• 23 Ocak 2020, Perşembe 15:39
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

KANAL'DA BU KADAR ISRAR NİÇİN ?

Hiçbir siyasî partiye bir mensubiyetimiz yok. Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki, mevcut partiler içinde oy verebileceğimiz bir parti de yok! O nedenle, bu köşede yazdıklarımız, sadece ve sadece millî menfaatlerimiz odaklıdır.   Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyoruz. İstanbul'a bir Kanal açılması projesine bakışımız da bu anlayış çerçevesindedir. İstanbul Kanalı uzun süredir kamuoyunun gündeminde. Mesele ne yazık ki, siyasileşti ve iktidarla muhalefetin, 'Yaparım-Yapamazsın- çekişmesine döndü. Hâlbuki, ülkemizin geleceğini etkileyecek bu kadar yüksek maliyetli projelerin sükunetle, enine boyuna tartışılması gerekmez mi?  Bırakalım aklın ve bilimin yolunu, dinimizin emri de bu değil mi?  Dinimiz “Meselelerinizi aranızda istişare ediniz” demiyor mu? 
Şura Suresi 38. Ayet bakınız ne buyuruyor: “…Onlar bütün işlerini aralarında istişare ederek yürütürler…”
Zümer Suresi 9. Ayet “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” diyerek, meselelerin, bilenler arasında tartışılmasını buyuruyor. 
Zümer Suresi 18. Ayet, (ki, şahsen, Kur'an'ın hayran olduğum ayetlerinden birisidir) şöyle buyuruyor: “Onlar bütün sözleri, görüşleri dinlerler ve onların en güzeline uyarlar.”
Âli İmrân Suresi 159. Ayet çok önemli.  Peygamberimiz Uhud Savaşı öncesinde, sahabeyle savaş plânını görüşüyor ve kendi görüşüne aykırı olmasına rağmen, çoğunluğun görüşüne uyuyor. Bu yüzden ağır bir mağlubiyete uğranıyor. Bu hadiseden sonra gelen ayet Peygamberimize, “Sen yine de, onlara danışmaya devam et” diye buyuruyor! 
Hz. Ali'den de bir örnek verelim:  Hz. Ali'ye bir gün, “İçimizden en akıllısı kimdir” diye sormuşlar.  Onlara şu cevabı vermiş: “En akıllınız, en çok akıl alanınızdır!”
Bunları niçin yazıyoruz? Çünkü 'İslâmcı' olduklarını söyleyen bir iktidara sahibiz!  Başörtüsüne bu kadar sahip çıkanlar, Kur'an'ın temel mesajlarına nasıl bu kadar kayıtsız kalabiliyorlar doğrusu anlaşılır gibi değil!
Televizyon  ekranlarında dinlemek fırsatını bulduğumuz saygın bilim insanları İstanbul'a açılacak bir kanalın olumsuz sonuçlarını açık-seçik anlatıyorlar.  Fakat, iktidarın umurunda bile değil! Son olarak FOX TV'de ve KRT'de, Bilim Akademisi üyesi saygın bilim insanı, Prof. Naci Görür'ü dinledik. Kanalın sakıncalarını çok anlaşılır bir biçimde, madde madde anlattı. Siyasetle ilgileri bulunmayan bilim insanlarının bu açıklamalarına rağmen, iktidar (aslında sayın Cumhurbaşkanı), 'yakında kazmayı vuracağız' anlayışında!
 İktidarı destekleyen gazetelerin bazı sağduyulu yazarları da İstanbul Kanalı'na muhalefet ediyorlar.  Meselâ geçenlerde Melih Aşık'ın Milliyet'teki bir yazısından alıntı yapmıştık. Sayın Aşık, harcanan milyonların çöpe gittiği Kabataş İskelesindeki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Martı Projesi'nden söz ederek, 'sonu böyle olmasın' demeye getirmişti. Yine bir başka yazısında da,  Ulaştırma Bakanı'nın, İstanbul Boğazında artan gemi trafiğinden söz ederek, İstanbul Kanalı'ndan yılda 5 milyar dolar gelir elde edilebileceği açıklamasını eleştirmekteydi. İstatistikî rakamlar, Boğazdaki gemi trafiğinin giderek düştüğünü gösteriyor! Fakat sayın Bakan bilerek gerçekleri tahrif ediyor! Yine, Hürriyet Gazetesi yazarlarından Nedim Şenel de, İstanbul Kanalı'na karşı olduğunu açıkça söylemekten çekinmiyor!  
Peki, bu ısrar niye? 
Kanaatimizce, iktidar her zaman olduğu gibi, oylarının düştüğünü görerek, siyasî ortamı germek suretiyle taraftarlarını konsolide etmeye çalışıyor. Belki de, işler daha da bozulmadan bir erken seçime gidilmesi düşünülüyor olabilir.
 Ne yazık ki, siyasetin doğasında bu var. Memleket batmış kimin umurunda!  Yeter ki, iktidar kaybedilmesin!
SELÂHATTİN DEMİRTAŞ TİYATROSU!
HDP Eş Genel Başkanı tutuklu olarak yargılanıyor. Biz herkesin Hukuk Devletinin koruması altında olmasını isteriz. Kimseye farklı muamele yapılmamalı, adalet herkese eşit olarak uygulanmalıdır.  Ne yazık ki, iktidarın bu konuda duyarlı olduğunu söyleyebilmek mümkün değil.  
Selâhattin Demirtaş hapisteyken iki kitap yazmış. Bunlardan biri, tiyatro oyununa dönüştürülmüş ve CHP Genel Başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Ekrem İmamoğlu'nun eşleri, Demirtaş'ın eşi, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlun'nun da aralarında bulunduğu bir topluluk bu tiyatro oyununu seyretmeye gitmişler.  Gazete ve televizyonlarda görüntüleri izledik. 
Bir proje ile karşı karşıya olduğumuzu görmemek için dünyadan habersiz olmak gerekir.  “Mesele Kürt Meselesi Değil” başlığı altında daha yeni, altı yazı yazdık.  HDP'nin siyasî hayattaki varlığının,  Anayasamıza ve yasalarımıza aykırı bir durum olduğunu belirttik.  Gerçekten de, bu partinin PKK terör örgütüyle organik ilişkisi bilinmeyen bir şey değil. Fakat yine de, siyaset  sahnesinde varlığını sürdürebiliyor! 
Amerika'nın maşası olduğunu sağır sultanın bile duyduğu PKK'nın kurşunlarıyla şehit edilen Mehmetçikler için, her gün cenaze törenleri düzenlenirken, sözde ülkemizin demokratikleşmesi adına, bu terör örgütüyle organik ilişki içinde olduğu bilinen HDP'ye destek verilmesi her şeyden önce etik değildir.
 Televizyonlarda bu konuda yapılan tartışmaları hayretler içinde dinliyoruz.  Selâhattin Demirtaş ve HDP muhipleri, Açılım Süreci'nde AKP'nin yaptığı vahim yanlışlardan örnekler  vererek, HDP ile sürdürülen örtülü  ittifakı savunmaya çalışıyorlar. “HDP'ye verilen 6 milyon oy nasıl yok sayılır” denilerek, bu partiyi meşrulaştırmak istiyorlar! Hiç, yanlış örnek olur mu? 
Biz AKP yaptığında da “YANLIŞ” dedik, aynı şeyi muhalefet  yaparsa da “YANLIŞ” deriz.
'6 milyon oy' demagojisi yapanlara,  Habertürk TV'de, Nedim Şenel çok güzel cevap verdi. “Bu altı milyon oyun sahibi, ülkemizin birliği için, tek tek ikna edilecek” dedi.  Evet, yapılması gereken de budur.
İktidar o kadar gözü kara gidiyor ki, muhalefet büyük hatalar yapmadıkça, ilk seçimde, iktidarın değişeceği muhakkak gibi.  Fakat, ne yazık ki, geçmişten ders alınmadığı için, AKP iktidarına 7 Haziran 2015 seçimlerini kaybettiren Açılım Süreci'ni, sanki, muhalefet yeniden başlatmak istiyormuş gibi bir tavır içinde görülüyor!  Muhalefet bu yanlışa düşmemeli. 1991 seçimlerinde HDP ile yapılan ittifakın CHP'yi barajın altında bıraktığını hatırlatalım! 
Artık olmayacak şeylerin savunulmasından vazgeçilmelidir. Bu millet Eşit Vatandaşlığa, Anadilde Eğitime,  Özerkliğe ya da Federasyona evet demez.  Bunlar bizi ayrıştırır. Ayrışarak değil, kaynaşarak millet olunur! 
Kürt kardeşlerimizle etle tırnak gibi olmuşuz. Herkes aklını başına almalıdır. Emperyalist bir proje ile karşı karşıya olduğumuz artık görülmelidir. İran'da 40 milyona yakın  soydaşımız yaşıyor. İran'da Anadilde Eğitim yok!  
Kıbrıs'ta, Türkleri ve Rumları bir devlet çatısı altında birleştirme gayreti içinde olan Batılı 'dostlarımız', Türkiye'de bin küsur yıldır birlikte yaşayan, âdeta iç içe geçmiş Türklerin ve Kürtlerin ayrışmasını istiyorlar! İstiyorlar ki, bu coğrafyanın en etkili gücü olacak potansiyele sahip Türkiye, derin bir kaos içinde çırpınıp dursun! Onlar da, bu sömürü düzenlerini rahatlıkla sürdürebilsinler!
Türkiye, bu iktidarı da bu muhalefeti de hak etmiyor. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık