• 27 Şubat 2020, Perşembe 17:05
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

İKTİDARIN SURİYE POLİTİKASI İFLÂS ETTİ !

İktidara çok yakın bir gazete olan Hürriyet'te yazan Sedat Ergin, 22 Şubat tarihli yazısında şu önemli analizi yapmış: “Önümüzdeki tabloda Türkiye ile Rusya'nın sahada açıkça karşı karşıya geldiklerini, hattâ çatıştıklarını görüyoruz. Rus tarafının aktarımına göre, Suriyeli silâhlı muhalif gruplar, TSK'nın ateş desteğinde harekâta başlamakta, Suriye ordusu zora düşünce yardımına Rus savaş uçakları yetişmektedir. Sonuçta, çatışmanın akışı içinde Türkiye ile Rusya iki hasım olarak birbirine cephe almaktadır. (….) İşte böyle bir ortamda Türkiye'nin, hava savunması için ABD'den Patriot bataryaları istemiş olması, İdlib'de madalyonun diğer yüzünü gösteriyor. Benzer şekilde NATO'dan da hava savunması desteği talep edilmiştir. Yakın zamanda Rusya ile muazzam bir yakınlaşmaya giren, bu ülkeden Batı'yı kızdırmak pahasına savunma sistemleri satın alan Türkiye, gelinen noktada, idlib krizinde, Rusya'yı karşısında bulmaktadır! Böyle olunca, destek için ABD'nin ve NATO'daki Avrupalı müttefiklerinin kapısını çalmaktadır. Bir başka düşündürücü gelişme Birleşmiş Milletler'de yaşanmıştır. Geçen Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi'nde yapılan görüşmelerde Türkiye ateşkes beklentisinde bütün Batılı ülkeleri yanında, Rusya'yı ise karşısında bulmuştur. Toplantı sonunda, çıkartılmak istenen ateşkes çağrısının yer alacağı bir Güvenlik Konseyi açıklaması, çoğunluğun desteğine rağmen Rusya'nın vetosu ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin de Rusya'nın yanında yer alması üzerine hayata geçirilememiştir!”
  Batı'nın, 1950'lerden sonra giderek artan vesayeti, iktidarın Avrasya ülkelerine yaklaşımı ve kurulan stratejik ilişkilerle bir nebze olsun dengelenmekteydi.  Ne yazık ki,  milletimizin büyük bir çoğunluğunun desteklemediği Suriye politikası, sonunda, Rusya ve Çin'le ilişkilerimizi de bozmayı başarmıştır! Geçen yıl Rusya'dan, 7 milyon turistin ülkemizi ziyarete geldiğini,  bu ülkeyle ticaretimizin büyük bir potansiyele sahip olduğunu; ayrıca S-400 Savunma füze Sistemleri, Nükleer Santral, Türk Akım gibi önemli projelerin realize edildiğini ve Amerika'nın vermekte nazlandığı F-35 uçaklarının yerine; Rusya'dan, F-35'lerden çok daha yetenekli SU-35 uçaklarının alınmasının düşünüldüğünü hatırlatırız! 
   Bu sütunlarda,  iktidarın Avrasya ile yakınlaşmasını öven onlarca yazı yazdık.  Ancak, iktidarın bu siyasetinin konjonktürel olduğunu belirterek,  aslında Avrasya siyasetini, Atatürk'ün partisi olduğunu iddia eden CHP'nin sahiplenmesi gerektiğini vurgulamıştık! 
  İktidarın  'sonuçlarını hesap etmeden', Suriye'deki inatçı siyasetini sürdürmekte kararlı olduğu görülüyor. Ana Muhalefet ise, Suriye konusunda kuvvetli uyarılar yapmakla birlikte, henüz bir Avrasya vurgusu yapmaktan oldukça uzak!
 Millî Savunma Bakanımız sayın Hulusi Akar, CNN Türk'te katıldığı bir programda, şu açıklamayı yapıyor:  “Bizim Rusya ile karşı kaşıya gelmek gibi ne niyetimiz ne maksadımız var. Böyle bir şey asla söz konusu değil.  Bunun olmaması için elimizden gelen her  türlü gayreti gösterdik,  göstermeye de devam edeceğiz. Bizim için oradaki bütün mesele rejimin  ateşkese uyması. Rejimin saldırılarının durması. Rejimin katliamını kesmesi.”
Sayın Hulusi Akar Rusya ile karşı karşıya gelmeyeceğimizi ifade ediyor ama, sahadaki durum farklı. Her an bir çatışma gerçekleşebilir. Batılı 'dostlarımızın' da bekledikleri budur!
Türkiye'nin Avrasya Açılımı Batılı dostlarımızı oldukça ürkütmüştü. İdlib'de ipler gerilince, Türkiye'nin yine onlara avuç açacağı beklentisi içine girdiler. Ne yazık ki, iktidar, yeniden başa dönecek olmamızın nasıl bir vahamet olduğunu nedense bir türlü göremiyor!
 Ne yazık ki, yandaş yazarlar arasında, iktidara yol gösterecek, ışık tutacak pek fazla isim de kalmadı. Nitekim, Hürriyet'te Mehmet Soysal hâlâ şunları yazabiliyor ki, yazdıkları âdeta yangına körükle gitmekten farksız: “PKK terör örgütüne yılardan beri Bekaa Vadisinde her türlü yardımı Suriye, yani baba Hafız Esad yapıyordu.  Ve oğlu Esad da bir noktaya kadar buna dahildi.  Rusya'nın kurdurduğu ve yıllarca yönettiği PKK'yı ABD tasfiye edip, APO'yu paketleyip biz verdikten sonra, örgütü kendilerine bağlı kadrolarla yönetmeye başlamıştır. Esad ile Türkiye artık ne görüşecek?”
Zihniyet ne yazık ki bu!  Peki, biz de geçmişteki Suriye ilişkilerinden bahsedelim mi? Meselâ, Atatürk'ün federasyon kurmayı tasarladığı Suriye'yi,  Adnan Menderes'in 1955 yılında, bir Amerikan-İngiliz Projesi olan Bağdat Paktı'na katılmadığı için, işgal etmekle tehdit ettiğini hatırlatalım mı?  Suriye sınırımıza mayın döşenmesi bu olaydan sonra gerçekleşmiştir.  Ve yine Suriye bu olaydan sonra Rusya'ya yaklaşmıştır!
  Eski defterleri açmak kimseye bir şey kazandırmaz.  Bu nedenle, Esad'ın PKK'ya verdiği desteği hatırlatmak yerine, 1998 Adana Mutabakatını niçin işletmediğimiz sorgulanmalı ve bu mutabakatın imzalanmasından sonra, Suriye ile aramızda nasıl bir dostluk ilişkisinin gerçekleştiği  ve bu dostluğun 2011 yılından sonra, nasıl ve niçin bozulduğu araştırılmalıdır.
 Burada hemen şunu da hatırlatalım: Suriye Devleti ile Atatürk'ün kurduğu ilişkiler sürdürülseydi; Türkiye Batı kampına iltihak etmeyerek, Bölge devletleriyle ilişkilerini güçlendirseydi, ne Suriye Rusya'ya bu kadar yakınlaşır ve ne de PKK'nın Suriye'de hayat bulması söz konusu olurdu. Bugün görünürde Amerika ve Rusya'ya karşı oldukları izlenimi veren bazı çevreler,  Rusya'nın da PKK'ya destek verdiğinden, Rusya'nın Akdeniz'e inmek emelinin gerçekleştiğinden söz ediyorlar ve bunu bir tehlike gibi gösteriyorlar. Bu Beylerin, Amerika'nın PKK/PYD'ye verdiği destekten ve Akdeniz'deki varlığından belli ki, bir rahatsızlıkları yok! Bu bal gibi Atlantikçilik değil midir? Evet, Rusya Akdeniz'e inmiştir ve iyi de etmiştir.  Bunu dile getirenler,  Akdeniz'de cirit atan Amerika'ya karşı Rusya'nın bir denge unsuru olacağını ya göremiyorlar ya da görülmesini istemiyorlar!
 Rusya'nın PKK'ya verdiği desteğe gelince: Rusya PKK'ya, başta Amerika olmak üzere, Batılı 'dostlarımız' gibi açık bir destek vermiyor. Bunlar, PKK'nın Moskova'da büro açmasını dillerine dolamışlar. Moskova'daki PKK bürosu nedeniyle Rusya hakkında kuşkular yaratmaya çalışan gizli Atlantikçilere şunu hatırlatalım ki, eğer ülkemiz, 1940'ların sonunda Batı ittifakına katılmayarak, Rusya ile dostluğunu sürdürmüş olsaydı, başımızda bir PKK belâsı olmazdı. Rusya dostlarına Batı kadar vefasız değildir! Atatürk Döneminde kurulan Türkiye-Rusya dostluğunun ülkemize neler kazandırdığını zaman zaman bu sütunlarda hatırlatıyoruz. Batı İttifakı içinde yaşadığımız facialar ise meydandadır ki, bunları da zaman zaman yazıyoruz.          1952'de NATO'ya girdikten sonra içimizde kurdukları Derin NATO'nun bir unsuru olan FETÖ belâsını daha tam olarak atlatamadık. 1980'den önce yaşanan Sağ-Sol çatışması da bu Derin NATO'nun bir organizasyonuydu. Keza ülkemizin üretim ekonomisinden kopartılarak, 'dünyaya entegre olmak' adına,  'Serbest Piyasa' masalıyla Batı'nın insafsız sömürüsüne açık bir duruma getirilmesi, bunca dış borç, yüksek işsizlik oranları, hayat pahalılığı Batı'ya madden ve manen teslim oluşumuzun sonucu değil midir? Rusya başta olmak üzere, Avrasya ülkeleri ile kurulan yakın ilişkilerden sonra, Batılı 'dostlarımızı' pek memnun eden Suriye'deki yanlış politikamız nedeniyle, Suriye'de Rusya ile karşı karşıya gelmiş bir durumdayız. 
Nedim Şenel'in 21 Şubat tarihli Hürriyet'te yayımlanan, “Amerika'nın 10 Yıllık Türkiye Plânı” yazısı mutlaka okunmalıdır. Türkiye, Batılı 'dostlarının' bölgemizdeki kaos senaryolarını ancak başta Rusya olmak üzere Bölge Devletleriyle işbirliği yaparak önleyebilir. Eğer Amerika ve  AB'den medet umarsak vay geldi başımıza!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık