• 27 Ağustos 2018, Pazartesi 9:38
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

HOŞ GELDİN EKOMİK KRİZ! (1)
 Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılında iktidara geldiğinde, bu sütunlarda yazdığımız bir yazıda mealen şöyle bir değerlendirme yapmıştık: “Millî bir ekonomi modelleri yok! Bunlar da Kemal Derviş'in çizdiği yol haritasını takip edecekler. O nedenle, Batı'ya olan bağımlılığımız ve Batı Kapitalizminin vahşi sömürüsü devam edecek!”
Bu iktidar, 'Özel güzeldir' saplantısıyla, Cumhuriyetimizin incileri olan sanayi kuruluşlarımızı 'Babalar gibi' sattı. Hatırlar mısınız Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın şu sözlerini: “Babalar gibi satarım. Ne banka bırakacağız, ne fabrika, ne de işletme. Liman da bırakmayacağız. Hepsini satacağız, kim karışır arkadaş!”
İşte bu anlayışla, yok pahasına özelleştirildi o güzide kamu işletmeleri! Peki, ekonomi düzeldi mi?
Bunun cevabı bugün yaşamakta olduğumuz Ekonomik Krizdir.
Peki, neden böyle oldu? Çünkü, 2001 yılında yaşadığımız çok ağır bir ekonomik krizden sonra, işlerin kısmen yoluna koyulduğu şartlarda tek başına iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, Tüketim Ekonomisini dış borçla çevirmeyi sürdürdü! Hâlbuki, üretime önem veren bir ekonomi siyaseti takip edilseydi şimdi bu düzeyde bir ekonomik krizin içinde olmazdık.
Bir zamanlar dünyanın tarım ürünleri bakımından kendi kendine yeten az sayıda ülkesinden biri olan ülkemiz bugün en temel tarım ürünlerini bile ithal etmektedir! Hayvancılığımızın durumu daha da perişandır. Meralarımız boş dururken, Arjantin'den, Sırbistan'a kadar canlı hayvan ve karkas et ithal ediyoruz ve devlet baştan ayağa israfa batmış bir durumdadır!
Devlet de, millet de borç batağında! 2003 yılında 6 milyar lira olan tüketici kredileri 510 milyar liraya yükselmiş! Ekonomist Bartu Soral'dan not etmişiz. AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılından önceki 14 yılın Dış Ticaret Açığı yuvarlak hesap 190 milyar dolar. Bu tarihten sonraki 14 yılın toplam Dış Ticaret Açığı ise yaklaşık bir trilyon dolar! 2017 İHRACATIMIZ 157 milyar dolar; İTHALÂTIMIZ ise 234 milyar dolar! Bir türlü ayağımızı yorganımıza göre uzatmayı beceremiyoruz. Bu yıl ekonomiyi çevirmek için yaklaşık 230 milyar dolara ihtiyacımız var!
AKP 'Biz daha iyi yaparız' diye iktidara geldi. Fakat sonuç meydandadır!
Her şey rağmen -bugüne kadar yaşadıklarımızdan ders alınırsa-, bu ekonomik krizi bir fırsata dönüştürme imkânının olduğu da muhakkak. Evet, Türkiye bu krizi fırsata dönüştürebilir. Amerikan ambargosuna karşı Almanya bile bizim yanımızda! İran ve Irak başta olmak üzere, Rusya, Çin, Azerbaycan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri zaten yanımızda! Bu ülkelerle ekonomik ilişkilerimizi Stratejik Ortaklıklara dönüştürebiliriz. Plânlı Karma Ekonomiye geçebiliriz. Millî menfaatimizin gereği de budur.
Türkiye, Atatürk'ten sonra, ekonomisi dünya ile rekabet edecek bir düzeye gelmeden Serbest Piyasa Ekonomisine geçerek, gelişmiş ülkelerin sömürüsüne açık bir duruma getirilmiştir. Bundan kurtulmanın çaresi, Atatürk döneminde büyük bir başarı ile uygulanan, önceliği ithalata değil, üretime veren, devletin öncülüğünde, Özel Teşebbüsü de seferber eden bir Plânlı Karma Ekonomi modeline geçmektir!
Türkiye için bu bir zorunluluk olmasına rağmen, TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik'in, Sözcü'den Özlem Gürses'e verdiği bir mülâkatta -18 Ocak 2018 tarihli TÜSİAD toplantısında, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı sayın Tuncay Özilhan'ın yaptığı Avrasya vurgusuna aykırı olarak-, Rusya ve Çin'e daha fazla yaklaşmamamızı 'Eksen Kayması' olarak yorumladığı görülüyor (Aydınlık 11 Ağustos 2018)!
Sayın Bilecik'in, “ABD ile ilişkiler her geçen gün biraz daha geriliyor. Aynı anda Rusya ve Çin ile daha yakınlaşıyoruz. Bu yeni dış politikayı nasıl karşılıyorsunuz” sorusuna verdiği cevaba bakar mısınız:
“Doğrusu böyle bir dış politika ekseninin oluşmamış olmasını temenni ediyoruz. Geçmiş yıllarda yaşadığımız eksen kayması tartışmalarının ülkemizi ne kadar zorda bıraktığı ortadadır. Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu geçmişinden bu yana tercihini Batı'nın simgelediği siyasal değerler üzerinden yapmış ve Batı aleminin eşit bir üyesi olmak için yoğun çaba göstermiştir. Bu tarihsel yönelimin bugünkü adresi de AB'ye üyelik süreci de dahil olmak üzere Transatlantik dünyadır (Bizim notumuz: Türkiye'nin baş düşmanı Amerika'yı kast ediyor). Ancak, iktidar ekonomide de, dış politikada da Batı dünyasının kan kaybettiğini düşünüyor. Batı dünyası bugün küresel ekonomik kriz sonrasında ekonomik ve siyasal sorunlar yaşasa da, bu sorunları demokratik yöntemlerle, sosyal refah ve ekonomik dinamizm gibi olguların hiçbirini diğerine feda edemeyen bir birikimle aşma potansiyeline ve iradesine sahiptir. Rusya'da ve Çin'de böyle bir siyasal çıpayı henüz göremiyoruz. Türkiye'nin başta komşu ve bölge ülkeleriyle ilişkilerinin gelişmesi son derece doğaldır ancak bunun ait olduğumuz dünyaya bir alternatif olduğunu değil, bunun bir tamamlayıcısı olduğunu düşünmek istiyoruz!”
TÜSİAD Başkanı “Rusya ve Çin'e fazla özenmeyelim; Batı ile ve Atlantik Ötesi ile beraber olalım” demek istiyor! Fakat, ülkemizin başta gelen jeopolitik uzmanlarından olan Amiral Soner Polat'ın değerlendirmesi oldukça farklı. Sayın Polat şu önemli hatırlatmayı yapıyor: “Türkiye'nin Batı dünyasının bir üyesi olması jeopolitiğin her türlü yasasına aykırıdır. Çünkü Türkiye; tarihi, coğrafyası, sosyolojik yapısı ve kültürel dokusu ile bambaşka bir gerçekliktir. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında abartılan Sovyet Tehdidinin de etkisiyle Batı kulübüne üye olmuş ve doğasına aykırı bir topluluk içinde gelecek aramıştır” (Aydınlık, 13 Ağustos 2018).
Sayın Bilecik'in bu değerlendirmesi tam bir Batı hayranı Tanzimat aydını kafasıdır. TÜSİAD Başkanı'nın, Amerika'nın bunca düşmanlığından sonra bile rotası Atlantik ötesi! Büyük Atatürk böyle şaşılacak işlere “Hayret! Hayreti uzmâ” dermiş!
Ne yazık ki, aydınlarımız arasında pek yaygın olan bu kafaya göre, Amerika'yı kızdırmamız doğru değildir. Eskisi gibi, 'Uysal Çocuk' olarak, Amerika'nın istediklerini yerine getirirsek işler düzelir!
Peki, Amerika'yı memnun etmek için ne yapmamız gerekir?
Öncelikle FETÖ'nün devletteki kalıntılarını temizlemekten vazgeçmek; PKK'ya karşı operasyonları durdurmak; Kürt Açılımı'nı yeniden devreye sokmak; S 400'lerden vaz geçmek; Suriye'de Rusya ve İran'la birlikte değil Amerika ile birlikte hareket etmek; Avrasya Açılımı'nda ısrar etmemek; Zinhar Şangay Beşlisi ve BRİCS ülkeleri ile yakınlaşmamak!
Bunlar ve benzeri ABD isteklerini karşılamamız elbetteki mümkün değil. Bunları yapan bir iktidar iktidarda kalamaz. Yani demek oluyor ki, ülkemiz artık bağımsız bir devlet gibi davranmak durumundadır.
Önümüzde, Atatürk Türkiye'si gibi tüm dünyanın gıpta ettiği bir örnek var!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık