• 07 Aralık 2015, Pazartesi 9:20
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

KÜRTÇÜLER BATI'YA HİZMET EDİYOR (2)
 Kürtçü bölücü hareketi haklı göstermek için çok büyük bir gayret var. Müthiş bir aydın gafleti ve ihaneti yaşıyoruz. Dış destekli bölücü hareket müthiş bir aydın desteğine sahip. Bölücü hareketten beslenen sözde gazeteciler, kanlı terör örgütünü 'Barış havarisi' gibi gösteriyorlar. Terör örgütü de, 'mağdur edilmiş' rolünü doğrusu çok iyi oynuyor.  Bu tiyatrodan etkilenen gafillerin sayısı bir hayli fazla. Ayşenur Aslan'ın, bir programında, 'Ne olur Kürtlerin de bir devleti  olsun canım' sözlerini hep acı bir tebessümle hatırlarız. Türk aydını ne yazık ki, işte böyle bir zihin kontrolü altındadır. 
Bu yapay sorunun çözülmesi için akıl veren verene! İçeride bu gaflet olmasaydı, AKP iktidarı, terör örgütünün temsilcileri ile Oslo görüşmelerini yapabilir; Dolmabahçe mutabakatını imzalayabilir miydi? 
İspanya'yı örnek gösterenler var. Kuzey İrlanda modeli diyenler var! Var oğlu var. Bu ülkeleri hiç tanımadan, bu ülkelerdeki çözümleri öneriyorlar.
Meselâ İspanya'ya bakalım: İkinci Dünya Harbi'nden hemen önce başlayan ve üç yıl süren İspanya İç Savaşı'nda yüz binlerce insan öldü ve İspanya 40 yıla yakın bir süre Franko Faşizminin yönetiminde yaşadı. İspanya Orta Çağ'dan beri bir krallıklar ülkesi. Kastilya, Leon, Aragon, Asturya, Granada, Mayorka, Navarra, Valensiya krallıkları! 900 yıla yakın bir zaman İspanya'da hüküm süren Arap hâkimiyetini bu krallıklar Madrit merkezli Kastilya Krallığı'nın önderliğinde birleşerek sona erdirdiler. Yani İspanya yüzyıllarca federal bir yapı ile yönetilmiş bir ülke! Bunun neresini Türkiye'ye uygulayacaksınız? Türkiye bir Beylikler dönemi yaşamış olsa da, Osmanlıdan bu yana merkezî devletle idare edilmiş! Kaldı ki, o beyliklerin de tamamı Türk Beylikleri!
Nilgün Cerrahoğlu yazıyor, “İspanya, 1970'ler sonu ile 80'lerin başında Avrupa'da yaşanan en büyük  yerelleşme reformunu gerçekleştirdiği için çok özgün bir örnek teşkil ediyor.  Demokratikleşme namına tartışılmaz addedilen 'yerelcilik' ile 'özerk devlet modeli' her hâlükârda tartışmaya açılmış… Bölgesel özerklik getiren demokratik 1978 anayasası yeni geçmişti.  'Fueros' adı verilen tarihî haklara sahip Basklarla Katalanlara ayrıcalık yapmamak için; Franko faşizminden demokratik devlete geçilirken İspanya'nın 17 bölgesine birden özerklik verilmişti.”
Bu konuda ünlü siyasetçi filozof Fernando Savater Cerrahoğlu'na verdiği röportajda şu dramatik tespiti yapmış: “Özerklikle Milliyetçilik Yumuşamadı; bilendi! Ayrılıkçılık, bölgecilik ve bölgesel milliyetçilik fırsatçı bir hastalıktır. Bu hastalık zayıflayan organizmalara saldırıyor. İspanyol devleti bir 'Özerklikler Devleti' olmaktan çıkıp, 'Milliyetçilikler Devleti' hâlini aldı. Demokratikleşmenin olmazsa  olmazı sayılan yerelleşme ve yerinden yönetimler egoizmi beslediği, 'eşitlik' ve de 'dayanışma' duygularını zedelediği için neredeyse bugün demokrasinin düşmanı sayılmaya başlandı.” 
Evet, tecrübelerden yalnız gafiller ve kötü niyetliler ibret almaz. İspanya akıllandı, hatasından geri dönmeye çalışıyor. Bizim 'demokratlar' İspanya'nın hatasını tekrarlama gayreti içindeler!
Terörün sona ermesi için öneriler yapan, hayatlarında Güneydoğu'ya gitmemiş 'uzman' kişiler, İspanya'dan örnekler veriyorlar. Etnik siyaset yapan bir partinin kapatılmasını 'demokrasiye bir darbe' olarak niteliyorlar. Bu beylere göre, demokrasilerde parti kapatılmazmış! Güneydoğu'yu tanımadıkları gibi, İspanya hakkında da düzgün bir bilgiye sahip değiller. Fakat bunların ne önemi var ki, önemli olan kafaların karıştırılmasıdır; onların işi budur ve bu işi özgürce yapıyorlar!  Dünyada bunun bir başka benzeri yoktur. 
Evet, Avrupa'da ayrılıkçı parti kurmak yasak değil. Fakat bu partinin terör örgütü ile bağı tespit edilirse gözünün yaşına bakılmıyor! 
İspanya'daki, ayrılıkçı Hery Batasuna partisinin, ETA terör örgütü ile organik bağı tespit edildiği için kapatıldığını; hattâ, bu partinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvurunun da terör örgütü ile bağı olduğu gerekçesiyle reddedildiğini hatırlatalım! 
Bize gelince, dünya âlemin bildiği bir gerçektir ki, Kürtçülük yapan ayrılıkçı parti HDP, terör örgütü ile organik ilişki içindedir! Eş Başkan Figen Yüksekdağ, “Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye dayıyoruz! Bunu söylemekte, bunu savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz”  demiyor muydu?
HDP Hakkâri milletvekili Abdullah Zeydan'ın, “PKK barış ve halk hareketidir. Onun öyle bir gücü var ki, sizi tükürüğüyle boğar” sözleri örgüt propagandası değil miydi?
Selâhattin Demirtaş'ın “Kürt gençleri özyönetim ilân etmesinler de ne yapsınlar?” sözleri, hendekler kazarak, bombalı tuzaklar kurarak şehirleri harabeye çevirenleri teşvik etmedi mi? 
Örnek çok!
Özyönetim maskaralığıyla Güneydoğu'yu cehenneme çevirdiler. Bir avuç kandırılmış zavallı Güneydoğu halkının dışında, bunları destekleyen yok. Güneydoğu'da ticareti bitirdiler.  Esnaf kan ağlıyor. Bunlar kimin umurunda ki! 
Terör örgütü ile bağı açıkça meydanda olan; Türk Milleti demekten imtina eden, bayrağımıza, İstiklal Marşımıza saygı duymayan bir partinin kapatılması nasıl demokrasiye darbe olarak değerlendirilebilir? 
Hâl böyle iken, terör örgütü, devletteki zaaftan istifade ederek, medyadaki yandaşlarını ve maaşlı elemanlarını kullanarak, kamuoyunu aldatmaya devam ediyor. Efendim,  'güvenlik güçlerimiz günahsız sivilleri ve çocukları öldürüyormuş'! Yalan!'
Bir örnek verelim: PKK'nın özyönetim ilân ederek hendekler kazdığı, bombalı tuzaklar kurduğu; bunun üzerine Mardin valiliğinin birkaç gün sokağa çıkma yasağı uyguladığı Nusaybin'de,  'keskin nişancıların bir hamile kadını öldürdüğü' yalanı, örgüt yandaşı televizyon kanallarında sürekli yayınlanıyor.
Bu konuda Yılmaz Tunca, iki gün peş peşe, Flash TV'de, gazeteci Miyeser Yıldız'ın ODA TV'de yayınlanan bir yazısına yer verdi. Miyeser Yıldız'ın, AKP Mardin milletvekili Orhan Miroğlu'na dayanarak yaptığı haberden anlıyoruz ki, Nusaybin'de hamile kadının öldürülmesi olayı  doğru değil. Olayın aslı şu: Ölen kadının oğlu KCK militanı. Evinde bomba hazırlarken bomba patlıyor. Annesi bu bombanın parçaları ile ölüyor kendisi de ağır yaralanıyor. Şu anda hastanede tedavi görmekte! Üstelik kadın da hamile falan değil!  Kadının nasıl öldüğü konusunda otopsi raporu da var. Fakat kim inanır! Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi ısrarla, kadının hamile olduğunu ve keskin nişancılar tarafından öldürüldüğünü iddia ediyor! Gelin görün ki, o kadının oturduğu mahallede, öldüğü anda herhangi bir operasyon söz konusu bile değil!  
Gazeteci Levent Gültekin'in, IMC kanalında,  özyönetimi savunanlarla bir tartışmasını seyrettik. Özyönetimi savunanlara göre, halk artık yeterli olgunluğa ulaşmış ve kendi kendini yönetmek istiyormuş! Halkın bu demokratik talebinin üzerine devletin kaba kuvvetle gitmesi demokrasiye aykırıymış! Levent Gültekin, böyle bir hadise dünyanın neresinde olursa olsun devlet müdahale eder diyor fakat bu insanlar sözde demokrasi mücadelesi verdiklerine inanmışlar  bir kere ne söyleseniz fayda etmez. 
Yine aynı kanalda, Nişantaşı Üniversitesinden bir yardımcı doçenti dinliyoruz.  Özyönetim ilân edilmesini o da 'demokratik bir hak' olarak değerlendiriyor. Devletin 'faşist yöntemlerle' bu gençlerin üzerine gitmesini eleştiriyor! 
Bu insanlar bu ülkede, bu ülkenin eğitim sistemi içinde yetiştiler. Bunun sorumluları kim?  1974'de Diyarbakır askerlik şubesinin önünde Kürt vatandaşlarımız, Kıbrıs'a savaşa gitmek için  kuyruğa girmişlerdi!
Bizi kimler ve nasıl etnik kimlik diye, mezhep diye  dilim dilim bölebildiler? 
Not: Bu yazının birinci bölümündeki Cemil Çiçek ismi Mehmet Ali Şahin olacaktır. Düzeltir, özür dileriz.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık