• 15 Aralık 2019, Pazar 15:54
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

MESELE 'KÜRT MESELESİ' DEĞİL (2)

Sözde 'Kürt Meselesi'nin çözülmesi için akıl veren verene! İspanya'yı örnek gösterenler var. Kuzey İrlanda modeli diyenler var! Var oğlu var. Bu ülkeleri hiç tanımadan, bu ülkelerdeki çözümleri öneriyorlar. Meselâ, İspanya'ya bakalım: İkinci Dünya Harbi'nden hemen önce başlayan ve üç yıl süren İspanya İç Savaşı'nda yüz binlerce insan öldü ve İspanya 40 yıla yakın bir süre, Franko Faşizminin yönetiminde yaşadı. İspanya Orta Çağ'dan beri bir krallıklar ülkesi. Yaklaşık 900 yıl İspanya'da hüküm süren Arap hâkimiyetini bu krallıklar, Madrit merkezli Kastilya Krallığı'nın önderliğinde birleşerek sona erdirdiler. Yani İspanya yüzyıllarca federal bir yapı ile yönetilmiş bir ülke! Bunun neresini Türkiye'ye uygulayacaksınız? Türkiye, Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra,  bir Beylikler dönemi yaşamış olsa da, Osmanlıdan bu yana, güçlü bir merkezî devlet yapısı ile idare edilmiş! Kaldı ki, o Beyliklerin de tamamı Türk Beylikleriydi! Bu topraklarda tarihin hiçbir devrinde bağımsız bir Kürt Devleti kurulmamış!
Nilgün Cerrahoğlu, yıllar önce, Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanan bir makalesinde, İspanya'daki durum hakkında şu bilgileri vermekteydi: “İspanya, 1970'ler sonu ile 80'lerin başında Avrupa'da yaşanan en büyük yerelleşme reformunu gerçekleştirdiği için çok özgün bir örnek teşkil ediyor. Demokratikleşme namına tartışılmaz addedilen 'YERELCİLİK' ile 'ÖZERK DEVLET MODELİ' her hâlükârda tartışmaya açılmış… Bölgesel özerklik getiren, demokratik 1978 Anayasası yeni geçmişti. 'Fueros' adı verilen tarihî haklara sahip Basklarla, Katalanlara ayrıcalık yapmamak için; Franko faşizminden demokratik devlete geçilirken İspanya'nın 17 bölgesine birden özerklik verilmişti.”
Ünlü İspanyol siyasetçisi, filozof Fernando Savater'in, sayın Cerrahoğlu'na yaptığı şu açıklama, bizim Özerklik ve Federasyon hayâlleri kuran gafillere âdeta bir ders niteliğinde:  
“Özerklikle Milliyetçilik Yumuşamadı; bilendi! Ayrılıkçılık, bölgecilik ve bölgesel milliyetçilik fırsatçı bir hastalıktır. Bu hastalık zayıflayan organizmalara saldırıyor. İspanyol Devleti bir 'Özerklikler Devleti' olmaktan çıkıp, 'Milliyetçilikler Devleti' hâlini aldı. Demokratikleşmenin olmazsa olmazı sayılan yerelleşme ve yerinden yönetimler egoizmi beslediği, 'eşitlik' ve de 'dayanışma' duygularını zedelediği için neredeyse bugün demokrasinin düşmanı sayılmaya başlandı.” 
Diğer taraftan, Katalanya'da yaşananları nasıl unutabiliriz? Bağımsızlık ilân eden Katalan Başbakanı, İspanya'nın kararlı tavrı nedeniyle,  Belçika'ya sığınmak zorunda kalmıştı!
Tecrübelerden yalnız gafiller ve kötü niyetliler ibret almaz. İspanya akıllandı, hatasından geri dönmeye çalışıyor. Bizim 'Özgürlükçüler' İspanya'nın hatasını tekrarlama gayreti içindeler! Bağımsız Kürdistan'ı kurmayı başarırlarsa, ülkemize barış ve refah gelecek sanıyorlar! Nasıl bir kaosun içine sürükleneceğimizin farkında bile değiller. 
Terörün sona ermesi için öneriler yapan, hayatlarında İspanya'ya ve Güneydoğu'ya gitmemiş 'uzmanlar' İspanya'dan örnekler veriyorlar. Etnik siyaset yapan bir partinin kapatılmasını 'demokrasiye bir darbe' olarak niteliyorlar. Bu beylere göre, demokrasilerde parti kapatılmazmış! Bu beyler, Güneydoğu'yu tanımadıkları gibi, Avrupa ve İspanya hakkında da bilgi sahibi değiller. Fakat bunların ne önemi var ki, önemli olan kafaların karıştırılmasıdır. Zaten onların işi budur ve bu işi özgürce yapıyorlar!   Dünyada bunun başka bir örneği yoktur. 
AVRUPA'DA TERÖR ÖRGÜTÜYLE 
 BAĞI OLAN PARTİYE İZİN YOK!    
Avrupa'da ayrılıkçı parti kurmak yasak değil. Fakat bu partinin terör örgütü ile bağı tespit edilirse 'dünya ne der' diye düşünülmeden kapatılıyor!
 İspanya'nın BASK bölgesindeki ayrılıkçı Hery Batasuna partisinin, ETA terör örgütü ile organik bağı tespit edildiği için kapatıldığını; hattâ, bu partinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvurunun da, terör örgütü ile bağı olduğu gerekçesiyle reddedildiğini hatırlatalım! Bize gelince, dünya âlemin bildiği bir gerçektir ki, 'Bağımsız Kürdistan' davasının siyasî kanadını temsil eden HDP, terör örgütü ile organik ilişki içindedir! Eş Başkan Figen Yüksekdağ, “Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye dayıyoruz! Bunu söylemekte, bunu savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz”  demiyor muydu? HDP Hakkâri milletvekili Abdullah Zeydan'ın, “PKK barış ve halk hareketidir. Onun öyle bir gücü var ki, sizi tükürüğüyle boğar” sözleri nasıl kabul edilebilir? Selâhattin Demirtaş, “Kürt gençleri özyönetim ilân etmesinler de ne yapsınlar?” sözleriyle, hendekler kazarak, bombalı tuzaklar kurarak şehirleri harabeye çevirenleri teşvik etmedi mi?  Örnek çok!
HDP'li yöneticilerin  iğfal ettikleri Kürt gençleri, Özyönetim Maskaralığıyla Güneydoğu'yu cehenneme çevirdiler. Yıllarca Ticarete ve Turizme büyük darbe vurdular. Esnaf kan ağlıyormuş; hayvancılık mahvolmuş kimin umurunda ki! 
 15 Temmuz 2015'ten sonra, terör örgütünün üzerine kararlı gidiş sayesinde, Doğu ve Güneydoğu'da düzen sağlandı. Ticaret de, Turizm de canlanmaya başladı.   Devletine bağlı sade vatandaş da rahat bir nefes aldı. 
Selâhattin Demirtaş, Suriye'nin Kuzeyi'nde, 'bizim de katkımızla' yaratılan boşluktan istifade edilerek kurulan kantonal yapı ile gerçekleşen sözde demokratik yapıyı, 'Rojava Devrimi' diye yüceltiyordu. Hâlbuki, bizzat Birleşmiş Milletler raporlarında, PKK'nın, Suriye'nin Kuzeyi'nde işgal ettiği köylerde yaşayanların evlerini yıkarak masum halkı göçe zorladığı belirtilmektedir! 
Barış Pınarı Harekâtı'mızla bu yapı, yerle bir oldu. PKK'nın Türk Ordusu karşısında hiçbir varlık gösteremeyeceğini tüm dünya, Afrin'den sonra bu harekâtla bir kez daha gördü. Bu harekâtlardan sonra, YPG, PYD ve YPJ'nin sadece alfabenin bazı harflerinden ibaret olduğu da görüldü. PYD (PKK) Amerika'nın himayesinde, askerî ve siyasî hâkimiyet kurduğu Suriye'nin Kuzeyi'nden def olup gitmek zorunda kaldı. Figen Yüksekdağ'ın, Selâhattin Demirtaş'ın arkalarını  dayayacakları bir güç artık yok!
BU TOPRAKLAR KİME VAAD EDİLMİŞ?
Yaşananlardan ders almayan yeni Eş Başkan Sezai Temelli de, eski Eş Başkanlar gibi densiz lâflar etmeyi sürdürüyor. İnternette de bulunabilecek şu küstah konuşmasında ettiği lâflara bakar mısınız: “Bugün Türkiye'nin en bereketli toprakları burası. Buralar vaad edilmiş topraklar. Musa bütün ömrünü bu toprakları arayarak geçirdi. Geldiler bu toprakları da kuruttular!”
Bunlar mı Türkiye Partisi? Bu adam Siyonist mi ne?  Yoksa ne diye 'Vaad Edilmiş Topraklar' desin ki?  Biz Türkler, gelmişiz ve bu toprakları kurutmuşuz öyle mi? Hadi ordan!
Sezai Temelli'nin Türk kökenli olduğu söyleniyor.  Demek ki, Türklüğünün bilincinde değil. Türklüğün şerefli tarihini bilmiyor. Yoksa Türk Milleti'ne o gerçek dışı iftirayı yöneltir miydi? 
Sezai Temelli, 'Türkler gelmişler ve bu toprakları kurutmuşlar' diyor! Hâlbuki, tarihçiler, Türkler geldiklerinde, Anadolu coğrafyasında nüfusun son derece az ve ticaretin de oldukça geri bir düzeyde olduğunu; Selçuklu Devleti'nin Anadolu'da düzeni sağlayıp, yeni kervansaraylar yaparak ticareti canlandırdığını söylüyorlar! Selçuklular Anadolu'da Etnik Köken, Din ve Mezhep ayrımı yapmadan adaletli bir yönetim uyguladılar. Ortaçağ Ermeni yazarları, Bizans İmparatorluğu ve Haçlılar için yergi dolu ifadeler kullanmışlar; fakat Türk hükümdarlarından hep övgü ile söz etmişlerdir. Ermeni tarihçi Urfalı Matheos, Selçuklu Sultanı Melikşah'tan bahsederken, “Sultan'ın yüreği, Hıristiyanlara karşı şefkatle dolu idi. O, geçtiği memleketlerin halkına bir baba gözüyle bakıyordu” diye yazmaktadır.  Bizans Döneminde İstanbul'a giremeyen Ermeniler, ancak Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden sonra İstanbul'a yerleşebilmişlerdir! Bunları söyleyen bir Türk değil;  Ermeni Patriği Nerses Varjebatyan. ./…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık