• 18 Nisan 2019, Perşembe 16:55
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

II. ABDÜLHAMİD'İN RUSYA'YLA DOSTLUK POLİTİKASI (1)

Günümüzde, Avrasya Ülkeleri ile ilişkilerimizi güçlendirmeyi savunanlarla, Atlantikçilerin çatışmasına şahit oluyoruz. Bu bakımdan, Batı ve Rusya ile, yakın tarihimizdeki ilişkilerimize göz atmanın faydalı olacağını düşündük.
Sultan Abdülhamid Döneminin iki büyük emperyalist devleti olan İngiltere ve Fransa'nın en büyük korkuları, Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya yaklaşmasıydı. İki devlet; var güçleriyle bunu önlemeye çalışmışlardır. Ne var ki, diplomasi ustası Sultan Abdülhamid, bu iki emperyalist devletin politikalarını etkisiz kılmayı başaracaktır! 
Sultan Abdülhamid, her ne kadar, Veliahdlık döneminde İngiltere'ye yakın durmuşsa da, bu bir politika kurnazlığıydı. O,  İngiltere'ye hiçbir zaman güvenmemiştir. 
31 Ağustos 1876'da tahta çıkan Sultan Abdülhamid,  Rusya ile harbe de karşı çıkmıştı. Müzakerelerin sürdürülmesini istiyordu. Fakat, başta Sadrazam Mithat Paşa olmak üzere,  Darbeci Paşalar harp yanlısıydılar.  Neticede onların dediği oldu ve 1877-1878 Türk-Rus Harbi'nin (24 Nisan 1877-13 Ocak 1878) ağır sonuçlarıyla karşılaştık. Dramatik olan ise, bu harbin sonundaki kayıpların Sultan Abdülhamid'e mâl edilmesidir! 
Ruslarla yapılan Ayastefonos Antlaşmasını çıkarlarına aykırı bulan İngiltere'nin araya girmesi ile, Berlin Konferansı toplanır ve 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşmasında özetle, şu kararlar alınır:
 Romanya, Sırbistan, Karadağ bağımsız oluyorlardı. Tuna deltasındaki adalarla, Dobruca toprakları ve Tolçi kazası Romanya'ya veriliyor; Niş ve Pirot Sırbistan'a ekleniyor; Karadağ'a da bazı arazî parçaları terk ediliyordu. Bulgaristan, Ayastefanos Antlaşmasına göre, daha dar bir prenslik hâline getiriliyordu. Edirne vilâyeti sınırlarına kadar gelen arazî, “Şarkî Rumeli Vilâyeti” adıyla, hukuken Osmanlı hâkimiyetine ve idareten Bulgaristan'a bırakılıyordu. Manastır ve Kosova vilâyetleri Türkiye'ye bırakılıyordu. O zamana kadar fiilen Osmanlı idaresinde bulunan Bosna-Hersek vilâyeti Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na geçiyordu. Türkiye'ye şeklen bir hükümranlık hakkı tanınıyordu. Girit Adası Osmanlılara bırakılmakla birlikte, orada 1868 anlaşması ile kabul edilen iç ıslahatın yapılması taahhüt ediliyordu. Fakat hiç hesapta olmadığı hâlde, Yunanistan'a Teselya sınırlarında arazi terk ediliyordu. Kars, Ardahan ve Batum sancakları Rusya'ya bırakılıyordu. Ancak daha önce Ruslara verilen Doğu Beyazıt ve Eleşkirt bölgeleri Türkiye'de kalıyordu. Kutur ve civarı İranlılara veriliyordu. Bunlardan başka Osmanlı Devleti, Kıbrıs Adasını bazı hakları mahfuz kalmak kaydıyla İngiltere'ye devrediyordu. Türkiye, Rusya'ya 802 Milyon Beş Yüz Bin Frank tazminat ödeyecekti. Osmanlı bu tazminatı ödeyemediği için Batum, Kars ve Ardahan Ruslarda kaldı (Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa, Cilt I, s.88, Cilt III, s. 394).
Berlin Antlaşmasıyla, ilk defa Ermeni davası da ortaya çıkıyordu. Ermenilerle meskûn vilâyetlerde vakit kaybetmeden ıslahata girişileceği sözü veriliyordu. Hâlbuki, Rusya ve Avrupalı Devletlerle müzakere yoluna gidilseydi her şey çok farklı olabilirdi. 
ABDÜLHAMİD'İN RUSYA'YA YÖNELMESİ
İngiltere'nin, 1880 yılında Osmanlı'ya çok ağır bir nota vererek, Berlin Antlaşmasında öngörülen Ermeni reformunun derhal başlatılmasını istemesi üzerine, Padişah II. Abdülhamid, Rus dostluğunu aramaya yönelecektir. 
Bu konuda Doğan Avcıoğlu bize şu bilgileri veriyor: “İngiltere dostluğu ile işe başlayan Abdülhamid, Kıbrıs ve Mısır'ı yutan İngiltere'nin Rusya'ya karşı, Türkiye'yi korumak şöyle dursun, Ermeni özerkliği, Bulgar genişlemesi ve Arabistan'ı el geçirme hazırlıkları içinde olduğunu görmesi nedeniyle, Türkiye'yi parçalama yolunda olduğunu anlamıştı. Bu bakımdan,  Şair Eşref'in deyimi ile, 'Mısır'ın elde koçanının kalışı' olayının yanı sıra, Bulgaristan olayı çarpıcı bir örnektir: Bulgaristan Rusya'nın çabaları ile özerklik kazanır. Fakat 1884'te, İngiltere yeşil ışık yaktığından, Rusya ve Türkiye'nin karşı çıkmasına rağmen, Bulgaristan Doğu Rumeli'yi işgal eder. Osmanlı vâlisini yakalayıp hapseder ve Doğu Rumeli'nin Bulgaristan ile birleştiğini ilân eder. 1887'de, Osmanlı'nın onayı alınması gerekirken, bu yapılmadan, Avusturya ordusu subaylarından Ferdinand, Bulgar Prensi seçilir. Avusturya, İtalya ve İngiltere, Türkiye ve Rusya'nın bu oldubittilere karşı çıkmasından, hattâ, Türkiye'nin Rusya'ya haklarını terk etmesinden kuşkuludurlar. Buna karşı, aralarında 'Doğu Üç Taraflı İttifakı' adı verilen bir anlaşma imzalarlar. 
Bu anlaşmanın 5. maddesi ilginçtir: “Türkiye, Bulgaristan'daki egemenlik haklarını başka bir devlete ne terk edebilir, ne de ona bu yolla vekâlet verebilir. Anlaşmalarla Boğazların bekçiliğiyle görevlendirilmiş olan Türkiye, Küçük Asya'daki egemenlik haklarından hiçbir kısmını başka bir devlete terk edemez ya da bu yolda ona vekâlet veremez” Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1078).
Burada Rusya'nın kast edildiği açıktır. İngiltere; Osmanlı'nın Rusya ile anlaşmasından korkmaktadır!  
Doğan Avcıoğlu'na göre, bir dış politika kurdu olan Abdülhamid, Emperyalist İngiltere'nin amaçlarını ve Rusya'nın hassasiyetlerini tahmin edebiliyor ve politikasını ona göre tespit ediyordu.  Kıbrıs'ı ve Mısır'ı yutan İngiltere'nin, Rusya'ya karşı Türkiye'yi korumak şöyle dursun, Ermeni özerkliği, Bulgar genişlemesi ve Arabistan'ı ele geçirme hazırlıklarına başlama olayları dolayısıyla, Türkiye'yi parçalama yolunda olduğunu anlayan Sultan Abdülhamid, Rus dostluğunu aramaya yönelir (Avcıoğlu, age. s.1078).
Avcıoğlu'nun belirttiğine göre,  Paris Büyükelçisi Salih Münir Paşa, Abdülhamid'e gönderdiği bir raporda şu önemli tespitleri yapmaktadır:
 “İngiltere'nin Ermenilerin emel ve isteklerini alkışlar ve onları destekler bir politika gütmesinin nedenine gelince, ortaya bir Ermenistan sorunu çıkarıp, Avrupa'nın kararıyla, Rusya sınırı yakınlarında bir Ermenistan Beyliği ya da yarı bağımsız bir Ermeni ili kurulacak olursa, Rusya Ermenilerinin de millî duyguları coşarak, Rusya'nın böğründe rahatsız edici bir çıban olacaktır” (Avcıoğlu, age. s. 1075)!
Osmanlı diplomatlarının dünyayı nasıl takip ettiklerini görüyor musunuz? 
Bu, Atatürk Dönemi diplomatlarında da böyleydi!
Çarlık Rusya'sı, 1890'lardan itibaren Boğazlar, Balkanlar ve Ermenistan ile uğraşmayı bırakarak Sibirya'ya yönelmiştir. Artık Rusya; ne Ermenileri ve ne de Makedonya'da Sırp, Bulgar ve Rum çetelerini Türkiye'ye karşı kışkırtır. Tam aksine, Balkan devletlerini frenler, statükoyu bozucu her eyleme karşı çıkar. İstanbul ve Boğazları ele geçirmek heveslerinden, gücünün yetmeyeceğini görerek vazgeçer. Bu sayede Osmanlı İmparatorluğu, Balkan Savaşı'na kadar Rus baskısından kurtulur. Abdülhamid bir hayli rahatlar. O kadar ki, Hikmet Bayur'un yazdığına göre, 'İttihat ve Terakki Partisi, Abdülhamid'i Çar'ın bir çeşit adamı' saymaktadır  (Doğan Avcıoğlu, age.  s. 39)!
Bu Osmanlı-Rus yakınlaşması İngiltere'yi ürkütmüştür. İşte;  İngiltere, İtalya ve Avusturya arasındaki 'Doğu Üç Taraflı İttifakı' anlaşması bu telâşın eseridir. 
İngiltere; 'Türkiye'yi Türkiye'ye rağmen korumak' amacını güden bu anlaşma için, Türkiye'nin işbirliğini ister! Eğer, Türkiye işbirliği yapmaz; oldubittileri düzeltmek isterse, bunu gayrimeşrû sayan antlaşmanın sekizinci maddesinin yaptırımı hazırdır: 
“Bâbıâli'nin hareketleri, yukarıdaki gayrimeşrû girişimlerle bir ortaklık ve onlara uygunluk niteliğini kazanırsa, Üç devlet, Osmanlı topraklarından uygun görecekleri yerleri geçici olarak işgal edeceklerdir!”
Durum budur! Ancak ne var ki, görünmeyen bir el, 'İngiltere Dost-Rusya Düşman'  anlayışını bu ülkenin okumuşlarına benimsetmeyi başaracaktır!
 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık