• 11 Kasım 2013, Pazartesi 9:42
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

KÜRTÇÜLER İHANET İÇİNDELER
 Ekim ayının son günlerinde BDP Washington temsilciliği ABD’de ilk defa bir Kürt Konferansı düzenledi. Evet, birçokları bilmeyebilir fakat Washington’da, PKK’nın siyasî kanadı BDP’nin 2010 yılında açılan bir temsilciliği var! İstiklâl Harbimiz sırasında, Ankara’daki Millî Hükümet’in, Washington’da bir temsilcilik açma talebinin reddedildiğini hatırlatalım!
BDP heyeti Washington’da, Türkiye’yi soykırımı ile suçlayan, Türkiye düşmanı Ermeni teşkilâtı ANCA’nın bürosunu da ziyaret etmiş! ANCA yetkilisi, bu görüşmeyi, “Ermeni-Kürt ortaklık imkânları, Batı Ermenistan ve Kürdistan ile, Ermeni-Kürt ulusları için yararlı bir diyalog” olarak değerlendirmiş! ‘Batı Ermenistan’ ile kast edilen bölgenin ülkemizin doğusundaki vatan toprakları olduğunu da hatırlatalım!
‘Kürt Açılımı’ diyerek, ‘Barış’ diyerek geldiğimiz şu duruma bakınız: BDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş hiçbir endişe duymadan, Türk düşmanlarıyla açıktan işbirliğine girebiliyor!
Kürt ayrılıkçı hareketi ile Ermenilerin işbirliği eskidir. Bağımsız bir devlet kurmak isteyen Kürtlerin,  Lübnan’da,  Ermeni Taşnak partisi liderlerinden, Vanlı, Vahan Papazyan’ın evinde 5 Ekim 1927 tarihinde kurdukları Hoybun örgütü, bu hain işbirliğinin bir örneğidir. Ermeniler, “Önce Kürtlere destek vererek Türklerle çatıştırmak, daha sonra ise kendi amaçlarını gerçekleştirmek!” peşindeydiler. Hoybun örgütü kurulduğu yıl Ermenilerle, Türkiye’ye karşı mücadele etmek için bir anlaşma imzalar fakat Kürtlerin büyük bir bölümü bu anlaşmaya karşı çıkarak Hoybun örgütünden ayrılırlar (Altan Tan, “Kürt Sorunu”, s. 270)!
Kürt-Ermeni işbirliğinin günümüzde de sürdüğü bilinmektedir. Nitekim eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Yusuf  Halaçoğlu,   TİKKO VE PKK gibi örgütlerin  içinde yer alan insanların birçoğunun Ermeni asıllı olduğunun tespit edildiğini belirtmektedir! Bu açıdan bakıldığında, Ahmet Türk’ün, 1915   olaylarını  ‘soykırımı’ olarak kabul ederek, Süryanilerle Ermenilerden özür dilemesi insana manidar geliyor.  Öyle ya, I. Dünya Harbi sırasında Ermeniler sadece Türkleri değil,  on binlerce Kürt vatandaşımızı da katletmişlerdi. Van’daki Zeve şehitliği Ermenilerin katlettiği Türk ve Kürt vatandaşlarımızın hatırasını yaşatmak için dikilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, kendini ‘Kürt’ olarak tanımlayan Ahmet Türk, bırakınız Türkleri, soykırıma  uğrayan Kürt vatandaşlarımız için bile yüreğinde hiçbir acı duymuyor!
 Abdullah Öcalan, sorgusunda, 1982 yılında Beyrut’ta Asala ile yaptığı görüşmeyi, şu an  Silivri’de tutuklu emekli  Albay Attilâ Uğur’a şöyle anlatmış: “Önce çok ilgilendiler, ama sonra detaylara girdiğimizde Kürdistan olarak belirtilen toprakların aslında Ermenilerin olduğunu, bu yüzden sıcak bakmayacaklarını  söylediler. Ben, şu aşamada, şurası senin, burası benim tartışması yapmamızın sağlıklı olmadığını, öncelikle ortak düşmanımız olan Türkiye Cumhuriyeti’ne savaşımızı yaymamız gerektiğini söyledim!”
Düşmanla yapılan bu işbirliği Vatana İhanet değil de nedir?  İşte bu ihaneti yapanlar bugün Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi kabul edilerek, bunlarla görüşmeler yapılmakta, tavizler verilmektedir! Gelinen vahim duruma birkaç örnek verelim: Gültekin Avcı, Bugün gazetesinde, PKK’lıların düzenlediği ‘şehit’ cenazeleri hakkında şunları  yazmış: “Halkı  her defasında cenaze merasimine katılmaya zorlamak ve propagandaya tabi tutmak için bu cenazeleri toplu olarak değil, birer ikişer Faraşin yaylasına naklederek merasim yapıyorlar. ‘Gitmeseler ne olur?’  diye sordum. Evi olanın evini basıyorlar, Molotof atıyorlar, dövüyorlar, esnafın işini bozuyorlar. Halk ne yapsın?”
Uğur Dündar 14 Eylül tarihli Sözcü’de, şu vahim olayı anlatmış: Doğu’da büyük bir ihale alan işadamına PKK haber gönderiyor ve ‘kazancının yüzde onunu bize vereceksin’ diyor. İşadamı bu miktar parayı veremeyeceğini söyleyerek adamlarını Kandil’e, PKK ile pazarlığa gönderiyor. PKK geri adım atmıyor. İşadamı bunun üzerine uçağa atladığı gibi, vaktiyle bir iyiliği dokunduğu bir PKK yöneticisi ile görüşmek üzere Avrupa’ya gidiyor. Yöneticinin müdahalesiyle PKK vergisi yüzde ondan yüzde bire indiriliyor!
PKK uyuşturucu, insan ve sigara kaçakçılığının yanı sıra vergi adı altında haraç alıyor; gümrük kapılarından gelir sağlıyor. Hayvanlarını  otlatmak isteyenler için yaylalar ücretlendirilmiş! Koruculardan maaşlarını istiyorlar! Yol kontrolleri yapıyorlar! Asayiş Teşkilâtları kuruyorlar! Cizre’de şehir merkezinde düzenlenen törenle 100 yandaşa diplomaları verilmiş!
Ve Ankara’da, kritik PKK konulu toplantı! Evet, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, Jandarma Genel Komutanı, Emniyet Genel Müdürü ve Bölge Valileri Ankara’da toplanarak, ‘Çözüm sürecinden faydalanarak bölgede psikolojik üstünlük sağlamaya çalışan PKK’nın yeni eylem türlerine karşı alınması gereken tedbirleri’ görüşmüşler; Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra!
Evet, ‘Analar ağlamasın’ denilerek Batılı ‘Dostların’ baskıları ile verilen tavizlerin sonunda geldiğimiz aşamada Güneydoğu’da devletimiz sadece kamu binalarında varlığını sürdürebilmektedir! 
Batılı ‘Dostların’ senaryosunu yazdığı ve sahneye koyduğu ‘Devletimizin seyirci olduğu’ bir oyun başarı ile oynanmakta; devşirilmiş aydınların ve gayrı millî medyanın desteği ile Kürt ayrılıkçı hareketi Güneydoğu bölgemizde devletimizin yerini almaktadır.
Batı vesayetini ‘çağdaşlık’ zanneden aydınlarımızın ve millî vasfını kaybeden bürokrasimizin, seçilmekten başka bir düşünceleri olmayan siyasetçilerimizin gafleti sayesinde artık, karşımızda ‘bir devlete sahip olmak bizim de hakkımız’ anlayışına kuvvetle inanan bir kitle var. Bir televizyon programında eski bir Güneydoğulu milletvekilinin, sanki, oyuncak isteyen bir çocuk gibi “Canım, ne olur bizim de bir devletimiz olsun!” sözlerini şaşkınlıkla dinlemiştik. Tarih boyunca bir devlet kurmak yeteneği gösterememişler; Batılı ‘Dostların’ teşvikleri ile bunun gerçekleşebileceğini zannediyorlar.
 Anadil Eğitimi de ‘Bağımsız Kürdistan’ın önemli bir ayağıdır. Herkesin anadilini öğrenmesine ve konuşmasına bir itirazımız yok fakat birileri ‘Anadil Öğrenmekle’ ‘Anadilinde Eğitimi’ özellikle karıştırıyorlar. Efendim, ana dilinde eğitim bir ‘milletin’ en tabiî hakkıymış! Kimse bunun sonu nereye varır diye düşünmüyor. Ne ise ki, AKP içinde de meselenin vahametini kavrayan ve seslerini yükseltenler var. AKP İstanbul milletvekili sayın Burhan Kuzu TRT Türk’de yayınlanan “Görüş Farkı” programında şu uyarıcı tespitleri yapmış: “Ana dilde eğitim ülkeyi de huzuru da bozar…Bu ülkede 18 etnik grubun olduğu varsayılır. Bu coğrafyada bu kadar ders kitabı basılacak, bu kadar hoca derslere girecek ve bu memlekette huzur bulacaksınız? Bütün okullarda Kürtçe eğitimi zorunlu yap bakalım. Üniversite kur, sonu nereye gidecek?..ABD’de 72 millet, 51 eyalet var.  Hepsinde İngilizce eğitim yapılır.  Bir tek eyalette İspanyolca eğitim yapıldı; baktılar işler kötüye gidiyor, kapattılar. (…) Bunları iyi düşünmek gerek. Sonra diyorlar ki, biz bölünmek istemiyoruz, böyle bir niyetimiz yok. Yahu yok da, sonu oraya gider.”
Peki, bölünmemiz mümkün mü? 6 milyon Türk-Kürt evliliği var! Nasıl bölüneceğiz? Birlikte yaşamanın vazgeçilmez olduğunu sonunda bölünmek isteyenler de anlayacaklar fakat birbirimizi iyice hırpaladıktan sonra.
 
 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık