• 02 Nisan 2012, Pazartesi 9:57
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

MENDERES GERÇEĞİ GÖRMÜŞ MÜYDÜ?
 Nazif Ekzen, 6 Mart 2012 tarihli Aydınlık'ta yayınlanan, Menderes döneminin ekonomik uygulamaları ve ABD ilişkileri hakkındaki yazısında, önemli bilgilere yer vermiş. Özetleyerek aktaralım: 10 Ağustos 1950'de dış ticaretin liberasyonu ile başlayan Menderes döneminin Liberal İktisat Politikaları, 1952 yılında tıkanır ve Eylül l952'de “Tam Liberasyon” uygulamasına son verilir. Eylül l953 tarihinden itibaren “Tevzin Fonu” oluşturulması kararı ile fiilen kamu müdahalesi işlemeye başlar. Eylül 1955'de dış dengeyi tam anlamı ile kamu denetimine alan, Türk Parasının Kıymetini Korumaya ilişkin 14 sayılı karar çıkartılır. Haziran l956'da ise, 1940'ların Millî Korunma Kanunu geri getirilir! 
Artık liberal politikalar bitmiştir. Fakat ekonominin yakasını da bir araya getirmek mümkün olamaz. Türkiye, 1953'ten başlayarak, ABD yardımı için uğraşır. Başbakan Menderes bunun için l954 seçimlerinden hemen sonra, Mayıs ayında Amerika'ya gider. Amerika ve IMF'nin kredi için şartı devalüasyon yapılmasıdır. ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Menderes 'in kaldığı otele davet edilir ve ABD Cumhurbaşkanı ile görüşmede devalüasyonun gündeme gelip gelmeyeceği öğrenilmek istenir. Büyükelçi açıkça, bunun gündeme geleceğini ifade eder. Bu durum kendisine aktarılan Başbakan Menderes, 'Öyleyse kendisine iletin, ben Türkiye'ye dönüyorum'  diyerek rest çeker.
Sayın Ekzen'in belirttiğine göre bunları Melih Esenbel, gazeteci Nur Batur'a anlatmış.
Sonunda, Menderes'in Başkan Eisenhower'la görüşmesi gerçekleşir fakat devalüasyon gündeme gelmez. Ancak, ABD ve Avrupalı ortakları bu ısrarı sürdürürler. l954 seçimlerinden beri talep edilen dış yardım ancak 14 Temmuz 1958 tarihindeki Irak ihtilâlinden sonra gerçekleşir; o da devalüasyon yapmak koşuluyla! ABD, Bağdat Paktı'nın Irak ayağını koparan bu ihtilâlle, Rusya'nın bölgeye yerleşmesinin yolu açıldığı için, Türkiye'ye kredi vermeye razı olur. Türkiye'ye, 234 milyon doları ABD'den olmak üzere 359 milyon dolar dış yardım taahhüdünde bulunulur. 487 milyon dolarlık dış borç da konsolide edilir yani yeniden yapılandırılır. 
4 Ağustos l958'de yapılan devalüasyonla 2.80 TL olan dolar bir anda 9 liraya yükseltilir. ABD yardımın ucunu göstermiştir fakat Ankara'daki AİD yardım heyeti kamu sanayi yatırımlarına kaynak tahsisine izin vermez! Taahhüt edilen dış yardımların işleyişindeki aksaklıklar sebebiyle Başbakan Menderes ile Ankara'daki AİD Heyeti Başkanı arasındaki sürtüşme açık çatışmaya dönüşür.  Mart 1959'da Başbakan Menderes, AID yardım Heyeti Başkanını odasından kovar ve Türkiye'yi terk etmesini ister!
1959 yılından itibaren yardımların yavaşlaması üzerine Menderes, Almanya'ya gider ve Başbakan Erhard ile görüşür. Almanya Başbakanı da daha sonra Türkiye'yi ziyaret eder. Ancak, Alman Başbakanı, 'Türkiye'nin hızla sanayileşmesine gerek olmadığını söyler ve tarımsal yatırımlara öncelik verilmesi”  aklını verir!
 Mart 1959'dan itibaren OECD ve IMF, taahhütlerini askıya almaya başlayacaktır. Menderes bundan sonra, kaynak arayışlarını Sovyetler Birliği'ne çevirir. 1960 yılı Haziran ayının ilk haftasında bu ziyaretin olması beklenmekteydi! 
NATO üyeliğimizin ve İkili Anlaşmaların sağladığı imkânlarla, bütün hücrelerimize kadar sızan Amerika böyle bir şeye izin verir miydi?
Gazeteci Orhan Karaveli'nin verdiği önemli bir bilgiyi burada tekrar paylaşalım: Başbakan Adnan Menderes l959 yılı sonbaharında Amerika'ya gider. Dışişleri Bakanı ile görüşülecektir. Randevu saatinde Bakanlığa gidilir fakat Menderes bir türlü kabul edilmez. Bir saate yakın bir süre geçer; Menderes, sıkıntıdan terleyen alnını beyaz ipek mendili ile silmektedir.  Orhan Karaveli dayanamayıp Washington Büyükelçimiz Suat Hayri Ürgüplü'ye usulca, “Türkiye Başbakanına nasıl böyle bir muamele yapılır” diye sorar. Ürgüplü, yazılmamak kaydıyla kulağına şu sözleri fısıldar: “Amerika Menderes'i sildi!”
Plânlı devletçilikten vazgeçilerek, liberal iktisat politikalarının uygulanmasının bedelini ülke olarak çok ağır bir şekilde ödedik. 'Komünizm Tehlikesine Karşı Hür Dünya İle Birlik Olma' demagojisi ile başlayan teslimiyet siyaseti ülkemizi Batı'nın iktisadî ve siyasî vesayeti altına soktu. Türkiye millî inisyatifini büyük ölçüde kaybetti.  Bunun bugün hangi boyutlara ulaştığı meydandadır. Bugün içine yuvarlandığımız çıkmazın temelleri 1940'larda atılmıştır. Bir Başbakanın ve iki bakanın idamı bu maceranın çok acı ve hazin bir başka sonucudur.  
Birçokları, ABD vesayeti ve liberal iktisat politikalarının Demokrat Parti iktidarı ile başladığını zanneder. Bu doğru değildir. Bu vesayetin temelleri 23 Şubat 1945 tarihinde ABD ile imzalanan ilk İkili Anlaşma ile atılmıştır.  Şuna emin olunuz ki, eğer 1950 seçimlerini CHP kazanmış olsaydı aynı politikalar yine uygulanacaktı fakat belki Demokrat Parti iktidarından daha ölçülü gidilecekti.  Ancak sonucun değişmeyeceğini söyleyebiliriz; Türkiye aynı ekonomik krize sürüklenecekti çünkü bir kere yemsiz oltaya takılmıştık!
  Yukarıda aktardığımız gibi Menderes devalüasyon yapılmasına, IMF politikalarına  karşı çıkmış, hattâ AİD yardım heyeti başkanını odasından kovabilecek cesareti gösterebilmişti. Rahmetli Menderes'ten sonra bunun başka bir örneğini yaşadığımızı hatırlamıyoruz!
Türkiye 1946 yılında hiç gereği yokken paramızı devalüe etmiş ve bir dolar 2.80 liraya yükseltilmişti. Adnan Menderes, 1958'de yapmak zorunda kaldığı devalüasyona rağmen Batılı 'müttefiklerin' kalplerini yumuşatamamıştı. Aslına bakılırsa Batı'ya güvenmek, onların reçetelerine bel bağlamak en büyük hata idi. Türkiye, Mustafa Kemal Paşa'nın başlattığı Plânlı Kalkınma siyasetini, son derece başarılı olan Millî Ekonomi Modelini sürdürmeliydi. Osmanlıyı Düyûn-i Umumiye vasıtasıyla haraca bağlayan Batılı sömürgeci devletlere güvenilip, bunların 'dost' ve 'müttefik' olarak bellenmesi anlaşılır bir şey değildir.
 Amerika'nın en etkili siyasetçilerinden eski New York valisi Nelson Rockefeller'in, 1956 yılında ABD Başkanı Eisenhower'a yazdığı o ünlü mektuptaki, “Türkiye oltaya yakalanmış balıktır, oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur” sözleri bu sömürgecilerin Türkiye'ye hangi gözle baktıklarını göstermektedir. Şunu iyi bilelim ki, bugün de aynı sömürgeci mantık geçerlidir.
 Türkiye, 1945 sonrasında liberal politikaları tercih etmeseydi bugün tahayyül bile edilemeyecek güçte bir ülke olurdu. Bize özelleştirme aklı veren ünlü ABD'li iktisatçı Thornburg, ABD'ye gönderdiği raporunda bizim KİT idarecileri için  “Bunlar Amerika'nın en büyük holdinglerinde idarecilik yapacak kapasitedeler” değerlendirmesini yapmaktaydı!  Sonra ne olduğunu biliyorsunuz: Bu kuruluşların başına ehil olanlar değil hep yandaşlar getirildi. Sonra da 'KİT'ler zarar ediyor, satılsın' dediler ve 'Babalar Gibi' sattılar!
Sayın Altemur Kılıç, Yeniçağ gazetesinde Adnan Menderes hakkında bir hatırasına yer vermiş. Kılıç, son Amerika seyahatinde Menderes'i, Waldrof Astoria otelindeki dairesinden bir gezinti yapmak ve alışveriş için çıkartmak ister. Menderes buna şiddetle karşı çıkar ve “Türkiye Başbakanı New York sokaklarında dolaşıp alışveriş yapmaz.  Sen bana bir çift siyah çorap al” der!
Nerden nereye gelmişiz!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık