• 06 Ağustos 2012, Pazartesi 9:08
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

İSMET PAŞA'NIN VAHİM TERCİHİ!

İktidar kanadından İsmet Paşa’ya yöneltilen bazı haksız eleştiriler üzerine, sayın Doğu Perinçek ve Aydınlık gazetesi İsmet Paşa’yı sahiplendiler. Aydınlık gazetesi “İnönü’nün tırnağı bile olamazsınız” manşetini attı ki, buna biz de katılıyoruz fakat bu savunma sırasında,  Atatürk, İnönü ve Bayar’ın birlikte telâffuz edilmelerinin yanlışlığını da belirtmek durumundayız. İnönü’nün, Bayar’ın ve diğer Kuvayı Milliyecilerin İstiklâl Harbi ve sonrasındaki hizmetleri şükranla yad edilecektir fakat ülkeye büyük hizmetler yapan bu insanların, Atatürk’ten sonra, Atatürk’ün anti emperyalist ve tam bağımsızlıkçı politikalarını terk ederek, ülkeyi ‘ABD emperyalizminin cenderesine sokacak adımlar atmalarını’ da görmezden gelemeyiz. Doğan Avcıoğlu,  “Millî Kurtuluş Tarihi” isimli kitabında, Atatürk’ün yanındakileri şöyle tanımlar: “Onlar Kemalist değillerdi. Atatürk’ün sağlığında O’nun varlığının etkisiyle devrimlere destek oldular.  Ölümünden sonra ise kendi kimlikleriyle hareket ettiler!”

Atatürk, 1933 yılında, Büyük Zafer’in yıldönümünde, zafer meydanından dünyaya şöyle sesleniyordu: “Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletlerarasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı hâkim olacaktır” (Aydemir, Tek Adam,  Cilt III, s. 424).

Yakup Kadri Karaosmanoğlu “Atatürk” kitabında, Atatürk’ün bu antiemperyalist anlayışını şöyle tasvir eder: “Ey emperyalistler!” diyordu. “Milletlerin hürriyetine dokunmayınız; insan haklarını tanıyınız. Biz bunu sadece kendimiz için değil, bütün mazlum ve esir milletler için istiyoruz.”  Ne acıdır ki, insan hakları bakımından sabıkalı olan bu emperyalist devletlerden bugün İnsan Hakları dersi almaktayız! Yakup Kadri, Atatürk’ten sonra, bağımsızlık mücadelesi veren hiçbir mazlum ülkenin desteklenmemesinin Atatürk’e yapılan en büyük ihanet olduğunu belirtiyor.

Atatürk’ten sonra yaşananlar iyi bilinmelidir. ABD vesayetinin bu düzeye  gelmesi, millî kurumlarımızın içlerinin boşaltılması uzun bir süreç içinde gerçekleşmiştir. Bu süreç Atatürk’ün ölümünden hemen sonra başlamış; Amerika ile, ilki 1945 yılında imzalanan İkili Anlaşmalarla hız kazanmıştır. Bu anlaşmaların vahim muhtevasını Haydar Tunçkanat’ın “İkili Anlaşmaların İçyüzü” isimli kitabında okuyabilirsiniz. Ülkemizi ABD’nin vesayeti altına sokan bağlantılar Demokrat Parti ve sonrasındaki iktidarlarca da sürdürülmüştür.

 Harp sonrasının kalkınma plânlarının, Ağustos 1947’de, sudan bir takım bahanelerle Başbakanlıktan İktisat Bakanlığı’na nasıl iade edildiğinin, Plânlı Kalkınma’dan nasıl vazgeçildiğinin hazin hikâyesini Şevket Süreyya II. Adam’da anlatıyor (Cilt II, s. 403,404)!

Cemal Granda hatıralarında, bize,  İnönü döneminin Nazi hayranlığı ve anti-Sovyet anlayışının bir kanıtı olan şu bilgiyi veriyor: “Almanların Rusya’yı ezip geçeceğine inanılmakta ve Sovyet donanmasının toplarının kamaları sökülerek, Beykoz açıklarına çekileceği hayalleri kurulmaktadır (S.388)!

Prof. Niyazi Berkes’in, “Unutulan Yıllar” isimli kitabında, İsmet Paşa’nın Sovyet aleyhtarlığı hakkında verdiği bir bilgi var ki, inanılır gibi değil. Paşa, Kahire Konferansı’nda Churchill’e, damdan düşer gibi, “Bu savaştan vazgeçip, Sovyetlere karşı birleşik bir cephe açılmasını söyleyecekmiş ki, (Von Papen’in dediğine göre) inatçı İngiliz hemen lâfı keserek bunun bir ihanet olacağını söylemiş”(Age.s. 336)!

Berkes, Amerikalı Prof. Howard’ı kaynak göstererek, Churchill’in Roosevelt’e yazdığı 10 Şubat 1943 tarihli mektubundan şu önemli alıntıyı veriyor: “Türkiye eğer Sovyetler Birliği ile olan işlerini daha dostça yapmak ister ve bunu açıklarsa Sovyetler de aynı karşılığı göstereceklerdir (Churchill, Stalin’in bunu kendisine söylediğini de not etmiş). Stalin’in, Türkiye ile Rusya arasında Mustafa Kemal’in başardığı sıcak dostluğun yenilenmesini istediğini açıklamaktan kendimi alamıyorum. Bunu yapmakla Türkiye kendi savunmasını güçlendirirken, iki muzaffer dost arasında bulunacaktır. Bütün bunları yalnız savaş süresi için değil, savaş sonrası için de düşünmekteyim” (Age. s. 344)!

Fakat, heyhat! İsmet Paşa  Sovyetleri çoktan silmiş!

Berkes’in, CHP milletvekili Faik Ahmet Barutçu’dan naklettiğine göre, ‘Sovyet Tehdidi’ hakkında Saffet Arıkan’ın düşüncesi şuymuş:“Ruslar bizi deniyorlar. Bizi güçlü ve kararlı bulurlarsa blöfleri suya düşecek. Fakat Rusya’dan askerî anlamda korkacak bir şey yoktur. Rusya yorgun ve güçsüzdür. Bize nereden saldırabilir” (Unutulan Yıllar, s. 329)?

Yine Berkes’in naklettiğine göre, CHP’nin Dışişleri Bakanı Hasan Saka, Ankara’da ABD Büyükelçisi ile görüşürken, ona Rusların asıl amacının ne olduğunu şöyle açıklar: “Bu, üs ya da sınır sorunu değil, Türkiye’nin siyasal oryantasyonunun değiştirilmesini sağlamak sorunudur.” Berkes bu tespit üzerinde şu değerlendirmeyi yapıyor:“Aferin Saka’ya, Çok iyi anlamış. O zaman neydi Türkiye’nin oryantasyonu denilen şey? Millî Şeflik, Nazi yanlılığı ve dünyanın bir ucundaki Amerika’nın himâyesine girme hevesi” (Berkes, age. s. 336)! Hâlbuki Rusların istediği Mustafa Kemal Paşa’nın dönemindeki gibi ilişkilerin sürmesiydi.

Berkes’in belirttiğine göre, “Ağustos l946’da, Demokrat Parti’nin kurucularından Prof. Fuat Köprülü de verdiği bir demeçte, Türkiye için bir dış tehlike olmadığını, hükümetin iktidarda kalmak için bunu yaydığını söyleyince bütün cinler ayağa kalkar!” Köprülü haklıdır çünkü 1945 Temmuz ayında Potsdam Konferansı sırasında İngiltere’de yapılan seçimleri, Churchill gibi ününün doruğundaki bir insan kaybetmişti (Berkes, age. s.318)!

İşin esası şudur: İsmet Paşa iktidarı ABD’ye iltihakta kararlıydı ve bunun için de bir ‘Kızıl Tehlike’ olduğuna millet inandırılmalıydı! Nitekim, bu amaçla, CHP’nin kışkırttığı ve örgütlediği 10.000 kişilik bir kalabalığa ulaşan üniversite öğrencileri 4 Aralık 1945 günü, ellerinde bayraklar olduğu hâlde önce sol kitaplar satan ABC Kitapevi’ni, daha sonra Zekeriya Sertel’in Tan gazetesi’ni yerle bir edeceklerdir!

Berkes’in belirttiğine göre, Mareşal Fevzi Çakmak’a varana kadar birçok insan ‘Kızıllıkla’ suçlanacaktır (Age. s. 369)!

‘Asıl tehlike olan’ Amerika, vesayetini pekiştirirken, bu sözde ‘Kızıl Tehlike’ Demokrat Parti iktidarının da temel siyasî sloganı olacaktır!

Prof. Niyazi Berkes, “Millî Şef’in tuttuğu yolun Türkiye’yi Amerika uydusu yaptığını” ısrarla vurguluyor! Ne var ki, bu gerçeklerin müthiş bir karartma ile üstü örtülmüş ve Atatürk öldükten sonraki politikaların aklanması için “Atatürk-İnönü birbirinin devamı” sloganı işlenerek aydınlar da buna inandırılmıştır.

Türkiye emperyalist vesayetten kurtulmadıkça ayağa kalkması ve bütünlüğünü koruması mümkün değildir. Bu mücadelede yegâne yol göstericimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. O’nun yanına, emperyalistlerle işbirliği yapanların eklenmesi bu mücadeleye sadece kan kaybettirir.

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık