• 27 Ocak 2014, Pazartesi 9:52
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

HER ŞEYİ BİRLİKTE YAPTILAR!
 T.C'ye âdeta savaş açan, Kızılay maden suyu şişesinin üzerinden bile 'Türk' kelimesini çıkartan AKP zihniyeti, şimdi, Atatürk'ün kalpaklı resimlerine sığınıyor! Televizyonda, sayın Başbakanın makamındaki kalpaklı Atatürk fotoğrafını görünce şaşırdık. HSYK'nın toplantısına başkanlık eden Adalet Bakanı'nın oturduğu koltuğun arkasındaki duvarda da, neredeyse tavana değecek büyüklükte kalpaklı bir Atatürk fotoğrafı asılıydı iyi mi!17 Aralık Depremi'nden sonraki güç savaşında acaba yeni ittifaklar mı aranıyor? Başbakanın danışmanı, “Orduya kumpas kuruldu” tespitiyle, Atatürkçü ve Ulusalcılara göz kırpmış olmasın! Yoksa, 'Askerî vesayeti yok etmek' adına, yüzlerce emekli ve muvazzaf komutanın, 'darbe' iddiasıyla hapishanelere tıkılmasını alkışlayan zihniyet, 17 Aralık Depremi'nden sonra hukukun üstünlüğünü mü hatırladı? Orduya karşı yürütülen bunca operasyondan sonra, “Ben bu davanın savcısıyım' diyen sayın Başbakan'ın, 14.1.2014 tarihli grup konuşmasında, komutanlar hakkında açılan davaları kast ederek yaptığı şu tespitler de oldukça ilginç: “Bugün artık geçmişteki bazı yargılamaların üzerinde çok büyük soru işaretlerinin oluştuğunu net olarak görüyoruz. Sahte ihbar mektuplarıyla yasa dışı dinlemelerle, sahte delillerle insanların nasıl mahkûm edildiğini bugün çok daha belirgin şekilde görebiliyoruz. Bütün bunlar hukuk, adalet saikiyle, vicdan saikiyle değil, tamamen örgüt saikiyle yapılıyor!” 
Başbakan Cemaati adres gösteriyor fakat, Cemaat de 'kürkü' giymiyor;  Okyanus ötesinden, “Komutanları zindanlara doldurdular. İçim sızlıyor. Elimden gelse hepsini anında dışarı çıkarırım”  açıklaması geliyor!
Tuhaf şey; herkes, yargılamaların âdil olmadığından şikâyetçi! İyi de,  bu kadar insanı hapishanelere 'iyi saatte olsunlar' mı tıktı?
 'Ordumuza  kumpas kuruldu' itirafından sonra, iktidara yakın Yenişafak gazetesinde Abdülkadir Selvi  “Ergenekon operasyonu adı altında Gülen hareketi, kendi hesaplamasını yapıp, ele geçirecekleri kurumlara operasyon yapmış, haksız-hukuksuz uygulamalara imza atmış olabilir… Bu durumda yapılacak olan, Meclis'te bir komisyon kurmak ve bu işin gerçek fotoğrafını çekmek olmalı”  diye yazarak 'Biz yapmadık, onlar yaptı' mesajı vermeye çalışıyor. Bu iş bu kadar basit mi?  Başbakan kendi çocuğunu bu yargıya teslim etmiyor fakat bu yargının mahkûm ettiği insanlar yıllardır hapishanelerde tutuluyor! 
Şimdi, iktidarın ve cemaatin kanlı-bıçaklı olmasına bakılmamalıdır. Daha düne kadar 'Beraber yürüdük biz bu yollarda' şarkısını birlikte terennüm ediyorlardı. Nitekim, Safranbolu'nun AKP'li Belediye Başkanı 'Parti içinde kendisi de dahil birçok kişinin cemaatle iç içe olduklarını; işler iyi giderken bu iç içe yapıdan kimsenin rahatsız olmadığını' söylüyor! 
İktidar, 17 Aralık'tan sonra, 2010 referandumuyla istediği şekilde düzenlediği HSYK'yı yeniden düzenleme peşinde! O referandumda Cemaatle kol kola olduklarını; Okyanus ötesinden, 'mezardakiler bile kalkıp oy kullanmalı' çağrısının yapıldığını hatırlatalım! 
Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılırken, bir geçici madde ile, devam eden davalara bu mahkemelerin bakmasını sağlayan bu iktidar değil mi? Hâkimler aleyhine açılacak tazminat davaları sebebiyle hükmedilecek tazminatın, devlet tarafından ödenmesini bir kanunla bu hükümet sağlamadı mı? Şimdi, yeni Adalet Bakanı çıkmış bunun doğru bir uygulama olmadığını söylüyor! 
Bu davalarla Adalet katledilmiştir. Avukatların, dava dosyalarındaki yüzlerce delilin sahte olduğu, üretilmiş deliller olduğu iddiaları araştırılmamıştır. 'Ergenekon' diye isimlendirilen davanın açılmasına esas teşkil eden, Ümraniye'de bir gecekonduda bulunan el bombalarının üzerinde parmak izi araştırması yapılmadan bu bombalar imha edilmiştir! KAFES EYLEM PLÂNI davasının delillerini inceleyen New York Polis Teşkilâtı'nda,  Bilgisayar Suçları Soruşturma Birimi'nin kurucusu ve şube müdürü Adlî Bilirkişi Yalkın Demirkaya'nın, bu delilleri toplayan polisler hakkında yaptığı şu değerlendirme, bu tür davalardaki delillerin gerçekliği konusunda soru işaretleri uyandırmaktadır: “Meslek hayatımda bu kadar pervasızca işlenen bir suça daha şahit olmadım. Bu kişiler o kadar kasıtlılar ki, el konulan kanıtlardan çıkmadığı aşikâr olan raporlar hazırlamakta hiçbir çekince hissetmemişler. Bu, yaptıklarından sorumlu tutulmayacaklarına dair belli bir özgüven içerisinde hareket ettiklerini göstermektedir. Bu özgüven ise, ancak güç sahibi kişi/kurumların doğrudan desteği sayesinde mümkün olabilir.”
Evet! Bu 'üretilmiş delillere istinaden' yüzlerce insan haksız yere tutuklanmıştır ve bunların büyük bir bölümü hâlâ hapistedir!
Diğer taraftan, devletimiz, tarihinde görülmemiş bir çürümeyi ve çöküşü yaşamaktayken; devleti yeniden ayağa kaldırmak gerekirken, hâlâ daha 'demokrasimizin güç kaybettiğinden', 'demokratlıktan' söz edilmesi kara mizah değil de nedir? Konfüçyus'un “Bir milleti yok etmek istiyorsanız kavramların anlamları ile oynayın” mealinde bir sözü vardır. Türkçemiz üzerindeki oynamalar bu sözün ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. 'AHLÂKLI' kavramının yerine 'DEMOKRAT' kavramını nasıl da yerleştirdiler? Demokrat olmak mı yoksa Ahlâklı olmak mı önemli? Bu topluma yeniden kadim ahlâk kodlarımız aşılanmadan ne demokrasiden ne dindarlıktan söz edilebilir ve ne de gerçek devlet adamı vasıflarına,  hak ve adalet anlayışına sahip insanların bu devletin başına gelmeleri mümkün olabilir. 
Yandaş basının Suriye'deki iç savaşa bakışı “Edep Ya Hu” dedirtecek kadar gayri ahlâkîdir. Mensupları kafa kesen, insan ciğeri yiyen El Kaide ile sınır komşusu olmuşuz! Kürtçü PYD özerklik ilân etmiş! Barış içinde yaşayan Suriye, emperyalist devletlerin çıkar hesapları yüzünden 'bizim de katkımızla' kan gölüne dönmüş; şehirler harap olmuş; 160.000 insan ölmüş; 4 milyon insan yerinden yurdundan olmuş kimin umurunda! 'Suriye'ye demokrasi getireceklermiş!' Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değdi mi? 
Suriye yönetiminin işkence ile öldürdüğü insanlara ait olduğu iddia edilen fotoğraflar manşetlerden yayınlanıyor! Fotoğraflar İngiltere'de servis ediliyor ve finansörü de Suriye düşmanı bir ülke olan Katar! Bu kadarı bile fotoğraflardan kuşkulanmak için yeterlidir. Ayrıca, farz edelim ki, bu fotoğraflar gerçek! Fakat bu durum bizim, muhaliflere TIR'lar dolusu silâh göndermemizi haklı kılar mı? Yandaş basın 'Katil Esed' söylemiyle, uluslar arası hukuka göre suç teşkil eden silâh sevkiyatına meşrûiyet kazandırma gayreti içindedir. 
Irak'ın işgalinden önce, ABD'nin ve İngiltere'nin dünya kamuoyunu yanıltmak için yaptığı iğrenç dezenformasyonu hatırlatırız! 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık