• 25 Kasım 2018, Pazar 16:51
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

KEMALİZM BU CUMHURİYETİN İDEOLOJİSİYDİ ! (4)

Kemalist Türkiye, Mazlum Milletlerin Kutup Yıldızıydı!
Emperyalist Devletlerin hâkimiyeti ya da baskısı altında bulunan bütün Mazlum Milletler Kemalizm'den etkilenmiştir. Yakın komşumuz İran da bu devletlerden biridir. İran Şahı'nın Atatürk'e duyduğu sevgi ve hayranlığı biliyoruz. Prof. Bülent Tanör'ün belirttiğine göre, Şah Rıza Pehlevî Mustafa Kemal Paşa'dan esinlenerek, Cumhuriyet ilân etmek teşebbüsünde bile bulunuyor! Rıza Şah, Kemalizm'den esinlenerek çarşaf-peçeyi yasaklayan bir yasa çıkarıyor (1936). Dil, alfabe, mollalara karşı kısıtlamalar, Pazar tatili, gregoryen takvim gibi uygulamalar yapmak istiyor. Fakat bu reform denemeleri başarılı olamıyor (“Kuruluş”, s. 145 ve sonrası).
Prof. Tanör, Şah Rıza'nın, İran'da başarılı olamamasının nedenlerini de şöyle açıklıyor:  “İran'da ruhbanın (Mollalar, Ayetullah) varlığı, yenilikçi iktidar ile halk arasındaki büyük uçurum, işgalciye karşı askerî zafer kazanmış olmak gibi bir durumun bulunmayışı, idarecilik ve reformculuk geleneğinin yokluğu!”
Prof. Bülent Tanör'ün belirttiğine göre, Irak ve Suriye'de, muhafazakârlar, Türk reformlarını kötü gözle süzmekteydiler. İlerici milliyetçiler ise Mustafa Kemal'i 'Doğulu bir ulusun büyük yenilikçisi' sayıyor, Türkiye'yi, ulusal özgürleşmenin ve çağdaşlaşmanın modeli olarak görüyorlardı. Fakat bunlar kendi ülkelerinde bir modernleşme ve lâikleşme tasarımı yaratamadılar. Çünkü, ülkelerindeki sosyal güçler çok tutucuydu. Ülkelerinin siyasal sistemi bile oluşmuş değildi. Sadece bu milliyetçi ve reformistler, 1963'den sonra Suriye'de, 1968'den sonra da Irak'ta Baas hareketi yoluyla militan Arap milliyetçiliğini yaratırken, Nâsırcılık yanında, Türk Milliyetçiliği örneğinden de etkileneceklerdir. 
Fransız sömürgesi olan Cezayir'de de Mustafa Kemal'e ilgi büyüktü. Türkiye'nin kurtuluşu kutsanıyordu. Reformlarsa pek umursanmıyordu. Ama bu normaldi. Çünkü Cezayir henüz bağımsız değildi.  Cezayir milliyetçilerinin asıl dikkati ulusal kurtuluşa çevriliydi.
 Hindistan'daki koşullar da Türkiye'den çok farklıydı. Hint Müslümanlarının lideri Muhammed İkbal de bu köklü reformlara iyi gözle bakmıyordu. Bununla birlikte, Türk Devrimi için şu tespiti yapacaktır: “Gerçek şudur ki, Müslüman devletler arasında, bugün Türkiye, dogmatik uykudan uyanan tek devlettir”  (Prof. Tanör, “Kuruluş”, s. 149).
Pakistan'ın kurucusu ve Cumhurbaşkanı  Muhammed Ali Cinnah'ın Atatürk'ün ölümünden sonra söylediği şu sözlere bakar mısınız: “Kemal Atatürk'ün ölümüyle Müslüman Dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi bir önder, önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği hâlde, Hint Müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ razı olacaklar mı?”
Halifeliğin Kaldırılmasına ve Lâikliğe Tepkiler!
Prof. Bülent Tanör, Halifeliğin kaldırılmasının, Sünnî mezhebinden olan İslâm ülkelerindeki dinci  çevreleri tedirgin ettiğini ve bunların Cumhuriyet karşıtı, güçlü bir kampanya başlattıklarını; fakat bu tepkilerin sınırlı kaldığını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Kahire ve Mekke'de  halifeliği canlandırma teşebbüslerinde bulunulur fakat bu çabalar bir sonuç vermez. Buna karşılık, Hilâfetin kaldırılmasını destekleyenler de olur. Meselâ, Ali Abd-el Razik, bu  yönde bir  kitap yazar ve bu yüzden El-Azhar uleması tarafından 'dinden çıkmış' ilân edilir. Cezayir ulemasından da bazı onay sesleri yükselir. İbn Badis bunlardan biridir ve Mustafa Kemal'e hak vermektedir.  Sati el-Husri ise, Türk ve Arapların ulusal uyanışı açısından hilâfeti başlıca engellerden biri saymaktaydı. Bu nedenle de, hilâfetin kaldırılmasını İslâm dünyasında bir silkinme başlangıcı saydı ve Mustafa Kemal'in ulus devlet olayını derinden kavrayan öngörüsünü övgüyle karşıladı. Halifeliğin kaldırılması bu ülkelerde dolaylı bir etki de yaratmış sayılabilir. Bu tarihten itibaren, bu ülkeler halkları ve önderleri kendi bağımsızlık mücadelelerine içerden bir rota çizmeye başladılar. Ulusçu eğilimleri bununla bağlantılı olarak daha da serpildi. Endonezya'da da Türk lâikliği ciddî ilgi uyandırdı. 1940'tan sonra bu tartışma ülkede gündeme girdi. Lider Sukarno, Kemalist modelden esinlendi. Belli bir süre bu yolda kısmî başarı da sağlandı. Türkiye'deki yazı değişikliği, Osmanlı İmparatorluğu'nun bazı eski toplulukları üzerinde hemen etkisini gösterdi. Balkanlar'da (Bulgaristan) ve Kıbrıs'ta yaşayan Türkler, kendi istekleriyle yeni harfleri benimsediler ve kullanmaya başladılar. İlginç bir şekilde, Mısır'da da 1944 yılında, Türkiye'den esinlenen ve Lâtin harflerinin kabulünü öneren bir akım görüldü. Fakat bunun gerisi gelmedi. Türkiye'deki lâikleşme, anayasacı liberaller tarafından olumlu karşılandı. Özellikle 'Al Siyasa' grubu dikkatli bir izleyiciydi. Abdel Razık, din-devlet ayrılığının halkın inançlarını değil, ulemanın çıkarlarını hedef aldığını yazıyordu. Modernleştirici ulusçuluğun Türkiye zemininde ürettiği siyasal kurumların en önemlilerinden biri, tek parti sistemi ve belli ölçüde parti-devlet kaynaşması  olmuştu. Bu noktada, Türk modelinin bazı ülkeler için esin kaynağı olduğu söylenebilir. Mısır'da Millî Birlik Partisi, Hindistan'da Kongre Partisi (egemen  parti), Kara Afrika'nın bazı ülkelerindeki tek partili düzenler (Fildişi Sahili, Senegal, Sudan, vb.) bunlara örnek olarak gösterilebilir. Hattâ Nijerya'da, Kemalizm adını alan bir partinin varlığından da söz edilmiştir.”
İslâmî bir müessese olmayan Halifeliğin kaldırılmasını, dönemin en büyük emperyalist gücü olan İngiltere'nin olabildiğince kullanarak, Atatürk Türkiye'sine İslâm ülkeleri nezdinde itibar kaybettirmeye çalıştığını da belirtmeliyiz. Dün İngiltere; bugün de Amerika, bütün dinci kuruluşlara nüfuz ederek Ulus Devleti yıpratacak faaliyetleri teşvik etmişlerdir. Nitekim, dinî bir topluluk  görünümlü Fethullah Gülen Terör Örgütü, bunun en son ve en vahim örneğidir. 
Burada şu önemli gerçeği de belirtmeliyiz: Türkiye, Atatürk'ün ölümünden sonra, Batı'nın yörüngesine girmeyerek Kemalist Kalkınma Modelini sürdürseydi; gelişmekte olan ülkelerle bağlarını kuvvetlendirseydi, bu coğrafyanın kaderinin değişeceğini söylemek fazla iddialı bir söz olmayacaktır. Ne yazık ki Türkiye, 1955 yılında, 3. Dünya ülkeleri tarafından düzenlenen, Endonezya'nın Bandung şehrindeki toplantıya katılarak, Endonezya, Mısır ve Hindistan gibi devletlere, Amerika ile birlikte hareket etmeyi tavsiye edebilmiştir!
Bu ülkede dinden ve tarihten bîhaber kimi İslâmcılar Atatük'e 'Deccal' diye saldırsalar da, aradan gecen bunca yıldan sonra,  birçok İslâm ülkesi aydını ve ilâhiyatçısı Atatürk'ün lâiklik uygulamasının önemini kavramış görünmektedirler. 
6 Aralık 2015'te Dubai merkezli El Arabiya televizyonunda bir programa katılan, Iraklı Şiî din adamı İyad Cemalettin'in, Irak'ın nasıl kurtulabileceği konusundaki düşünceleri  bu bakımdan son derece önemlidir. El Arabiya sunucusu İyad Cemalettin'e soruyor: “Diyorsun ki, rahmetli ulu Önder Atatürk lâikliği ülkeye getirdiği zaman 'Halka Rağmen Halk İçin' demişti. Lâikliğin ülkene güç kullanılarak hâkim kılınmasını ister misin?”
 İyad Cemalettin: “Evet!”
Sunucu: “Irak'ta lâikliği hâkim kılacak güçlü kesim veya şahıs kimdir?”
İyad Cemalettin: “Maalesef bu  işi yapacak hiç kimseyi göremiyorum.” 
Sunucu: “Öyleyse, Amerikalıları geri getirmeniz gerekiyor!”
Cemalettin: “Bu mümkün değil. Problem  zaten Amerikalılarda. Amerikalılar Şiî ve Sünnî İslâmcıları destekliyorlar. Onlar lâik ve sivil akımları desteklemiyorlar ki. Irak'ın bir mucizeye ihtiyacı var.  Temenni ederim ki Iraklı bir Atatürk çıksın. Güç kullanarak yasaları egemen kılsın ve ülkenin birliğini tekrar sağlasın!”
Atatürk Devrimi'ni 'Tepeden İnmeci ve Halka Rağmen' diye suçlayan ve bunu hâlâ daha sürdüren aydınlarımızın ve İslâmcılarımızın kulakları çınlasın! 
Iraklı Şiî önderin bu sözleri sadece Irak için geçerli değil; Amerika'nın, sözde 'İslâmcı ve Cihatçı' terör örgütleriyle kaosa sürüklediği bütün İslâm ülkeleri için  geçerlidir.
Afganistan da Türk Devrimini yakından takip etmiştir. Emanullah Han'ın Atatürk'e hayran olduğunu biliyoruz. Emanullah Han'ın, Atatürk'ten esinlenerek yapmak istediği devrimler, toplum tabanı olmadığı için başarılı olamadı ve Emanullah Han ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Hattâ, Emanullah Han'ın, Afgan kadınlarının kıyafetleri ile ilgili teşebbüslerini duyduğunda, Atatürk'ün “Eyvah! Adam gitti” diye üzüldüğünü de biliyoruz. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık