• 22 Ağustos 2019, Perşembe 16:38
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

İNÖNÜ’NÜN HATIRALARI ! (4)

İnönü Vakfı'nın  yayınladığı İsmet İnönü'nün hatıralarında, Celâl Bayar ve Yeşil Ordu ilişkisi hakkında da ilginç notlar var. Buna değinmeden önce Yeşil Ordu hakkında biraz bilgi verelim. 
İstiklâl Harbi sırasında Mustafa Kemâl Paşa sadece, Saray ve çevresiyle ve  mandacılarla uğraşmamış; ülkede Sovyet Rusya'daki gibi bir yönetim kurmakla işlerin yoluna gireceğine inanan hayâlperestlerle de mücadele etmiştir. Kabul etmek gerekir ki, bir yandan Rus Hükümetinin dostluğunu kazanmak için uğraşırken, bir yandan da, Rusya'yı darıltmadan ülke içindeki, Rusya'daki gibi bir yönetim kurmak heveslileri ile uğraşmak kolay bir iş değildir. 
Ali Fuat Paşa'nın Mustafa Kemâl Paşa'ya, Rusya yanlısı Komünist hareketler konusunda gönderdiği, 14 Eylül 1920 tarihli bir telgrafa karşı, Mustafa Kemâl Paşa'nın çektiği uzun bir telgrafta yaptığı, aşağıda bir özetini verdiğimiz tahlil, olayları okumadaki üstün zekâsını ve yüksek devlet adamı vasıflarını da ortaya koymaktadır: 
“….İzahatımdan anlaşılmıştır ki, kayıtsız şartsız Rus bağlılığı demek olan dahildeki komünizm teşkilâtı gaye itibariyle tamamen bizim aleyhimizedir. Gizli komünizm teşkilâtını her surette tevkif ve tedip etmek (etkisiz kılmak) mecburiyetindeyiz. Meclis'te ahiren meydana çıkan halk zümresi bizim tanıdığımız arkadaşlardır. Bunlar memlekette bir içtimaî inkılâbın kısmen olması lüzumuna inananlardır. Bu teşebbüsün tehlikesini kavrayamamaktadırlar. Hükümetten ayrı bir zümre yapmaktan vazgeçirmek istedik; mümkün olamadı. Fakat şimdi halkçılık programı altında hükümetçe bir  program kabul ettik. Halk zümresi kendiliğinden dağılmış gibidir. Hacı  Şükrü Bey gibi birçok arkadaşlar gizli bir tarzda başladıkları Yeşil Ordu Teşkilâtı ile oynadılar.  Bunu durdurmalarını kendilerine ihtar  ettim. Kendi arzularını kolaylıkla kabul ettirmek isteyen birtakım kimseler hilekârane bir surette komünizm ve saire teşkilâtına taraftar olduğumu daima yayıyorlar. Fakat yanlıştır.(…) Mustafa Suphi yoldaşa da yazdığım üzere, ne yapılacak ise hükümet vasıtasıyla yapmaktır. Bittabî ki, Komünizm ve Bolşevizm aleyhine alenen aleyhtarlığı muvafık görmem” (Ali Fuat Paşa, “Millî Mücadele Hatıraları”, s. 538).
Nitekim, Mustafa Kemâl Paşa, dışardan ve içeriden desteklerle gelişmekte olan bu cereyanın, millî davaya zarar vermesini önlemek amacıyla, kendi kontrolünde bir Komünist Fırkası kurduracak ve Millî Hükümet gerekli güce ulaştıktan sonra da kapatacaktır. 
O yıllarda, Rusya'daki gibi bir yönetimin ülkemizde de kurulmasını isteyenler vardı.  Bunun millî davaya vereceği zarar düşünülemiyordu. Hâlbuki, İngilizler ve İstanbul Hükümeti, Ankara'daki Millî Hükümeti Bolşeviklikle suçlamaktaydı! Bu menfi propaganda etkili oluyordu. 
Ne yazık ki, ülkemizin içinde bulunduğu durumu değerlendiremeyen aynı hayâlperest zihniyet, İstiklâl Harbi'nin kazanılmasından sonra da bu hayâl yoluculuğunu sürdürecektir!
İnönü'nün hatıralarından, başlangıçta Celâl Bayar'ın da Yeşil Orducularla birlikte hareket ettiğini öğreniyoruz. Bu konuda İnönü hatıralarında şunları yazmış: “Mustafa Kemâl Yeşil Ordu'nun teşekkül ettiğini haber aldığı zaman bunu derhâl kaldırmak için çok uğraşmıştır. Bu hareketlerin içinde sergüzeşt sahibi insanlar bulunduğu gibi, çok iyi niyetli insanlar da vardı. Celâl Bey de bu hareketlere dahildi. Celâl Bey'in böyle teşebbüslerden, Halk İştirakiyun Fırkası'ndan kurtulup,  Atatürk'e itimat veren yeni bir hüviyetle ve gayretle sokulup, çalışması ayrı bir merhaledir. Ben cephedeydim. Atatürk'ten bir mesaj aldım. Bana diyordu ki, “Celâl Bey vekil olacaktır. Fakat kendisi bildiğin Celâl Bey değildir. Büsbütün değişmiştir. Şimdi yakın arkadaşımızdır.  Olup bitenler kapanmıştır”  (“Hatıralar”, s. 216).
Metindeki kararttığımız ifadeden, İnönü'nün Bayar hakkında pek de iyi duygulara sahip olmadığı anlaşılıyor! 
İsmet Paşa'nın Balkan Harbi'nin kaybı konusundaki düşünceleri de önemli. Bu konuda şunları söylüyor:  “Balkan Harbi'nin kaybedilmesinin sebeplerinin başında hiç şüphe yok ki, kumandanlar gelir (Bizim notumuz: İttihatçı ve Hürriyet ve İtilâfçı çekişmesini kast ediyor). Fakat, Balkan yenilgisinde, Yemen isyanının da büyük tesiri olmuştur. Her gün bir Balkan Harbi çıkacak diye ateş üzerinde durduğumuz bir zamanda, Yemen'e otuz beş-otuz altı taburdan mürekkep bir ordu gönderildi. Hastalıktan, iklimden ve çarpışmalardan eriyen bu kuvvet Balkan Harbi ordularından hangisine eklenmiş olsaydı, harbi kaybetmezdik” (“Hatıralar”, s. 79).
Gerçekten de Balkan Harbi, bizim son yüzyıllarda yaşadığımız en büyük travmadır.  Balkan Harbi'nde yaşadığımız ağır yenilginin ve 500 yıl Türklüğe vatan olmuş o toprakların kaybının asıl sebebi,  II. Meşrutiyet'in ilânından sonra yaşanan çılgın bir özgürlük furyasının sonucu olarak, milletin İttihat ve Terakkici-Hürriyet ve İtilâfçı olarak ikiye bölünmesi ve bunun Orduya da yansımasıdır!  
İsmet Paşa hatıralarında, I. Dünya Harbi'ne katılması için Bulgarlara rüşvet olarak verilen vatan topraklarından da söz etmiş. İttihatçıların bu vahim hatası genellikle geçiştirilen, kimsenin üzerinde durmadığı bir konudur. Bunu biz ilk kez Şevket Süreyya'nın şu satırlarından öğrenmiştik:   “Bulgarlar da, Almanların yanında harbe girecektir. Fakat, Bulgarları buna ikna etmek için, Almanların baskısıyla, Meriç'in 25-30 kilometre kadar batısından geçen sınırımızdaki topraklar Bulgarlara terk edilecektir” (“Tek Adam”, Cilt I, s. 197)!
“Terk edilen topraklar 4 bin kilometrekaredir” (“Enver Paşa”, Cilt III, s. 417)!
Bu pek bilinmeyen konuya, İsmet Paşa hatıralarında şöyle yer vermiş: “Bulgarların Garbî Trakya'ya girmeleri Balkan Harbi sulhundan sonra başladı. Kısa bir süre sonra dünya harbi patladı. Biz, bilindiği üzere merkezî devletlerle harbe girdik. Bulgarların bizim tarafımızda harbe iştiraki için yapılan pazarlıkta Bulgar hududu meselesi tekrar ortaya çıktı ve Edirne'nin batısındaki Garbi Trakya topraklarımız Bulgarlarla yapılan pazarlığın temeli oldu. Neticede Dimetoka'yı ve Edirne'nin hinterlandını Bulgarlara bırakarak,  aramızda Meriç boyundan geçen bir hudut çizilmesini kararlaştırdık” (“Hatıralar”, S. 337)!
İsmet Paşa da I. Dünya Harbi'ne girmek zorunda olmadığımız kanaatindedir. Hatıralarında, bizi bu harbe sürükleyen İttihatçılar için şunları söylemiş: “Yalnız tecrübeleri değil, kabiliyetleri de yoktu! Benim kanaatime göre, I. Dünya Harbi'ne girmemek mümkündü.  Onlar (İttihatçı kadro) bizim bugünkü anlayışımızda olsalardı, harbe girmezdik.  Yalnız askerlik açısından bakınca, Birinci Cihan Harbi'ne girişimizin müdafaa edilecek hiçbir tarafı yoktur. Biz Cihan Harbine, harp müttefikimiz tarafından kaybolduktan sonra girmişizdir. Anlayışlı bir insan bunu görebilirdi.”
İnönü'nün şu sözleri de önemli: “Mustafa Kemâl Paşa, Çanakkale Muharebelerini yapmış, her yerde muharebe etmiş, muzaffer olmuş bir kumandan olarak döndü. Millet nazarında itibar kazanmış arkadaşları vardı. Bunların hepsi iyi ama, değerli kumandanlar, tecrübeli kumandanlar yetişecek diye, kaybolmuş bir Cihan Harbi'ne girilmezdi” (“Hatıralar”, s. 136)!
Hâlbuki, bugün, bazı siyasetçiler ve aydınlar, 'Çanakkale Savaşlarının İstiklâl Harbimizin önsözü olduğunu' iddia edebilecek kadar basiretsiz konuşmalar yapabilmektedirler!  Gerçek şudur ki, biz I. Dünya Harbi'ne girmek zorunda değildik.  İttihatçıların basiretsizliği yüzünden bu harbe girdik ve o büyük yıkımı yaşadık! 
Birinci Dünya Harbi'ne girmeseydik, Çanakkale Savaşları olmayacağı gibi, bir İstiklâl Harbi vermek zorunda da kalmayacaktık.
 İsmet Paşa, ülkemizi Almanya'nın yanında harbe sokan 2 Ağustos 1914 tarihli ittifak Antlaşması hakkında da şunları söylüyor:  “Almanya'nın Harp ilân ettiği gün, İstanbul'da Türkiye-Almanya arasında  bir ittifak antlaşması imzalanmıştır.  Bu ittifak antlaşmasını biz hiçbir yerde bulamadık. Herkesin bilip şikâyet ettiği gibi, bu ittifakın imzasından kabine azalarının dahi haberleri yoktu. Bizim anayasaya (1924 Anayasası) 'Harp ilânı Büyük Millet Meclisi'nin yetkisindedir' hükmü bu dersler neticesinde konuldu” (“Hatıralar”,   93)!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık