• 18 Temmuz 2016, Pazartesi 9:10
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

KUR'AN 'YAŞAYANLAR' İÇİNDİR!
 Kur'an, “Yaşayanları uyarmak, derin uykularından uyandırmak için” gelmiştir. 
Yâ-Sîn! Suresi 69. ve 70. âyetlerde bunu açıkça görmekteyiz. Bunun için de, Kur'an, mutlaka kendi dilimizde ve anlayarak okunmalıdır. İslâmiyet'in özü doğru kavranamadığı için, emperyalizmin güdümündeki Vahabilik ve günümüzdeki, IŞİD gibi, Kur'an'a  aykırı Selefî anlayışlar güç kazanıyor ve Müslüman âleminin başına belâ kesiliyor! 
Kur'an'ın yaşayanlara bir hitap olduğuna ilişkin bazı âyetler verelim: 
NEML SURESİ 80: “Sen ölülere duyuramazsın! Aldırış etmeyen sağırlara da çağrıyı duyuramazsın; bundan hiç şüphen olmasın!”
FATIR SURESİ 22: “Dirilerle ölüler bir değildir.” 
ZÜMER SURESİ 9: “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”
Kur'an'a göre, Kur'an'ı anlamayanlar ölülerdir. Kur'an ölü bedenlere can verir, ruh verir. Bir Müslüman'da 'şafağın sökmesi', Kur'an'ı anlamasına bağlıdır. Kur'an'ı, indiği çağın şartlarında dondurmak Kur'an'ın ruhuna aykırıdır. Nuh Suresi 14. âyette, “O sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır” buyrularak, evrime; yani tekâmüle işaret edilmektedir. Dolayısıyla, Kur'an'ın her çağda, yaşayanlar; diri olanlar için yeniden yorumlanması gerekir ve işte bunun için, Kur'an kendi dilimizde ve anlayarak okunmalıdır.  Eğer Selefîlere bakacak olursak, 'Allah'ın dünyayı 7. yüzyılda dondurduğuna' inanmamız gerekir ki, bu bize, 'şu aklınızı çalıştırın' diye buyuran yüce Allah'a isyan olur! Bütün bu yanlış fikirlerin sebebi, Kur'an'ı, kendi dilimizde okuyup, anlamamaktır.
Prof.Niyazi Berkes, “Kur'an'ın Arap diliyle olan aslının, Tanrı sözünün ta kendisi olduğu inancı o denli derin bir inanç olarak yaşamıştır ki, Tanzimat döneminde, hattâ daha sonra, onu Türkçeye çevirme ve basma ilgisi başladığı zaman bile tepkilerle karşılaşmıştır. Kur'an, dinleyicinin anlamadığı bir dilde ve şivede, tecvit kurallarına göre, güzel sesli hâfız tarafından okunduğu kadarıyla derin bir dinsel yaşantı verebildiği inancı sürmüştür” (“Türkiye'de Çağdaşlaşma”, s.252)!
Günümüzde de böyle değil mi? Kur'an'ı, insanlığa verdiği mesajı anlamadan, Arapça olarak okuyan bir Müslüman, Allah'ın bizden ne istediğini nerden bilebilir ki? İşte, Atatürk'ün sayesinde, Türkler gerçek İslâm'ı öğrenmeye başladılar. Fakat daha işin başındayız. İslâm Ülkeleri, İslâm'ın paylaşımcı; zulme ve sömürüye karşı çıkan, anti kapitalist ve anti emperyalist özünü kavradıkça barış ve refah toplumları hâline geleceklerdir.
 1970'li yıllarda, Endonezyalı bir kızın John Perkins'e, Toynbee'nin,  “Gelecek yüzyılda asıl savaşın komünistler ile kapitalistler arasında değil, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında olacağı” sözünü hatırlattıktan sonra, yaptığı şu tespite bakar mısınız: “ABD'nin yolunun üzerinde şimdilik sadece Sovyetler Birliği var fakat Sovyetlerin de fazla zamanı kalmadı. Dinleri, inançları, ideolojilerinin arkasında bir temel, bir öz yok! Tarih, ruha ve sonsuz bir güce inancın gerekli olduğunu gösteriyor. Bu, biz Müslümanlarda var. Dünyada diğer herkesten, hattâ Hıristiyanlardan bile daha fazla var” (“Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları”, s. 79)! 
Amerikan Emperyalizmi, 'Ilımlı İslâm' tezgâhı ile İslâm'ın içini boşaltarak ve yarattığı Dinci Terörle, İslâm'a itibar kaybettirerek işte bunu önlemeye çalışıyor. 'Dindar Nesiller Yetiştirmek' sadece bir görüntü! Dinci terörün, Amerikan Emperyalizminin,  'Demokrasi Getirmek' maskesi ile yaptığı operasyonlar sonunda, ilk olarak Afganistan'da, şimdi de, yakın komşularımız olan Irak ve Suriye'de ortam bulduğu unutulmamalıdır!
 Ne yazık ki, Kur'an bize akılla hareket etmeyi emrettiği hâlde, nakilcilik esas alındığından; Kur'an âyetlerinin hangi mesele için indiği; günümüzde nasıl anlaşılması gerektiği konuları üzerinde hiç tartışılmadan, 'Selefîlerin  yaptıkları gibi', Peygamberimizin yaşadığı dönemdeki toplum şartları aynen devam ediyormuşçasına, Kur'an'ın, her devirde yaşayan insanlara bir hitap olduğu göz ardı edilerek yapılan yorumlar yüzünden, gereksiz gerginlikler yaşamaktayız. Tevrat ve İncil'den farklı olarak, 'İman ve Akıl dini' olan Kur'an, bizi birçok âyette, 'aklınızı kullanın' diye uyarıyor. Fakat biz, ne yazık ki, Kur'an'ın bize emrettiği gibi aklımızı kullanmıyor, sorgulamıyor, tefekkür yapmıyoruz. Müslümanların temel sorunu, Kur'an'ı Arapça okumakta ve ezberlemekte ısrardır.  
 Kur'an'ın niçin Arapça indirildiği hakkında birçok âyet var. Meselâ İbrahim Suresi 4'e bakalım: “Biz her peygamberi, kendi milletlerinin lisanı ile gönderdik; tâ ki, onlara hakikatleri açıklasın.”
FUSSİLET 44: “Eğer biz Kur'an'ı Arapça dışında bir dille indirseydik bu sefer; 'Hiçbir şey anlamıyoruz neden Arapça değil?' diyeceklerdi.”
Âyetler bu kadar açık fakat, yüz yıllarca, Arapça, 'kutsal bir dil' kabul edilerek, Kur'an'ın Türkçeye çevrilmesi, Türkçe okunup anlaşılması önlenmiştir! 
EN'AM SURESİ  90: “Ben risaleti tebliğden dolayı sizden bir ücret beklemiyorum. O bütün milletler için bir öğütten, irşaddan ibarettir.”
İSRA SURESİ 9 : “Kur'an insanları rüşde kılavuzlar” buyurmaktadır. 
Peki, anlamını bilmeden, Arapça okuduğumuz Kur'an'la, nasıl rüşde kılavuzlanacak; nasıl irşad olacağız? Rüşde kılavuzlanan bir Müslüman'ın zulme hizmet etmesi, canlı bomba olması mümkün müdür? Bu bakımdan, dinci terörün gelişmesinde emperyalistler kadar, Müslümanlığı camilere hapseden ve sadece namaza indirgeyenlerin de günahları büyüktür.
Ali Şeriati'ye göre, “Dinî ilimleri tahsil etmek herhangi bir kesimin tekelinde değildir;  erkek-kadın her Müslüman'a farzdır. Bu iş için resmen görevlendirilmiş özel şahıslar, ya da özel bir sınıf yoktur. Herkes hem Hâlık'la irtibatlıdır, hem kendi çapında bir düşünürdür, hem de amellerinden, inançlarından ve dininden sorumludur.”
Bu konuda, Prof. Hüseyin Atay'ın şu tespitleri de aydınlatıcıdır: “Hıristiyanlıkta insanın tanrılaştırıldığı, papazların insanla Allah arasında bir vasıta olduğu, bir insanın doğrudan tanrısına yönelme ve tapma hakkına sahip olmadığı mâlum iken; İslâm dininin bütün bu aracıları kaldırıp, insanları doğrudan doğruya Allah'la temasa geçirmesi, bu hususta hiçbir ferdin, diğeri üzerine bir meziyeti olmadığını, herkesin Allah'ın huzurunda eşit olduğunu ifade etmesi ve bunu esas prensip kabul etmesi ile herhâlde, Yahudilik ve Hıristiyanlık dinlerinden daha üstün olduğunu, insana daha çok kıymet verdiğini ve insanın Allah'a karşı olan duygusunda yepyeni bir fikir ve dava ileri sürdüğünü kabul etmek gerekir (“Kur'an'da İman Esasları”, s. 27). 
'İbrahimî Dinler' tezgâhı ile,  yüce kitabımızın tahrif edilmiş Tevrat ve İncil'le aynı kefeye konularak,  bu devrimci özü yok edilmek istenmektedir. İşte, Müslümanlar Kur'an'dan uzaklaştırıldığı için, sözde 'din adına' ortaya çıkarılan birtakım zavallılar, 'din adına', zulmediyorlar; kendilerini patlatıyor ve onlarca masumun ölümüne sebep oluyorlar. Bu zavallılar sadece, yarattıkları bu kanlı görüntülerle, Müslümanlığın bütün dünyada terörizmle bir tutulmasına hizmet ediyorlar ki, bunun sebebi, İslâm ülkelerinin sürüklendiği derin cehalettir. Dinimizi bilmiyoruz! Emperyalizm de bunu gayet güzel değerlendiriyor! 
FETHULLAHÇILARIN DARBE TEŞEBBÜSÜ: Hepimize geçmiş olsun! Şehitlerimize rahmet dileriz. Çok büyük bir badire atlattık. 'Hizmet Hareketi' diye parlatılan bu terör çetesinin ülkemiz için nasıl bir tehdit oluşturduğunu umarız artık anlamayan kalmamıştır. Milletlerarası bir desteğe sahip olmadan böyle bir güce ulaşması mümkün olmayan bu 'Hareket'e kimler destek vermedi ki!  Umarız artık herkes Kıssadan Hisse çıkarır ve umarız Büyük Atatürk'ün kurduğu Lâik Cumhuriyetin kodları ile oynamanın ne büyük bir yanış olduğu da artık anlaşılır.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık