• 22 Temmuz 2013, Pazartesi 9:32
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

MISIR'DA YAŞANANLARDAN DERS ALMALIYIZ!
 Mısır'da, Cumhurbaşkanı Mursi'nin düşürülmesiyle, Müslüman Kardeşler iktidarının sona ermesi konusunda yorumlar farklı. AKP iktidarı, Batılı dostları ve  'kadim' Arap  dostlarından bu defa ayrı düştü! Dün, AKP iktidarı ile birlikte Mursi'yi destekleyen Batı şimdi yeni yönetimin yanında! Suudi Arabistan ve Katar da, 8 milyarı nakit toplam 12 milyar dolarlık bir kredi açıyor yeni yönetime!
 Melih Âşık Mısır'daki durumu çok güzel özetlemiş: “Mısır'da Mübarek, ABD yanlısıydı! Mübarek'i deviren ordu, ABD yanlısıydı! Mursi, ABD yanlısıydı! Mursi'yi deviren General Sisi, ABD yanlısı!  Muhalefetin güçlü adamı Baradey de, ABD yanlısı!” 
Sayın Âşık'a göre, “ABD, iktidarı, halkı temsil eden güçlerin eline geçmesin diye, kendi adamları arasında top gibi dolaştırıyor!”
Evet, iktidara kim gelirse gelsin, iktidarın asıl sahibi hep ABD'dir! Bölgemizde yaşananlar açıkça göstermektedir ki, 'Batı'nın vesayetinden kurtulmadıkça ne bizim ve ne de Mısır gibi ülkelerin tam bağımsız bir siyaset sürdürmeleri mümkün değildir.'  Ayrıca şunu da iddia ediyoruz ki, Türkiye Atatürk'ten hemen sonra, Atatürk'ün önderliğinde büyük bir başarı ile sürdürülen Bölge Merkezli siyaseti terk ederek, Batı'nın Vesayetini tercih etmeseydi bölgemizde her şey bugünkünden çok farklı olurdu. 
 “Haydi, canım atıyorsun” diyecekler olacağını biliyoruz. Onlara şunu hatırlatalım:  İsmet Paşa eli ile Balkan Paktı ve Sâdâbat Paktı'nın defteri dürüldükten sonra, Demokrat Parti'nin ve CHP'nin işbirliği ile, Batı'nın vesayetinin perçinlenmesi demek olan NATO'ya ve Bağdat Paktı'na 'büyük bir istekle ve teslimiyetle' katılmasaydık, emperyalist Batı, bölgemizde kurduğu bu etkinliği hayal bile edemezdi.  Düşününüz ki, bizim de telkinlerimizle Bağdat Paktı'na giren Irak, 1958 yılında gerçekleşen bir ihtilâl ile bu Pakt'tan ayrılmış ve bu ülkede kimilerinin neredeyse yüce Allah'a eş koştukları o sahte ilâhlar Irak'a bir şey yapamamıştı! Türkiye de emperyalizm gerçeğini zamanında görüp, Irak'ın yanında yer alsaydı, coğrafyamızdaki gelişmeler çok farklı şekillenirdi.  Menderes Rusya ile ticaret anlaşması yapmaya karar verdiğinde ise artık çok geçti!
Evet, Irak kendini ABD'nin ve İngiltere'nin emperyalist emellerine hizmet eden bu  ittifaktan bir ihtilâlle kurtarmıştı. Suriye ve Mısır ise, zaten daha baştan, kendilerine yapılan bütün baskılara rağmen bu pakta katılmayı reddetmişlerdi. Kendine Atatürk'ü örnek alarak, O'nun anti emperyalist siyasetini sürdüren Mısır Devlet Başkanı Nâsır, ABD Dışişleri Bakanı Dulles'in, bu pakta katılma teklifine karşı Dulles'e şu soruyu sorar: “Kime karşı bu pakt?” Dulles “Rusya'ya karşı” diye cevap verir. Nâsır ise, İngilizlerle mücadelededir ve “İngilizler 70 yıldır topraklarımızda” der.
Suriye'ye gelince; 'Adnan Menderes'in, bu pakta girmedikleri takdirde Suriye'yi işgalle tehdit ettiğini, fakat kendilerinin Fransız yönetiminde çok çektikleri için, böyle bir emperyalist pakta katılmayı reddettiklerini' gazeteci Lütfü Akdoğan bizzat Suriye Devlet Başkanından dinlediğini nakletmektedir (Ulusal TV, Temmuz 2012)! Bağdat Paktı'na girmeyi reddeden Suriye, Moskova'dan 140 milyon proje kredisi alınca, Amerika tarafından, Eisonhower Doktrini gereğince, 'dolaylı saldırı' tanımlaması kapsamında değerlendirilir ve 'Milletlerarası Komünizmin Kontrolüne Girdiği' ilân edilir! Suriye'nin Rusya'ya bu yakınlaşması üzerine, Türkiye, Suriye sınırına tekrar asker yığar! Menderes'in Eylül 1957'de Suriye'ye müdahalesi beklenir! Nâsır telâşlanarak Moskova'ya gider. Kruşçev Nâsır'a, “Amerikalıların akıllarını kaçırdıklarını” söyler. Açıkça, “Bir çatışmaya hazır değiliz, Üçüncü Dünya Harbi'ne hazır değiliz. Rüzgâra göre eğilmek gerek. Başka yol yok. Zira Dulles, dünyayı parça parça edebilir. Dulles din adamı pozunda fakat eminim ki, dinsiz olduğum hâlde ben Tanrıya ondan daha yakınım, onun kalbi yok çünkü” der. Fakat Türkiye'yi uyarmaktan da geri durmaz. Kruşçev, 9 Ekim 1957'de Newyork Times'e verdiği bir demeçte “Askerlerini Suriye sınırına yığmakla, Türkiye bizimle olan sınırında boşluklar açıyor” der! Sınırımızda askerî manevralar başlatır. Suriye bu tehditler karşısında Mısır'la birleşir. Menderes, bu birleşmeye, 'Suriye Rusya'nın eline geçti' diye bakar! Irak'ın da Arap Birliği'ne katılması, petrol şirketlerinin entrikaları ile engellenir. Arap Birliği yolundaki bu önemli adım, CIA'nın organize ettiği, Suudî Arabistan ve Ürdün'ün desteklediği bir darbe ile 29 Eylül 1961'de son bulur. Türkiye, yeni Suriye yönetimini hemen tanır. Bu Nâsır'ı daha da kızdırır (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi” s. 1642).    
Adnan Menderes 1948 yılında şu sözleri söylemişti: “Millî veya bağımsız diye adlandırılan dış siyaset, gerçekte, Birleşmiş Milletler'deki demokrasi anlayışından uzaklaşmak demektir!” Bu sözleri söyleyen Menderes'in daha sonra, ABD vesayetini kırabilmek için millî menfaatlerimiz doğrultusunda, Rusya ile ilişkileri geliştirmek yolunda önemli adımlar atması ve başına gelenler anlamlı değil mi? ABD'nin 'dolaylı saldırı' konseptini hatırlayalım! Evet! Adnan Menderes, eğer 27 Mayıs askerî müdahalesi olmasaydı, Temmuz ayında Moskova'ya giderek bir Ticaret antlaşması imzalayacak ve Kurşçev de Türkiye'ye iade-i ziyarette bulunacaktı! Bu Moskova seyahatinin ve yapılacak olan Ticaret Antlaşmasının üzerinde hiç durulmaması ilginç değil mi?
Ahmet Cevdet Paşa 'Devlet Adamları'na şu önemli tavsiyede bulunur: “Siyaset işlerinde maharet ancak tecrübe ile olur. Her şeyi tecrübe etmeye insan ömrü yeterli ve bir asrın tecrübesi kâfi değildir. Arif olanlar her şeyi nefsinde tecrübeye kalkışmayarak, içi ibret, nasihat ve tecrübelerle dolu olan tarih okurlar!” 
Bu iktidarın, tarihten ibret almayan iç ve dış siyaseti sonunda gelinen durum meydandadır. ABD'nin peşine takıldık; Ermenistan'a yaranacağız derken Azerbaycan'ı küstürdük; üstelik Ermenistan'a da yaranamadık! Kaddafi'ye aç kurtlar gibi saldıran, 'Uluslararası Toplum' denilerek yüceltilen Haydut Devletlerle işbirliği yaptık! Myammar ve Somali'deki Müslümanların haklarını bile korurken, soydaşlarımız Irak Türkmenlerini kendi kaderleri ile başa başa bıraktık! Bağdat yönetimini karşımıza almak pahasına, Barzanî'nin kukla devletine kalkan olduk! Ne var ki,  'nankör' Barzani şimdi Bağdat'la flörte başladı! Hâlbuki, İngiltere ile 1926 yılında imzaladığımız Irak Devleti'nin kuruluş antlaşmasına göre, bu devletin bütünlüğü Türkiye'nin garantisi altındaydı ve Irak'ın bütünlüğü Türkiye'nin güvenliği için son derece önemliydi! Bugün, AKP iktidarının sürdürdüğü iç ve dış siyasetin yarattığı zaaflar sebebiyle ülkemizin Güneydoğu'sunda artık PKK söz sahibidir;  'Büyük Kürdistan' ilmik ilmik örülmektedir! 
Suriye'ye karşı sürdürülen düşmanca tavır, isyancılara verilen destek ne millî menfaatlerimize uygundur ve ne de bin yıl bu coğrafyayı adaletle yöneten Türk Milleti'nin millî hasletlerine yakışan bir tavırdır. Bu durumun dış ticaretimize vurduğu darbenin yanında bir de 500 bine yaklaşan mültecinin beslenmesi ve barındırılması sorunu ile karşı karşıya kalınmıştır!
Mısır'a gelince; Mursi'nin iktidardan uzaklaştırılmasına rağmen, AKP iktidarı eski yönetimi desteklemeyi sürdürmektedir. AKP'nin eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış bile bu durumun Mısır'la ilişkilerimizi çok olumsuz etkileyeceğini söylemektedir! Komşu ülkelerin iç işlerine bu kadar müdahil olmamız doğru mudur? 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık