaten çok vahim bir hataydı. NATO sözde bizi Sovyet tehditlerine karşı koruyacaktı. Fakat yaklaşık 70 yıl boyunca yaşadıklarımız göstermiştir ki, bizim asıl Amerika'dan korunmamız gerekiyormuş; asıl düşman Amerika'ymış!
Türkiye artık Batı Asya ülkeleri ile ittifakı erteleyemez. Çünkü tehdit Doğu'dan değil, Batı'dan gelmektedir! Bu gerçeği bundan yüz yıl önce gören Atatürk Balkan ve Sadabat Paktlarını işte bunun için kurmuştu! İktidarın da, Muhalefetin de Millî Hedefi bu olmalıdır.
Avrupa Birliği üyeliği masalına gelecek olursak!
Avrupa Birliği her şeyden önce bir Hıristiyan Birliğidir. Avrupa Türkiye'yi, üyelik vaadiyle, bir sömürü ağına bunca yıldır bağlı tutmayı başarmıştır. Tabiî bunda, bu ülkeyi yönetenlerin çok büyük veballeri olduğunu da belirtmeliyiz. Artık bu aday üyelik oyununa bir son verilmelidir. Fakat, Türkiye'yi üyelik vaadi ile kendisine bağlayan Avrupa, bu sayede elde ettiği çıkarlardan elbetteki vazgeçmek istemeyecektir.
Daha dün, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Paris'te, ülkemizin AB'ye üye olamayacağını sayın Cumhurbaşkanının yüzüne karşı açıkça söylemişti! Fakat bunun ne önemi var ki, yalan rüzgârı yine esmeye devam ediyor! 'Türk Dostu' Günter Verhaugen'in Türkiye'ye yaptığı şu çağrıya bakar mısınız: “Avrupa'da sanki AB üyeliği sadece Türkiye'nin hedefiymiş gibi bir izlenim yaratılıyor. Bu yanlış. Türkiye'nin AB üyeliği aynı zamanda Avrupa'nın da hedefi ve AB bu ortak hedefe geri dönmeli! 'Bakın biz daha önce söylemiştik. Türkiye üyelik şartlarını yerine getiremez diye. Artık bu işi sonlandıralım' diyerek mevcut durumu kullanmak isteyenler var. 'Türkiye bu projenin başarısız olduğunu kendisi görüp bir sonuç çıkarsın' diyenler var. Ben Türk dostlarıma, sakın bu tuzağa düşmeyin çağrısında bulunuyorum. Sakın vazgeçmeyin. Zaman değişecek!”
Yani, Türkiye'nin AB'ye tam bağımlılığı; AB'nin ekonomik ve siyasî sömürüsü sürsün!
Verheugen bu tavsiyede bulunduğu sırada, Belçika Başbakanı şu sözlerle, aslında AB'nin gerçek düşüncesini açıklamaktaydı: “Avrupa ülkeleriyle Ankara arasındaki mevcut karmaşık problemler Türkiye'nin Birlik üyeliğini imkânsız kılıyor. Türkiye bu yüzden AB üyesi olmamalı. Tabiî bu durum AB ile Türkiye arasında bağların kopması anlamına gelmiyor. Birliğe üyelik yerine Türkiye ile stratejik ortaklık geliştirilmeli!”
Belçika Başbakanı açıkça, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğunu söylüyor!
Avrupa Birliği'nin her şeyden önce bir Hıristiyan Kulübü olduğunu bilmeliyiz. Prof. Erol Manisalı, bu konuda, en Avrupalı iş adamlarımızdan biri olduğu bilinen Şahap Kocatopçu'nun bir hatırasına yer vermiş. 1988 yılında Girne'de yapılan 'Türkiye'nin Avrupa'daki yeri' konulu toplantıda Şahap Kocatopçu bir anket yapar ve toplantıdaki, aralarında Dr. Andrew Mango'nun da bulunduğu ünlü yabancı Türkologlara şu soruyu yöneltir: “Türkiye'nin AET'ye girmesinde size göre en önemli engel hangisidir?” Bütün yabancılar soru kağıdına istisnasız “Türkiye'nin önündeki en büyük engelin kültürel farklılık, kimlik farkı olduğunu” yazarlar! Bir Avrupalıdan daha Avrupalı bir insan olan Şahap Kocatopçu bu sonuç karşısında oldukça şaşırır (Manisalı, Hayatım Avrupa, Cilt II, s. 68).
Evet, bu ülkeyi yönetenlerin bu millete delikanlıca söylemedikleri gerçek işte budur! Peki, ne yapacağız? Yapılacak olan şey, bu NATO ve AB serüvenine artık kesin olarak bir son vermek; Türkiye'nin Bölge Devletleri ile ilişkilerini güçlendirmek; ABD ve Avrupa ile ilişkilerimizi ittifaklarla bağlı olmaksızın sürdürmektir. Tıpkı Çin gibi, Rusya ve İran gibi! Bu cümleden olarak, kişisel kin duyguları bir kenara bırakılmalı ve devletimizin yüksek menfaatlerinin bir gereği olarak Suriye ile ilişkilerimiz bir an evvel düzeltilmelidir. Bu sütunlarda defalarca belirttiğimiz gibi, geçmişte de Suriye ile ilişkilerimizin bozulmasının sebebinin, 1955 yılında kurulan BAĞDAT PAKTI'na girmesi için Suriye'ye yaptığımız baskılar olduğunu; 2010 yılına kadar dostane ilişkiler yaşadığımız bu devletle ilişkilerimizin yeniden bozulmasının sebebinin de Suriye Devleti değil, yine, bu devleti yönetenler olduğunu hatırlatmak isteriz!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık