• 05 Aralık 2019, Perşembe 16:58
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

LİBYA İLE ANLAŞMA ÖNEMLİ

İktidarın yaptığı yanlışları eleştirmekten geri durmuyoruz. Meselâ başına buyruk bir belediyecilikle, israfın görülmedik boyutlara ulaşması. Muhalif Belediyelere yapılan ayrımcılık. Şehir Hastaneleri projesiyle milyonların saçıp savrulması. Bilim adamlarının itirazlarına rağmen, 'Çılgın Proje' olarak parlatılan 'Kanal İstanbul' projesinde anlaşılmaz bir inatla ısrar edilmesi. Yap-İşlet-Devret modeli ile özel teşebbüse yaptırılan Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Osmangazi Köprüsü'nde, taahhüt edilen miktarın ancak yüzde 40'ı kadar bir araç trafiğinin gerçekleşmesi nedeniyle hazinenin sırtına yüklenen yük! Ekonominin borçla çevrilmesi sebebiyle dışa olan bağımlılık. Baştan ayağa yanlış olan Suriye politikasını ve yanlış olan her şeyi eleştirdik. 
Diğer taraftan, iktidarın, (muhalefet tarafından desteklenmeyen) Avrasya Açılımını ve Rusya ile yakınlaşma politikasını takdir ettiğimizi yazmaktan da geri durmadık. Atatürk'ün siyasetinin de Rusya ile dostluk ve bölge devletleriyle sıkı işbirliği olduğunu söyledik. İktidar Şehir Hastanelerindeki hatasından nihayet döndü ve 6 yeni Şehir Hastanesi'nin devlet imkânlarıyla yapılmasına karar verildi. Bu çok yerinde bir karar. Ancak, bugüne kadar yapılan Şehir Hastanelerinin ceremesini gelecek nesiller çekecektir! 
 Libya ile yapılan Doğu Akdeniz anlaşması da iktidarın artı hanesine yazılacak önemli bir gelişmedir.  Bu iktidara muhalif bir kanal olan FOX TV haberlerinde de bu anlaşmanın önemli olduğu belirtildi.  İktidarın en etkili muhaliflerinden olan Cumhuriyet Gazetesi de 1 Aralık tarihli başyazısında, bu konuda şu olumlu değerlendirmeyi yapmış: “Soğuk Savaş sonrasında, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla  birlikte, Orta Doğu, dünyanın en sıcak bölgesi durumuna geldi. Önce Irak, sonra Suriye saldırıya uğradı. Orta Doğu'nun istikrarsızlaştırılması ve ardından doğal kaynakların paylaşımı öncelik sırasındaydı. Irak petrolleri, Suriye doğalgaz ve petrolleri iştah kabartıyordu. Daha sonra, Doğu Akdeniz'de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin rol oynadığı münhasır bölgeler konusu gündeme geldi.  Yunanistan, GKRY, İsrail ve Mısır'ın başını çektiği Akdeniz'de petrol ve doğalgaz  araştırmaları önem kazandı. Hattâ bu konunun, Suriye'de devam eden savaştan daha önemli olduğu Batı dünyasında kabul görüyordu. Türkiye'nin Akdeniz'de yaptığı sondaj çalışmaları engellenmek isteniyordu. Yunanistan ile GKRY'nin AB'yi arkasına alarak Türkiye'yi Akdeniz'de dar bir alana sıkıştırma politikası Batı dünyası tarafından sürekli destekleniyordu. Ancak dört gün önce,  Libya ile imzalanan 'Deniz Yetki Alanları Anlaşması' bu oyunu bozmaya yönelik çok önemli bir adımdır. Böylece Türkiye-Libya arasında Akdeniz'de deniz komşuluğu tescillenmiş olmaktadır. Bu anlaşma ile Türkiye'nin petrol ve doğalgaz arama faaliyetleri, uluslararası hukuk bağlamında destek görmektedir. Yunanistan ve GKRY'nin, Sevilla plânına göre, Akdeniz'de Türkiye için 41 bin kilometrekarelik bir alan öngörülmüştü. Libya ile yapılan anlaşma sonucu, bu alan 189 bin kilometrekareye çıkmıştır. Bu anlaşma ilân edilince, Yunanistan, Mısır ve GKRY hemen tepki gösterdiler. Rum gazeteleri bu anlaşmaya büyük puntolarla karşı çıkıyorlar. Bu anlaşma, Orta Doğu'da Irak ve Suriye karmaşasında Türkiye'nin bugüne kadar yaptığı millî çıkarları gözeten en önemli politik girişim olarak değerlendirilmelidir. Aynı girişimin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi ve Lübnan Hükümeti ile de yapılması beklenmelidir. Bundan sonrası ne olmalıdır? Türkiye gerek Suriye'de, gerek Doğu Akdeniz'de, gerekse tüm dünyada meşruiyetini, haklılığını kabul ettirmek için, Suriye ile de aynı biçimde bir anlaşma yapmanın süratle yollarını aramalıdır.”
Muhalefet demek, iktidarın her türlü icraatını mutlaka eleştirmek demek değildir. İktidarın doğru yaptığı şeyler de vardır ve bunlar da dile getirilmelidir. Bu anlayış,  ülkedeki siyasî iklimi yumuşatması bakımından da önemlidir. 
İktidarın bu başarısı çok önemlidir. Fakat yeterli değildir. Yunanistan ve GKRY'nin akıllarını başlarına almaları için Suriye ile kurulacak ilişkinin önemi de artık idrak edilmelidir.  Cumhuriyet Gazetesi de bunun üzerinde önemle durmuş. Zaten bazı sağduyu sahibi yandaş yazarlar bile, artık Suriye ile el sıkışılmasının zorunluluğunu çekinmeden belirtmektedirler.  Suriye ile yakınlaşmamız Mısır'ı da Yunanistan ve GKRY cephesinden koparabilir.
Kanat Akkaya da, Hürriyet'teki 14.11.2019 tarihli yazısında, Türkiye'nin 2010 sonrasındaki Suriye politikasını eleştirmiş. Şu değerlendirme sayın Akkaya'ya ait: “Bir zamanlar Türkiye'yi 'Cihat Otobanı'nın konforlu dinlenme tesisi olarak gören, sınırlarımızı kontrolsüz şekilde gelip geçmek ve hattâ tedavi görmek için kullandığı iddia edilen, hattâ Bağcılar'da 'Mercandise' tişört, bayrak vesaire satan dükkân açacak kadar rahat olan İŞİD'i de,  tampon bölgede kalan herifçioğlunu da düşünecek hâlimiz yok. Tuttuğumuzu yollamakta çok geç kaldık. Bedelini de kanla, acıyla, uluslararası alanda itibar kaybıyla ödedik ve bu ve benzeri hataların. Şimdi yetiştirenler alsın eli kanlı evlatlarını… Şimdi onlar düşünsün tayınını, suyunu… Ama büyük plânlar uğruna örgüt devşirenlerin, bir memleketi 'stratejik derinliklere' çekenlerin de yüzü kızarsın ve hesap versinler bir zahmet.”
Bu iktidar,  Suriye politikasında çok vahim hatalar yaptı.  Suriye'de Müslüman Kardeşler'i, Amerika'nın desteği ile iktidara taşıyacakları yanılgısına kapıldılar. Müslüman Kardeşleri desteklemek uğruna, Mısır'la da papaz olduk! 
Şam'daki Emevi Camisinde Cuma namazı kılmak özlemi içindeki sayın Ahmet Davutoğlu IŞİD'li gençler için, 'Heyecanlı Gençler' demişti! 
Kanat Akkaya'nın da söylediği gibi, Türk Milleti'ne bunun hesabı verilmelidir. Fakat şunu hemen ifade edelim ki, bu sorumluluk sadece sayın Davutoğlu'na ait değildir. Suriye konusundaki bu stratejik öngörüsüzlükten AKP iktidarının her kademedeki yetkilisi sorumludur.
Şimdi, sayın Prof. Ahmet Davutoğlu ve sayın Ali Babacan parti kurma işine girişmişler. Bize göre önce kendi dönemlerinin hesabını vermelidirler. 
Vahim olan şudur: 
Ne Ana muhalefetin ve ne de, parti kurma çalışmalarını yürüten bu sayın zatların, kamuoyuna açıkladıkları Millî bir Ekonomi Modelleri yoktur. ABD Başkanı Trump bile, 'bizimkilerin' var güçleriyle savundukları Serbest Piyasa Ekonomisine aykırı uygulamalar içindeyken; yeni gümrük vergileri ve kotalarla kendi ekonomisini korurken, devletin ekonomideki ağırlığının artması bir zorunluluk olduğu hâlde, ne iktidar, ne ana muhalefet ve ne de parti kurma işindeki zatların böyle bir dertleri bulunmamaktadır!  
Sayın CHP Genel Başkanı, 'iktidar, Türkiye'nin kredisini düşürdüğü için, borç bulmakta zorlanıldığını' dile getirmektedir. Yani temel politika, ekonominin yeni bulunacak borçlarla çevrilmesi anlayışıdır!
Türkiye bu noktaya bu anlayışla gelmedi mi?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık