• 13 Ocak 2020, Pazartesi 9:43
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

LİBYA TEZKERESİ VE KASIM SÜLEYMANİ'NİN KATLİ (2)

Atatürk, 21.12.1937'de bir görüşme yaptığı Suriye Başbakanı Cemil Merdam'ı, önce, Hatay meselesindeki kararlılığımızı,  “Hatay bizim için toprak meselesi değil, namus meselesidir” diye uyardıktan sonra, şunları söyler: “Ben önce Anadolu'yu kurtarmak zorundaydım. Ama şimdi artık din kardeşlerimize yardım edecek duruma geldik. İcap ederse Fransızlardan kurtulmanız için ordumuzla yardımınıza geliriz!”
 Atatürk bu buluşmada, Cemil Merdam'a şunları da söyleyecektir: “Balkan Harbi sonunda Gelibolu'daydım. Ben Talât Paşa'ya teklif ettim: 'Suriye'ye, Irak'a bağımsızlık veriniz' dedim. Talât Paşa, 'bunu başkasına söyleme seni asarlar' dedi. Fakat yapılacak olan şey buydu. Eğer yapılsaydı, Türkiye, Suriye ve Irak ki, zaten kardeştirler, daha samimi kardeş olacaklardı!” 
Atatürk yaşasaydı, ya da, O'nun bu Bölge Merkezli siyaseti sürdürülseydi, bugün diplomatik ilişkimiz bile bulunmayan Mısır başta olmak üzere, bağımsızlığına kavuşan diğer Arap devletlerinin Sadabat Paktı'na katılacakları muhakkaktı. Bu ilişkiler, emperyalist devletlerin kaos siyasetlerine de bir sed oluşturacak; bölgemizde istedikleri gibi oyun kuramayacaklardı. Şüphe yok ki, yeni kurulan Arap Devletlerinin Millî Ordularının ve Millî Bürokrasilerinin teşkilâtlanmasında da, Türkiye, engin tecrübesi ile yardımcı olacaktı. 
Prof. Anıl Çeçen'den,  geçen haftalardaki bir “Kayıt Dışı” programında dinlemiştik. Libya Devleti bağımsızlığına kavuştuğunda, devletin başında bulunan Sunusiler, “Biz Osmanlı'nın bir eyaletiydik, yine Türkiye'ye bağlanalım” diye bir karar alırlar. Fakat Amerika bunu önler! Yine, İsmet İnönü'nün hatıralarında belirttiğine göre, İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı sırasında, Yemen'den gelen bir heyet, Türkiye'den bürokratlar ister fakat İnönü bunu uygun görmez (İsmet İnönü, “Hatıralar”, s. 73,  İnönü Vakfı Yayını)!
Ülkemizi Batı'nın vesayetine sokan bu Batıcı siyasetin sürmesi için, Atatürk'ü de 'Batıcı' yaptılar! Ardından da, “Araplar bizi I. Cihan Harbi'nde arkadan vurdu” teranelerini ve peşinden de, “Aman Orta Doğu Bataklığına Bulaşmayalım” sözlerini duymaya başladık! İran'daki Humeyni Devrimi'nden sonra da, İran, 'Türkiye'ye Şeriat ihraç etmek' suçlamasının muhatabı olmuştu! Hâlbuki, İran Şiî biz Sünnî idik! Böyle bir şey mümkün değildi. Fakat bunun ne önemi var ki! Emperyalist 'dostlarımız' bizi nelere inandırmadılar ki! Amerika,  Sovyet Tehditlerine karış bizi korumadı mı?!  Buna milyonlarca insan inandırılmadı mı? 
            2.5.2004 tarihli Aydınlık Dergisi'nde, o tarihte CHP milletvekili olan Zülfü Livaneli'nin, Atatürk hakkındaki bir yazısından şu alıntı yapılmıştı: “Atatürk'ün de en büyük hedefi Avrupa'yla bütünleşmekti!” Hâlbuki, “Batı'ya yaklaşarak, asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamen soyutlanmakta olduğumuzu” söyleyen Atatürk, Batı'ya yaklaşmanın sonunda olacaklar konusunda da şu uyarıyı yapmaktaydı: “Hiç şüphesizdir ki, (Avrupa'ya yaklaşmaktan) bu büyük memleketi, bu milleti çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez!” 
Bugün, Batı ile (Amerika), Doğu arasında (Avrasya) yalpalarken, bunları yeniden hatırlamakta yarar var. Türkiye, jeopolitiğin bütün yasalarını çiğneyerek, Rusya ve Bölge Devletleriyle ilişkilerini bozmak pahasına, Tarihî düşmanı olan Batı ile müttefiklik ilişkisi içine girmiştir.
 “Rusya da düşmanımız değil mi?” diyecek olanlara cevabımız şudur: Türkiye, bugün nüfusunun önemli bir bölümü Türk asıllı olan Rusya ile, bu komşu ülkeyle ilişkilerini güçlendirmek zorundadır. Ne var ki, Batı, sürekli olarak bu dostluğa hançer sokmak arayışında olmuştur. Meselâ, Sultan II. Mahmud zamanında Rusya ile dostluk ilişkisi geliştiğinde, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Palmerston, Fransız meslekdaşına, 'Türkiye ile Rusya arasında bir dostluk geliştiğini, bunu bozmak gerektiğini' yazacaktır!  (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1708)!
Sultan Abdülaziz ve daha sonra da Sultan II. Abdülhamid döneminde, Rusya ile dostluğa büyük önem verilecektir.  Nitekim, Sultan Abdülhamid; Rusya'ya karşı bir Pakt olan ve başını İngiltere'nin çektiği, 1887 yılındaki,   “Doğu Üç Taraflı İttifakı” adı verilen anlaşmaya katılmak isteyen Sadrazamı Kâmil Paşa'yı, “Bizim önce Rusya ile dostluk ilişkileri geliştirmemiz gerekir” diye uyaracaktır!
Atatürk'ün de, Sovyetler Birliği ile kurduğu yakın dostluk ilişkilerini biliyoruz. Vasiyeti de, bu dostluğun sürdürülmesiydi! Ne var ki, Atatürk ölür ölmez, rota Batı'ya kırılmıştır! Bugün, 'görünmeyen bir el',  bu tarihî gerçeklerin bilinmesini engellemektedir!
Libya'ya asker gönderilmesi konusuna gelecek olursak: Türkiye, kesinlikle, dost ülkelerle ilişkilerini, içişlerine karışmadan sürdürmelidir.  Suriye'de bunun bedelini çok ağır ödedik ve hâlâ daha ödemeye devam ediyoruz.  Bu kardeş ülkede, Müslüman Kardeşleri iktidara ortak etmek sevdasına kapıldık; bunun için Esat yönetimini yıkmayı bile göze aldık. Fakat başaramadık! Müslüman Kardeşlerle işbirliği Mısır'la da aramızın açılmasına sebep oldu. Şimdi aynı şey Libya'da tekrarlanıyor!  Bu politika, Libya halkını da bize düşman etmekten başka ne işe yarayacak? Kaldı ki, biz, daha başından itibaren Libya'da yanlış yapmadık mı? Önce, 'NATO'nun Libya'da ne işi var' deyip, Sonra da, NATO ile birlikte Libya operasyonuna katılmadık mı? 
KASIM SÜLEYMANİ'NİN KATLEDİLMESİ
Amerika, İran'ın Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani'yi ve IŞİD'i Irak'tan temizleyen; Kerkük'ü Barzani peşmergelerinden kurtaran  Haşdi Şabi kuvetlerinin çok önemli bir  komutanını hunharca katletti. İran;  Astana ve Soçi süreçlerinde, Amerika'ya karşı birlikte hareket ettiğimiz yakın komşumuz.  En azından, bu olayda, Rusya'nın yaptığı gibi, Amerika'yı kınayabilirdik. Sadece, taraflara itidal tavsiye edebildik! Fakat, sosyal medya tam bir rezaletti. Sosyal Medya, ne Müslümanlığa ne de insanlığa sığan, İran'ın şehit kabul ettiği rahmetli Kasım Süleymani'ye hakaret mesajlarıyla doldu taştı! AKP eski milletvekili Şamil Tayyar “Kasım Süleymani'nin ölümü, sadece İran değil, terör örgütü PKK ve YPG için de kayıptır” diye yazarak, Su testisi su yolunda kırıldı” ifadelerini kullanmış. AKP'ye yakınlığıyla bilinen Yenişafak Gazetesi genel yayın yönetmeni İbrahim Karagül, 'Halep katili' olarak nitelendirdiği Süleymani için şu ifadeleri kullanmış: “Bir savaş suçlusuydu. ABD'nin Irak'ta yaptığını o Suriye'de yaptı!” 
     Kenan Alpay ise şu nefret dolu mesajı atmış: “Halep Kasabı Kasım Süleymani için kimler yas tutuyor?
     1. Şeytan Ayetleri'nin Türkiye Temsilcileri
     2. 28 Şubat Darbesinin bileşenleri
     3. Maocu Çin'in Türkiye Distribütörleri
     4. Putin ve Beşşar Esed Hesabına PR yapanlar
     5.Doğu Türkistan'daki işgal ve zulme çanak tutanlar
     6.Şeytan ve dostları!”
Bu Sünnî Bağnazları için, ancak, “Allah hidayete erdirsin” denilebilir. Düşününüz ki, Kasım Süleymani'nin hunharca katledilmesi bütün İran'ı ayağa kaldırdı. “Türk Tebriz” de ayaktaydı! Bu nefret söylemini seçenler, Atlantik ötesine hizmet ettiklerinin farkında bile değiller! Kasım Süleymani komutasındaki İran milisleri Esad'ın yardımına gitmemiş olsaydı, bugün Suriye'de çok daha büyük bir kaosun yaşanacağını ve sınırlarımızda bir PKK devletinin kurulmuş olacağını görmemek için kör olmak gerekir. Bugün Kerkük Bağdat'ın kontrolündeyse, bunu da Haşdi Şabi'ye ve rahmetli Kasım Süleymani'ye borçluyuz!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık