• 08 Aralık 2014, Pazartesi 9:58
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

'KANDİL'LERİ MÜBAREK OLSUN!
 AKP iktidarının Suriye ile âdeta balayı yaşadığı dönemde, bu sütunlarda yaptığımız bir tespitte, Suriye ile dostluk ilişkilerinin gelişmesinin sevindirici olduğunu; bunun, Atatürk’ün İran, Irak ve Afganistan ile kurduğu  Sadabat Paktı  ile taçlanan millî siyasetine de uygun olduğunu belirtmiş  fakat Suriye ile yaşanan bu güzel ilişkilerin kendi irademiz dışında, Atlantik ötesindeki sözde müttefikimizin bir organizasyonu olabileceği konusundaki endişelerimizi dile getirmiştik. Yanılmadık! İktidar bir anda tavır değiştirerek, Suriye’ye demokrasi  getirmekten dem vurmaya ve derken meşrû Suriye  yönetimine isyan eden silâhlı güçleri açıktan açığa desteklemeye başladı. Allah aşkına! Suriye ile ortak Bakanlar Kurulu toplantıları yapılan dönemde Suriye’de demokrasi mi vardı? Ayrıca, bizim ülkemizde demokrasi mi var ki,  Suriye’ye de demokrasi getirmeye kalkıyoruz?
Hükümetin Suriye siyasetini destekleyenler, şu sorunun da cevabını vermelidirler: İki ülke arasındaki vizelerin bile kaldırıldığını düşünecek olursak, zaman içinde daha da gelişecek olan siyasî, ticarî ve kültürel ilişkilerimizin katkısıyla, Suriye halkı daha gelişmiş bir Suriye’de yaşamak imkânına sahip olmayacak mıydı? Ayrıca, Amerika’nın derdi demokrasi mi? Amerika’nın bölgemizi kendi millî menfaatlerine göre şekillendirmek istediğini bilmeyen kaldı mı?
Uzmanlar, Suriye’deki iç savaşın daha yıllarca sürebileceği uyarısını yapıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı bu savaşın bize maliyetini şimdilik, 5 milyar dolar olarak açıkladı. Çare, bir an evvel Esat’la anlaşmaktır. Fakat ne var ki, Esat’la bütün köprüleri atmış olan bu iktidarla bu mümkün değildir.
Türkiye Batı’ya olan bağımlılık ilişkilerinden mutlaka kurtulmak zorundadır. Bunun için de başta Rusya olmak üzere, İran, Irak ve Suriye ile ilişkilerimizin güçlendirilmesi şarttır. Ve bu gerçek milletimize de açıklıkla anlatılmalıdır. Çünkü bu bağımlılıktan ancak milletin desteği ile kurtulabiliriz.
PKK’yla mücadeleden vazgeçip,  müzakereye başlamış olmamızın sebebi Batı’ya olan bu bağımlılığımızdır. 1 Mart 2003 öncesinde, ABD ile görüşmeleri sürdüren emekli Büyükelçi sayın  Deniz Bölükbaşı, ‘l Mart Vakası’ isimli kitabında bu bağımlılıktan örnekler vermiş. Sayın Bölükbaşı’nın belirttiğine göre, bu görüşmeler sırasında ABD’yi temsil eden Büyükelçi Lino, bize şu küstah öneriyi  yapıyor: ‘Kuzey Irak’taki Özel Kuvvetlerimiz arazide PKK unsurlarıyla karşılaştığında bile, onlar ateş açmazlarsa silâhlı mukabelede bulunmayacak! Kandil Dağı’na operasyon yapılmayacak!’
İşte, ABD’ye bu düzeyde bir bağımlılığımız söz konusudur! Irak harekâtı öncesinde, Türkiye’ye en fazla ihtiyaç duyduğu bir sırada bile, Amerika, PKK’yı koruyup kolluyor ve biz bu ‘dostumuzun’ bütün düşmanca davranışını sineye çekiyoruz!
Deniz Bölükbaşı, ‘PKK’ya karşı hiçbir harekâtta bulunmayan ABD’nin, diğer terör örgütleriyle mücadelede sergilediği tutum ibret verici bir çifte standart ve iki yüzlülük örneğidir’ diyor!  
Bir örnek:  Suriye’nin Kuzeyinde iki terör örgütü var; IŞİD ve PKK’nın Suriye kolu olan PYD.  Amerika, IŞİD’i bombalayıp, PYD militanlarını eğitiyor! Sadece bu kadar mı? Ne gezer!  PKK’ya karşı elimizi kolumuzu bağlayan ABD, AKP iktidarını Aynel Arap’ta (Kobani) PYD ve PKK’yı desteklemeye zorluyor! Ve iktidar biraz direndikten sonra istenilenleri yapıyor!
‘Çözüm Süreci’ devam ediyor! Siz bakmayın AKP, Kandil ve HDP sözcülerinin birbirlerine yönelttikleri sert suçlamalara. Eskiden bu tür anlaşmalı kavgalara ‘Kayıkçı Kavgası’ denirdi; ‘iki adım  ileri bir adım geri’; fakat süreç devam ediyor! Son sürpriz de, HDP’nin Öcalan’la görüşen İmralı heyetinin, bilgi vermek üzere Kandil’deki Terör Karargâhına gidecek olması ve ilk defa, MİT’ten ve Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’ndan oluşacak bir Devlet Heyeti’nin de bunlara katılacağı iddiası! 
Eğer bu iddia gerçekleşirse; ne diyelim; KANDİL’leri mübarek olsun! 
Hemen her akşam bir yandaş kanalda, üç dört bölücü örgüt yandaşı, araya bir tane de millîci yazar ya da siyasetçi alarak, muhtevası meçhulümüz olan Barış Sürecini sözde tartışıyorlar. Maksat tabiî ki, kamuoyunu hazmettire hazmettire bir kıvama getirmek; bölünerek mutlu olacağımıza inandırmak!
Âkıl adamlardan Vatan  gazetesi yazarı Hüseyin Yayman’ın, “Bu projenin Erdoğan’ı ikinci Atatürk, Öcalan’ı da Orta Doğu’nun Mandela’sı yapacak tarihî bir olay olduğu” şeklindeki sözlerini de bu paralelde değerlendirmek gerek!
Sözde ‘Çözüm Süreci’ denilerek terör örgütü ile görüşmeler devam ediyor.  Fakat asıl önemli olan, bu süreç sürerken, Güneydoğu’da terör örgütünün fiilî hâkimiyetinin gerçekleşmiş olmasıdır. Şu anda o bölgede söz sahibi olan PKK’dır. Bölgede yaşayan devlete bağlı vatandaşlarımız da, PKK’nın ‘olmayan insafına’ terk edilmiş bir durumdadır!  
Udo Ulfkotte isimli Alman gazetecinin  yazdığı “Satılmış Gazeteciler” kitabında,  Türkiye dahil pek çok NATO ülkesinde CIA’nın örümcek ağı sistemi ile gazetecilerin satın alındığı bilgisi varmış! Evet, Satılmış Gazetecilerin kitabı bile  yazılmış!
Sadece CIA mı, ya PKK’nın satın aldıkları?  Ekranlara biraz dikkatle bakıldığında, bunların kim  olduğunu anlamak mümkün!
‘Dersim Katliamı’ da yandaş kanallardaki açık oturumların ‘baş konusu’ olmayı sürdürüyor! Hedef Atatürk ve Türk Millî Devleti! Bu Beylere göre, ‘Bu devlet yanlış kurulmuş! Kürdün hakkı yenmiş!’ Her şeyin sebebi de buymuş! İhanet korosu, Atlantik ötesinde doldurulan bu bozuk plâğı yandaş kanallarda millete zorla dinletiyor. 
Şunu artık görelim: Türk Milleti üzerinde çok aşağılık bir operasyon yürütülüyor.  Ermenileri biz katlettik! Rumları biz katlettik! Kürtleri biz katlettik! Daha, geride kalan kim varsa hepsini biz katlettik! Kendilerine tahsis edilen televizyon ekranlarında yürüttükleri bu Psikolojik Harp söylemleriyle, Türk Milleti üzerinde bir suçluluk duygusu yaratarak, milletin bütün savunma mekanizmalarını yok ederek; melûn emperyalist senaryoların gerçeklemesine hizmet ediyorlar. 
Evet, Türk Milleti’ne karşı Asimetrik bir Psikolojik Harekât uygulanıyor. Ve ne acıdır ki, iktidar da milletin yanında değil!
Hazin olan; CHP’nin de Barış süreci kervanına katılmış olmasıdır.
Bazı saf ‘demokratlar’ zannediyorlar ki, mesele Kürt asıllı vatandaşlarımızın bir insan hakları sorunudur. Kürtlerin ‘gasp edilen’ hakları verilince her şey süt liman olacak!
Yanılıyorlar! Bölücüler hedeflerini açıkça koyuyorlar: “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin!” Yani Kürtlerin yaşadığı ülkemizin her yerinde imtiyaz istiyorlar!  Peki, Türk Milleti o zaman da,  bugün seyrettiği gibi gelişmeleri seyredecek mi sanıyorlar?
Bu iktidarın basiretsizliği sayesinde varsayalım ki, Güneydoğu’da bir Kürt devleti kuruldu ve bu devletin bütün müesseselerini de kendi istedikleri gibi oluşturdular. Peki, o zaman, Batı’da yaşayan milyonlarca Kürt asıllı vatandaşımızın durumu ne olacak? Eğer ayrışma bu hızla sürerse, bugün yaşanan Irkçı Kürt Milliyetçiliğinin, Türk Milliyetçiliğini tırmandırmayacağını mı zannediyorsunuz? Bundan sonra,  iki ayrı millete bölmeyi başardıkları Türklerin ve Kürtlerin bir arada yaşamalarının mümkün olacağını mı zannediyorsunuz? Uyanalım;  gerçeği görelim ve aklımızı başımıza alalım!
 Emperyalist ‘dostlarımızın’ amacı bu kutsal toprakları da Balkanlaştırmaktır! Bosna Hersek’te ve Kosova’da yaşanan insanlık dramını  kimse unutmasın!  Emperyalizm kanla ve kaosla beslenir!
Bu emperyalist senaryoları ancak güçlü bir Millî Devlet’in çatısı altında birlik  olursak bertaraf edebiliriz. Fakat ne yazık ki, bölünerek mutlu olacağımızı zannedenler basiretlerini öylesine yitirmişler ki, Türk Kimliğine dayanan bu Millî Devleti dağıtmayı başardıklarında, tespih taneleri gibi dağılacağımızın farkında değiller!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık