• 29 Nisan 2013, Pazartesi 8:45
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

KİMSE BOŞ HAYALLERE KAPILMASIN !
 Prof. Naom Chomsky, Kıbleleri Batı olan aydınlarımızın pek itibar ettikleri bir isimdir. 19 Ocak 2013'de verdiği bir konferansta 'Yeni Osmanlı Özlemini' şu sözlerle dillendirmiş: “Belki öyle bir gün gelecek ki, bir seyyahın serbestçe Kahire'den Bağdat'a, oradan da İstanbul'a gideceği günlere geri döneceğiz. İnsanların mahallî yönetimlerle yönetimi üstlendiği günlere döneceğiz. Osmanlı'nın o bölgedeki yüzlerce yıl yürüttüğü politikalar ve yönetim şekli, Osmanlı'nın o günleri bizlere ders olacak….”
Allah aşkına! Bu ülkenin aydınları,  nasıl 'Bu Yalancı Dolmaları' yutacak kadar saf olabilir? Cohmsky gibi aydınların görevi emperyalizme hizmettir. Bu gibi tiplerin 'Sol' kimliği altında, sözde insan hakları havarisi pozlarına bürünmeleri, tarih şuûru olmayan, Batı hayranı aydınları etkiliyor ve emperyalizmin 'ücretsiz ajanları' durumuna getiriyor. Şu işe bakın: Osmanlı'yı tarihe gömen Türk Düşmanı emperyalist Batı, şimdi Osmanlı düzenine övgüler yağdırıyor; 21. yüzyılda, hem de Türkler eli ile, bu düzeni yeniden hayata geçirmeyi amaçlıyor! Ne yazık ki, bu, 'Yeni Osmanlı' oltasını yutan devlet adamlarımız da var!
Tarih bilmeyince böyle oluyor işte! Sadece kendi tarihimiz değil, emperyalizmin tarihi de iyi bilinmelidir. Bu tarihi bilmeyenler Millî Sentez'in önemini de kavrayamazlar ve işte böyle taklitçilik çukurunda debelenip durur; bedel üstüne bedel ödemeyi sürdürürüz. Atatürk'e bu kadar şerefsizce saldırılmasının sebebi, Batı ideolojilerini bir kenara iterek, Türk Milleti için en gerçekçi Millî Sentezi yapması ve emperyalistlerin bütün hesaplarını bozan insan olmasıdır. Atatürk, Sosyalizme, Sosyal Demokrasiye ve Liberal Demokrasiye itibar etmeyerek, Cumhuriyetimizin takip edeceği Millî Siyasetin hedefini 'Tam İstiklâl' olarak belirlemiş ve bunu da şöyle açıklamıştı: “Siyasî, Malî, İktisadî, Adlî, Harsî ve ilâ.. her hususta İstiklâl-i Tam ve Tam Serbesti! Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklâlden mahrûmiyet, millet ve memleketin manayı hakikisiyle bütün istiklâlinden mahrûmiyeti demektir…” (Nutuk, s. 834)!  
Evet, Atatürk böyle diyordu ama, daha 1920'lerde 'Sol Siyaset' sürdüren hayalci aydınlar ille de 'Sınıf Mücadelesi' diyorlardı! 
Kemalist aydınlar, 1930'ların başlarında Cumhuriyet Devrimi'nin özgün ideolojisini oluşturmak için 'Kadro' isimli bir dergi çıkarmıştı. Atatürk tarafından desteklendikleri bilinen Kadrocuların şu tespitleri, günümüzde, siyaseti hâlâ daha 'Sınıf Mücadelesi' ve 'Sol-Sağ' ayrışması ekseninde sürdürmek isteyenlerce dikkatle okunmalıdır: “Millî kurtuluş hareketlerinin esası, sanayiyi ellerinde tutan metropol devletlerle, sömürge ve yarı sömürgeler arasındaki bağımlılığın ve çelişkinin tasfiyesidir. Bunlar 'Sınıf Mücadelesinden' ayrı ve ondan daha önemli bir çelişkiyi temsil etmektedir...” (Şevket Süreyya Aydemir, “Suyu Arayan Adam”, s. 482).
 Ne yazık ki, Kemalist Milliyetçiliğin bu ülke için önemini kavrayamayan sol gruplar, Batı kapitalizmine karşı var olma kavgası verildiğini göz ardı ederek, siyaseti, 'Sınıf Mücadelesi' zemininde yaparak marjinalleşecek; liberaller ise, Batı'daki gibi bir Çok Partili Sistem yaygarası ile İç Cephe'de önemli gedikler açacaklardır. 
Batılılaşmayı “Tarihsel Doğu-Batı karşıtlığının gizlenerek, Türk toplumunun kendi özünden uzaklaştırılması ve emperyalizme teslim edilmesi” olarak değerlendiren, Kemal Tahir de, Türk toplumunun evriminde sınıf çatışması tezlerinin geçersiz olduğunu savunuyordu. Kemal Tahir bu düşünceleri yüzünden sol grupların ağır eleştirilerine mâruz kalmış fakat neticede haklılığı meydana çıkmıştır. Ne var ki, bunca acı tecrübeye rağmen, bugün de, siyaseti Sol-Sağ eksenine hapsederek, emperyalizmin ekmeğine yağ sürenlerin  varlığı bir gerçektir. Günümüzde,  ABD, Avrupa Birliği, İsrail ve bunların  maşası  'PKK Cenahı'ndan oluşan şer cephesinin hedefi bu coğrafyadaki Türk varlığına son vermektir. Buna elbette ki, seyirci kalınamaz. Bunun için de, bu ülkenin bütünlüğünü savunanların, parti farkı gözetmeksizin birlikte hareket etmeleri  zorunludur.  
 Barış Süreci deniliyor fakat muhtevasından söz eden yok! Yandaş basının ve televizyonların bu psikolojik harekâtına rağmen, kamuoyu araştırmaları, AKP seçmeninin yüzde 50'sinin, CHP tabanının yüzde 75'inin ve MHP tabanının tamamının Barış Süreci'ne kuşku ile baktığını ortaya koymaktadır! 
 Sayın Başbakan 'Bana Güvenin' diyor!  Fakat Sağlık Bakanlığı'na bağlı bazı hastanelerden sonra Balıkesir ve Bursa valiliklerinin tabelâlarındaki, Türkiye Cumhuriyeti'nin simgesi olan 'T.C' ibaresinin kaldırılması kendilerine sorulduğunda, “Haberim yok! Ama, bu karar alındıysa, arkasında durulmalıydı!” diyen bir Başbakana millet nasıl güvensin? 
Sayın Başbakan 'Âkil Adamlarını' protesto eden vatandaşlarımızı da 'Çapulcu, Terörist ve Şehir Eşkıyası' olarak suçlamıştı! Hâlbuki, Türk Milleti, kendi varlığına yönelik tezgâhlara karşı olan tepkisini, kırmadan, dökmeden büyük bir vakar içinde göstermektedir. MHP'nin, Bursa ve  İzmir mitingleri bunun somut örnekleridir. Bu mitinglerde yüz binlerce vatansever, Türkiye Cumhuriyeti'ni 'Koruma ve Kollama' kararlılığını tüm dünyaya ilân etmiştir. Görüldüğü gibi millet, verilen bunca narkoza rağmen uyumuyor! Yeter ki, bir Millî Teşkilât onu aydınlatsın ve ona önderlik yapsın. 
BDP eşbaşkanı Selâhattin Demirtaş 16 Ocak 2013'te, 'Barış Süreci'nden beklentisini bakınız nasıl açıklıyor: “Süreçte sadece Türkiye'deki Kürtlerin kaderi çizilmiyor,  bütün Kürdistan'ın kaderi çiziliyor!”
Ne demişler “Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az!”
Hâlâ daha anlayamayanlar için devam edelim: Terör Örgütünün başındaki katile 'Sayın' denilmesinin suç olmaktan çıkarılmasından sonra anlaşılıyor ki, artık bu kanlı çetenin mensuplarına da terörist denilemeyecektir. Evet, Avrupa Birliği Parlamentosu kararı ile PKK'lı Teröristlere artık  'PKK'lı Aktivistler' denilmesi kabul edilmiştir. Aynı kararda 'Türk Halkı' yerine 'Yeni Anayasamıza' yerleştirilmek istenen 'Türkiye Vatandaşları' kavramının kullanıldığını da belirtelim! Yarın bunların AB Kararı' olarak önümüze konulacağına emin olabilirsiniz.
 Gülelim mi, yoksa  ağlayalım mı?
KCK, yani terör  örgütünün şehir yapılanması mensupları birer birer tahliye edilirken,  Terör Örgütü mensuplarının sınır dışına çekilme takvimi tartışılıyor! Adamlar KCK ile bölgede, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne paralel bir devlet yapılanması kurmuşlar. PKK çekilse ne olur ki? Ayrıca, Terör örgütünün, bölgedeki gençlere sürekli olarak “Dağa çıkın, örgüte katılın. Kurulacak eyalette eyalet polisi olarak görev alacaksınız” propagandası yaptığını da hatırlatalım! 
İktidarın gösterdiği zaaf yüzünden devlet otoritesi bölgeden silinmektedir. Güneydoğu'ya, bölge firmaları dışında hiçbir otobüs firması yolcu taşımacılığı yapamamakta, bölge dışından yatırımcılara örgüt izin vermemektedir. Bölgedeki yerel yönetimlerde örgütün iradesi hâkimdir ve bu iradenin onaylamadığı hiçbir icraat gerçekleştirilememektedir. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in kendi iradesiyle yaptığı bir uygulamadan dolayı bir belediye hizmetlisinin yargıçlık yaptığı örgüt mahkemesinde yargılandığı; maaşının belli miktarının da her ay  PKK'ya gittiği bilinmektedir! 
'Barış Süreci' sonunda kurulacak 'Yeni Düzende' bu durum yasallık kazanacaktır. 'Barışa karşı mısınız?'  polemiği ile bu gerçek gözlerden kaçırılmak istenmektedir. Bu millet Vatan topraklarının bir bölümü üzerinde başka bir devletin kurulmasına, başka bir bayrağın dalgalanmasına izin vermez! Bursa ve İzmir mitinglerinden alınması gereken mesaj budur.  Kimse boş hayallere kapılmasın!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık