• 22 Kasım 2018, Perşembe 16:51
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

KEMALİZM BU CUMHURİYETİN İDEOLOJİSİYDİ ! (3)

Türkçülüğün saygın isimlerinden Yusuf Akçura, Türk Milliyetçiliği bakımından Atatürk'ün önemi hakkında şunları söylemektedir: “Türkiye Cumhuriyeti'nin, başta Büyük Millet Meclisi adı ile, sonra da gerçek adı ile kurulması, Türk Milliyetçiliği açısından Türkçülük ideallerinin gerçekleşmesi demektir. Çoğu Türkçülerin belki hayatlarında gerçekleşeceğini ümit bile etmedikleri ideal, bir Türk dâhisinin gücüyle gerçek olmuş, Millî Türk Devleti kurulmuştur!”
Türkiye Cumhuriyeti'nin bir Millî Devlet olarak kurulmasının önemini kavramak için, Osmanlı'nın çöküş döneminden günümüze kadar olan serüveni çok iyi bilmek gerekir.  Atatürk karşıtları Kemalizm'e ısrarla, 'DİKTATÖRLÜK' diye saldırmışlardır. Sol kesimden birçok isim Atatürk'ü, Sosyalist bir yönetim kurmadığı için eleştirmiş; 'Küçük Burjuva Devrimcisi' olmakla suçlamıştır. Liberaller Çok Partili bir sistem getirmedi gerekçesiyle; Emevî Müslümanlığından beslenen İslâmcılar  ise, İslâmî bir müessese zannettikleri Halifeliğe son verdiği için Atatürk'e saldırmayı sürdürmektedirler!
Ne yazık ki, ülke şartlarını değerlendiremeyen bu gruplar, Kemalistlerin büyük Atatürk'ün önderliğinde, Batı kapitalizmine  ve Emperyalizmine karşı hayatta kalabilme kavgası verdiğini görememişler; bu kavganın Mazlum Milletlerin Kurtuluşu bakımından önemini de kavrayamamışlardır. 
Prof. Taner Timur'un  Kemalist Devrim hakkındaki şu değerlendirmesi de önemlidir:
 “Türk Devrimi, gerek Faşizmden, gerekse Marksizm'den ayrılmaktadır. Çünkü bu rejimler sınıf çelişkisi temeline dayanmaktadır. Faşizm egemen sınıfların, Marksizm ise Proletaryanın Diktatörlüğünü ifade eder. Oysa Türk Devriminin temelinde Türk Nasyonalizmi yatmaktadır' (“Türk Devrimi ve Sonrası” , s. 181).
Türk Nasyonalizminin; yani Türk Milliyetçiliğinin amacı, Türk Milletini Muasır Medeniyet Seviyesinin Üstüne Çıkarmaktı. Bu milliyetçilik Turancı değil; Anadolucuydu; Türk Milliyetçiliği Anadolu'da yaşayan herkesi kapsıyordu.
 Kemalistlerin, ithal ettiğimiz her şeyi kendimizin üretmesi gibi kutsal bir amaçları vardı. Falih Rıfkı Atay, bunu şöyle özetler: 
“Ekmeğimizi kendi unumuzdan yoğurmak, şekerimizi kendi pancarımızdan almak, bezimizi kendi pamuğumuzdan dokumak! Ah bunda bir muvaffak olunsaydı! 1923 kafası ve iradesi imkânsızlığa meydan okumuştur. Doğru, eğri, eksik, tamam; fakat 'Türk'ün yapamayacağı' sabit fikrini yenmiştir” (“Çankaya”, s. 453).
İşte, insafsızca ve cahilce Faşist ve Irkçı gibi etiketler yapıştırılmak istenen Kemalizm; yani Türk Milliyetçiliği böyle asil bir amaca sahipti. Bu nedenle, Atatürk'ün “Ne Mutlu Türk'üm Diyene” sözü de aslâ ırkçılık değildir.  Büyük Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran halka Türk Milleti denir” demiyor muydu? 
Şevket Süreyya Aydemir'in şu değerlendirmesi de, Kemalizm'e yöneltilen  eleştirilerin ne kadar köksüz ve tutarsız olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir: 
“İstiklâl Harbi sonunda  bağımsızlığın kazanılması, hareketin yalnız bir safhasıydı. Asıl dava memleketin iktisaden kalkınması; sosyal bakımdan da aşırı sınıf mücadelesi tehlikesinden korunmuş, dengeli bir memleket hâline gelmesiydi. Bunun için de, memleketin gelişmesinde tekniğin ve sermayenin hâkim kısmını devletin elinde tutarak başı boş, yabancı uşağı bir kapitalizmin doğal sonucu olan sınıf kavgalarından memleket korunmalıydı. Ülkede sanayiyi kurmak, fakat sınıf mücadelesini önlemek; millî sermayeyi yaratmak, fakat bu sermaye üstünde bir oligarşinin şımarıklığına yol açmamak; devleti geliştirmek, fakat ferdi köle hâline getirmemek. Özetle, geri kalmışlıktan kurtulmak, fakat hem sınıf mücadelelerini besleyen liberal bir demokrasinin, hem de kanlı bir sınıf diktatörlüğünün ağına düşmemek... Bir sosyal devlet yapısında plânlı, disiplinli bir Karma Ekonomi” (“Suyu Arayan Adam”, s. 485)!
Prof. Mustafa A. Aysan, Atatürk'ün Ekonomi Politikası isimli kitabının önsözünde, yaptığı incelemeler sonunda, Kamu İktisadî Teşebbüsü Sistemi'nin kurucusunun, sahibinin ve uygulayıcısının bizzat Atatürk olduğunu tespit ettiğini belirtiyor. Aysan'a göre, Atatürk, hem Kapitalist ve hem Sosyalist çözüm şekillerini incelemiş ve kendi sistemini ortaya koymuştur. Atatürk'ün geri kalmış toplumları geliştirmek için öngördüğü sosyal, kültürel, ekonomik kurumlar, sağlam bir fikir gücünün eseridir ve her çeşit denemeye dayanıklıdır (“Atatürk'ün Ekonomi Politikası”, s. 18). 
Prof. Aysan'a  göre, Atatürk'te  Plânlı Kalkınma görüşü, ekonomik ve sosyal kalkınma sorunlarını ilk düşünmeye başladığı  sıralarda ortaya çıkmıştır. Sofya'da Askerî Ataşe iken ekonomik sistemleri incelemiş, ekonomik programdan 1922'de söz etmiş, 1933'te yüzde yüz oranında gerçekleştirilmesini sağlamış, 1937'de ikinci Beş Yıllık Sanayi Plânını yaptırmış fakat uygulanmasını izlemeye ömrü vefa etmemiştir (Prof. M. Aysan, age. s.162).
Kemalist Devrim, Batı Emperyalizminin hâkimiyeti altındaki sömürge ve yarı sömürge  bütün Mazlum Milletlerin kurtuluş mücadelelerinin ateşleyici gücü olmuştur. Mustafa Kemal Paşa bu gerçeği, daha Millî Mücadele sırasında görmüştü. Nitekim, 7 Temmuz 1922'de Sovyet Büyükelçisi Aralov'un; İran Büyükelçisi Mumtazuddevle İsmail Han şerefine verdiği bir davette, bunu şu sözlerle vurgulayacaktır: “Türkiye'nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye'ye ait olmadığını bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de, bunu bir defa daha teyit etmek lüzumunu hissediyorum. Türkiye'nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi.  Türkiye azîm ve mühim bir gayret sarf ediyor.  Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlûm milletlerin, bütün şarkın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir. (…) Öyle bir tarih  yapacağız ki, ve gerçekten yaptık ki,  bu feyizden yalnız Türkiya  ve İran değil, bütün Doğu milletleri feyizlenecektir” (M. Gönlübol, “Atatürk'ün Dış Politikası”,  s. 138)!  
Atatürk'ün 1933 yılında, Büyük Zafer'in yıldönümünde, zafer meydanında yaptığı konuşmada da bu anlayışın devam ettiğini görüyoruz: “Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin uyanışını da öyle görüyorum. Bağımsızlığına ve özgürlüğüne kavuşacak olan pek çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, kuşkusuz ki, ilerlemeye ve refaha yakın olacaktır.  Bu milletler bütün güçlüklere karşın muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır.  Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletlerarasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı hâkim olacaktır”  (Tek Adam,  Cilt III, s. 424).
Emperyalist devletlerin bu nedenle, Kemalizm'e itibar kaybettirerek, Kemalizm'in Mazlum Milletler tarafından örnek alınmasını önlemeye çalışmaları gayet normaldir. Fakat  bir Türk vatandaşının Kemalizm'e saldırması ya tarihimizi bilmemektendir ya da  'görev' gereğidir! 
Kemalizm dün olduğu gibi bugün de,  Mazlum Milletlerin Kutup Yıldızı olmayı sürdürmektedir. Çünkü, bu ülkeler, Türkiye'nin, Atatürk'ün Karma Ekonomi Sistemi ile neleri başardığını ve Atatürk'ün ölümünden sonra, Serbest Piyasa Ekonomisi Modelini benimsemesi nedeniyle, nasıl yeniden Batı Emperyalizminin uydusu hâline geldiğini görmüşlerdir.  
Ah bunu bu ülkenin Atatürkçü, Milliyetçi, İslâmcı ve Liberal aydınları da bir görebilseler!  ./…
 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık