• 19 Haziran 2015, Cuma 9:48
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

HDP'YE BİR ZAFER ARMAĞAN EDİLDİ !
13 yıllık AKP Kâbusu nihayet sona erdi. Ufukta koalisyon var. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve iktidar sözcülerinin milletimizi gerdikçe geren, böldükçe bölen nefret söylemi; yüce dinimizin sorumsuzca kullanılması AKP'yi yeniden iktidar koltuğuna oturtamadı. Umarız artık siyasetçiler daha nezih bir üslubu benimserler.
Bundan sonrası için temennimiz; bütün bu yaşadıklarımızın temel sebebinin, 1930'ların Tam Bağımsızlıkçı Ruhu'nu kaybederek, Batı'nın vesayeti altına girmemiz olduğunun artık anlaşılması ve bütün vatanseverlerin bu Millî Ruhun benimsenmesi için gayret göstermeleridir. Aksi takdirde, Küresel Projelerin uygulanmasının devam edeceği ve bu kutsal toprakların bize dar edileceği iyi bilinmelidir.
Anayasa üzerine ettiği tarafsızlık yeminini çiğneyerek, seçim sürecinde aktif rol olan Cumhurbaşkanı ve AKP iktidarı bu seçimin başta gelen kaybedenleridir.
Bu kadar yıpranmış, yolsuzluk batağına bu kadar saplanmış bir iktidara rağmen, yüzde 25'i bile aşamayan Ana Muhalefet Partisi CHP de kaybeden taraftır. Atatürkçü seçmen, Cumhuriyetin kurucu felsefesini benimsemeyen insanların parti yönetimine getirilmelerini, parti içindeki ulusalcıların 'Bagaj Yükü' olarak değerlendirilmelerini, '1930'ların partisi değiliz' anlayışının benimsenmesini; özetle 'Yeni CHP'yi onaylamamış ve önemli bir ikazda bulunmuştur. CHP eğer varlığını sürdürmek istiyorsa, 6 OK'u ve 1930'ların ruhunu sahiplenmesinin şart olduğu idrak etmeli; 'Yeni CHP' gibi fantezilerden vazgeçmelidir.
Oylarını 3 puanın üzerinde arttıran ve 30 milletvekilliği daha kazanan MHP, kağıt üzerinde kazançlıdır. Fakat oylarını yüzde yüz arttıran ve Meclis'te, MHP'den daha fazla sayıda milletvekili ile temsil edilecek olan Kürtçü parti HDP ile kıyaslandığında; Türk Milliyetçisi bir parti için bu sonucu bir başarı olarak değerlendirmek mümkün değildir. MHP'nin İstanbul'da HDP'nin gerisinde kalması üzüntü verici ve düşündürücüdür. Ülkemizin bir federasyona dönüştürülmesi yolunda 'kararlı adımlarla' ilerlenirken, Türk Milliyetçiliğinin iktidar alternatifi olarak tercih edilmemesinin sebepleri MHP örgütü tarafından mutlaka sorgulanmalıdır.
Sorgulamamız gereken bir diğer konu da, CHP'nin, arzu edilen düzeyde olmamakla birlikte, -bir kumpas olduğu meydana çıkan- Ergenekon ve Balyoz davalarında, yargılananların yanında yer almasına rağmen, MHP'nin çok pasif bir tavır izlemiş olmasıdır. CHP ve MHP, Ordumuzu çökertmeye yönelik bu kumpas davalarının karşısında var güçleriyle durmuş olsalardı; bu haince operasyonlar bu boyutlarda sürdürülebilir miydi?
İki parti de bu davalarda kendilerinden beklenen millî duruşu gösterememiştir.
Yine, emperyal güçlerin, bölgemizi, kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirme senaryoları doğrultusunda, Suriye'de çıkarttıkları iç savaşın, ülkemizin bütünlüğünü de tehdit ettiği meydanda olduğu hâlde; AKP iktidarının, Suriye'de yakılan bu ateşe âdeta benzin dökerek müdahil olmasına rağmen, MHP'nin, iktidarın Suriye konusundaki siyasetini destekler bir tavır içinde olması da, Vatanın Bütünlüğünü ve Millî Devleti savunduğu iddiasında olan bir parti için büyük bir çelişki olmuştur.
Ayrıca bu iki partimizin de, AB'yi millî bir hedef olarak görmeleri; ülkemizin Batı'nın vesayetinden kurtulmasını ve Bölgesel Güç haline gelmesini sağlayacak bir Millî Ekonomi Modeli'ni ortaya koyamamaları da sorgulanmalıdır.
Ne yazık ki, siyasî partilerimizin, tabandan tavana doğru bir demokratik yönetim anlayışı ile yönetildiğini söyleyebilmek mümkün değildir. Partilerimize biat kültürü hâkimdir. Liderler, itiraz edilmeden, ne istenirse 'evet efendim' diyecek insanlarla çalışmayı tercih etmekte; bu da, partilerin gelişmesini ve iktidar alternatifi bir güç hâline gelmelerini önlemektedir.
Bu konuda, birçok kesimin 'Diktatörlükle' suçladığı Atatürk'ün, ibret alınması gereken demokrat tavrına bir örnek verelim: “Kendi etrafında her vakit, 'Evet' denilmesinden memnun olmazdı. Bunun aksine olarak, bazı inatçı iddiacılara, kendi düşüncesine taban tabana zıt fikirleri müdafaa ettirmekten hoşlanırdı. Bir akşam, böyle biriyle (bir küçük devlet memuru), bir hararetli konuşmasını hatırlıyorum. Mustafa Kemal, enikonu öfkelenmişti. Sert ve sinirli bir tonla konuşuyor, ara sıra elini masaya vuruyordu. Muhatabı ise, bundan hiç alınmamış görünüyor, sükûnetle inadında ısrar ediyordu. Biz, ona acıyorduk. İstikbalini tehlikeye düşmüş sanıyorduk. Hâlbuki, bu küçük memur bu hâdiseden birkaç ay sonra yüksek bir vazifeye tayin edildi. Ondan sonra da mebus oldu. Zira Atatürk, bunun inatçılığına kuvvetli bir karakter mânası vermişti” (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, “Atatürk”, s. 124).
Bazı istisnalar dışında, günümüzün parti liderleri için böyle bir tabloyu düşünmek mümkün müdür?
Partilerin başarısızlığının en önemli sebeplerinden birisi de, liderlerin eleştiriye kapalı oluşudur. Bunun ortadan kaldırılabilmesi ve partilerin daha geniş halk kitleleri ile kucaklaşabilmeleri için, milletvekili adaylarının belirlenmesinde mutlaka ön seçim esası kabul edilmelidir. Ön seçim, genel merkez sultasını, büyük ölçüde önleyecek ve partilerin daha demokratik bir şekilde yönetilmelerinin yolunu açacaktır. Bu arada temsilde adaletin sağlanabilmesi ve Meclis'te daha etkin bir muhalefetin oluşması için baraj da yüzde 3'e indirilmelidir.
HDP'ye gelince! Yazımızın başlığında değindiğimiz gibi, bu partiye bir 'Zafer' armağan edilmiştir. Çünkü 'Üst Akıl' böyle istemiştir! Bu 'Zafer'de 'Açılımcı' AKP iktidarının katkıları da şüphesiz oldukça büyüktür. Doğu ve Güneydoğu'nun PKK'ya terk edilmesi sayesinde, HDP bölgenin tek etkili gücü hâline gelerek, AKP'yi de bölgeden âdeta silmiştir. Bu 'zafer'de CHP'nin ve bu toprakla bağını kaybetmiş aydınlarımızın katkıları da unutulmamalıdır!
HDP'nin Meclis'e girmesini, “Demokrasimiz Kazandı!” diye değerlendirenler için ne diyebiliriz! Bunlar eğer, bu düşüncelerinde gerçekten samimî iseler; şunu söyleyebiliriz: Bedenleri burada fakat ruhları ile Batı'da yaşıyorlar! Hiç, Demokrasi ve HDP aynı cümlede telâffuz edilebilir mi? Bunlar isteseler de demokrat olabilirler mi? Amerika böyle bir şeye izin verir mi? Amerika'nın bölgemize nasıl bir demokrasi getirmek istediğini hâlâ daha anlayamadık mı?
Millî Devleti, Vatanın Bütünlüğünü ve Milletimizin Birliğini savunan Tük Milliyetçiliğini, 'IRKÇILIK' olarak aşağılayanların, bölücü Kürt Irkçılığına verdikleri desteği milletimiz iyi değerlendirmelidir.
HDP bu 'zafer'le, bölünme sürecinde önemli bir mevzi daha kazanmıştır. Ne yazık ki, göz göre göre bu aşamaya gelinmiştir. Bugün Cumhurbaşkanımız olan sayın Erdoğan, 2004 yılında, -ABD Dışişleri Bakanı Condoliza Rice'nin, 'ülkemizin de arasında bulunduğu' 22 ülkenin sınırlarını değiştireceğini açıkça söylediği- Büyük Orta Doğu Projesi'nin Eş Başkanı olduğunu açıkladığı hâlde, bu iki partimizin de, sahip oldukları imkânlara rağmen, “Eş Başkanlığa verilen görevin vahametinin milletimize anlatılması, Kumpas Davaları, Ermeni Soykırımı iddiaları, Yunanistan'ın işgal ettiği Ege Adaları, Millî Devletimizi ve Türk Kimliğini savunmak gibi millî meselelerde” Vatan Partisi'nin gösterdiği performansın çok gerilerinde kalmaları gerçekten hazindir. Biz, bu seçimlerde yüzde yarım bile oy alamayan Vatan Partisi'ni gönülden kutluyoruz. Bazen nitelik niceliğin önüne geçer. Barajın geçilmesinin ne kadar zor olduğu bilindiği hâlde, “Vatanın Bütünlüğünü ve Milletin Geleceğini tehlikede gördükleri için”, Vatan Partisi saflarına katılarak millete gerçekleri anlatmaya çalışan bütün vatanseverleri takdirle anıyoruz.
1930'lu yılların ruhu ile verilen bu onurlu mücadele Atatürkçüler ve Milliyetçiler tarafından örnek alınmalıdır. Eğer, CHP ve MHP bu ruhu sahiplenmiş olsalardı, sandıktan en azından, bu iki partinin koalisyonu çıkabilirdi.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık