• 09 Haziran 2014, Pazartesi 9:30
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

GÜNEYDOĞU ‘YOL GEÇEN HANI’ MI?
Geçen haftaki yazımızda, sayın Ruhat Mengi’nin, Avrupa Birliği’ne üye olamayacak oluşumuzu, âdeta ‘Dünyanın Sonu’ gibi değerlendiren yaklaşımını eleştirmiştik. Aydınlarımızın bu ‘Batı Aşkı’ tarih boyunca bize çok pahalıya mâl olmuştur. Çocukluğumuzda üzerimize bir uğur böceği konduğunda, büyüklerimize inanarak “Yayla böceği bana sakız getir” deyip uğur böceğini uçurur ve safiyetle bize sakız getirmesini beklerdik. Belki biraz basit bir örnek fakat aydınlarımızın Batı’dan beklentilerinin, bizim çocuk saflığımızla uğur böceğinden beklentimizden hiçbir farkı yoktur.  Bu milletin değerlerine Tanzimat’tan bu yana ‘Alaturka’ diyerek burun kıvıran; Batı’nın değerlerini ‘Alafranga’ diyerek yücelten ve ‘çağdaşlaşmak’ için bu milletin değerlerinden kurtulmak gerektiğine inanan aydınlarımızın bu ruh hâlleri, onları köksüzleştirerek bu milletten koparmıştır. Bu milletin din istismarcılarının ağına düşmesinin en temel sebebi de budur.
 Osmanlı, 1856’da Paris Konferansı’na davet edilince, zamanın devlet adamları ‘Artık biz de Avrupalı olduk’ diye sevinmişler ve kapitülâsyonları kaldırabileceklerini sanmışlardı. Bunu denemeye kalktıklarında, Avrupa’nın buna aslâ müsaade etmeyeceğini ve Avrupa ile aslâ eşit olamayacağımızı anlamışlardı. Ne yazık ki, aydınlarımız bugün de aynı yanılgı içindedirler. Emperyalizmi tanımıyorlar; emperyalizmin sömürüye endeksli olduğunu göremiyorlar, tarihimizi bilmiyorlar ve Türklüğü bu coğrafyadan silmekte kararlı olan Avrupa’nın ‘derdinin’ demokrasimizin gelişmesi olduğunu zannediyorlar. 
Batı kapitalizminin temel meselesi, tüm dünyaya ‘Demokratik sistemlerin olmazsa olmazı olarak dayattığı’ Açık Pazar durumunun devam etmesidir.  Batı’nın bize ‘Demokrasi’ getirmesini bekleyenlere, bizzat Başbakanın, ordumuza karşı ‘Kumpas’ olarak değerlendirdiği hukukun ayaklar altına alındığı Ergenekon ve Balyoz davalarını Batı’lı ‘dostların’ nasıl desteklediğini hatırlatırız! 
OSLO’da bizi terör örgütü ile kimin masaya oturttuğunu artık öğrenmiş olmalıyız. Çözüm süreci, Demokratikleşme Süreci, Barış Süreci, Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi gibi isimlerle millete yutturulmaya çalışılan Proje, aslında Batı’nın ‘Kadim’ ‘Büyük Kürdistan’ Projesi’nden başka bir şey değildir. Atatürk bu Sevr Projesini rafa kaldırtmayı başarmıştı.  Fakat, O’nun ölümünden sonra Batı ile kurulan rezilâne ilişkiler AKP iktidarıyla taçlanmış ve Batı, ‘vaktin tamam olduğuna kanaat getirerek’, bu projenin uygulanması için düğmeye basmıştır. Sanmayınız ki, Batılı ‘dostlar’ Kürt kardeşlerimizi çok sevmektedirler. Mesele, bölgemizin enerji kaynaklarını kontroldür. PKK bunun aracı olarak kullanılmaktadır.
 Olup biteni hâlâ daha anlayamayanlar için, Küba Devlet Başkanı Fidel Kastro’nun, 1994 yılında, “PKK hareketi hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna verdiği cevabı hatırlatalım: “Türkiye’deki olayları yakından izliyorum. Umarım ve dilerim ki, sizin oradaki Kürt Hareketi, Yankee’nin petrol bekçisi olmaz. Ancak, gördüğüm kadarıyla bunlar ABD’ye bağımlı, tamamen ABD’nin kontrolünde hareket ediyorlar. Kürtlerin hareketi bağımsızlık değil; ABD’ye bağımlılıktır!”  
Sözde ‘Demokratikleşme’ adına verilen tavizlerin sonunda gelinen aşamada Türkiye Cumhuriyeti Devleti artık Güneydoğu’da şeklen vardır. Diyarbakır-Bingöl karayolu, terör örgütü yandaşları tarafından günlerce kapatılıyor! Araçlar yakılıyor! Eşkıya yol keserek kimlik kontrolü yapıyor. Askerlerimiz kaçırılıyor! Askerimize, polisimize ateş açılıyor fakat ‘Barış Süreci’nin sürmesi adına askerin teröriste kurşun sıkması yasak! 
Diyarbakır valiliğimiz, terör örgütü yandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yok sayan eylemleri üzerine, alınan ‘sade suya tirit’ bazı tedbirlerin, ‘Terörle Mücadele’ olarak algılanmamasını, amacın ‘seyahat özgürlüğü’ olduğunu savunmuş iyi mi? Valimiz neredeyse alınan sözde tedbirler sebebiyle terör örgütünden özür dileyecek!
Şırnak valimizin açıklamaları bir başka âlem! Sayın valimiz Barış Süreci’nin bu aşamaya gelmesindeki katkıları için Terör örgütünün İmralı’daki başına teşekkürlerini sunuyor! “Bin yıllık kardeşliği yeniden tesis etmek için bu güzel adımı devam ettirmelerini temenni ediyor ve bekliyorum. Şırnak halkı da bekliyor. Kürt halkı bekliyor, Türk halkı bekliyor” diye konuşuyor! 
Evet! Artık bu ülkede Anayasal olmasa bile, devletin resmî temsilcilerinin de ikrar ettikleri gibi ‘İki Halk’ var;  Türk Halkı ve Kürt Halkı! Bu bölücülük değil de nedir? PKK’nın kabul ettirmek istediği de bu değil miydi? 
Biz Güneydoğu elden gitti diyorduk meğer Ankara da elden gitmiş!  Ankara’da bile PKK yandaşları terör estiriyorlar. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuyan Milliyetçi-Ulusalcı öğrenciler PKK’lıların tehditleri yüzünden Cebeci yerleşkesinde yapılan sınavlara giremiyorlar! Koca Mülkiye, PKK’lıların eline geçmiş! Üniversite yönetimi, kavga çıkmaması için Milliyetçi-Ulusalcı öğrencilerin Tandoğan’da sınava girmeleri çözümünü bulmuş! Böylelikle, çatışma çıkmayacak ve ‘Barış Süreci’ zarar görmeden devam edecek! 
 ‘BALYOZ’ davası kapsamında 18 yıla hüküm giyen ve Sincan hapishanesinde yatmakta olan MHP milletvekili Korgeneral Engin Alan, “HDP eş başkanı Sabahat Tuncel’in TBMM kürsüsünden yaptığı her konuşma beni kahrediyor” diye açıklama yapıyor. Evet! Ordumuzun bu şerefli komutanı hapiste, hapiste olması gereken Sabahat Tuncel Meclis’te! 
 Kimse demokrasiden, hukuktan, adaletten, bu ülkenin bağımsız bir devlet olduğundan filân bahsetmesin. 
Diyarbakır’da günlerdir eylem yapan, çocukları dağa kaldırılan acılı anneler, Selahattin Demirtaş’a sesleniyorlar: “Sizin çocuklarınız Amerika’da okuyorlar bizimki neden dağda?”  Diyarbakır Belediye zabıtası eylem yapan annelere müdahale ediyor; anneler yerlerde sürükleniyor! Bunlar maazallah ayrı bir devlet kurmayı başarırlarsa, Allah o bölgede yaşayan halkımızın yardımcısı olsun!  Ne var ki, büyük bir çoğunluğu Türk Milleti’nin bir parçası olarak yaşamak arzusunda olan Güneydoğu halkına rağmen, AKP iktidarı eliyle hepimizin gözleri önünde bir ‘Kürt Devleti’ kuruluyor! 
Ne yazık ki, Batı aşkı ile gözleri kör ve izanları mühürlü olan aydınlarımızın ve parti menfaatini ülke menfaatinin üzerinde görenlerin bu gerçekleri görebilmeleri mümkün değil.
PKK dağa kaçırılan çocukları teslim etmezse, ‘B ve C planlarımız var’ var diyen sayın Başbakana, HDP eş başkanı “Senin ancak yumuşak g plânın olabilir” diye hakaret ediyor. “Eğer çözüm olmazsa Türkiye büyük bir iç savaşın içine sürüklenir” tehdidini savuran  BDP milletvekili İdris Balüken, PKK’nın dağa kaçırdığı çocuklar için de şu küstah açıklamayı yapıyor: “PKK’nın dağa kaçırdığı çocuklar sözleri doğru değil. Devlet teröründen dağa kaçan çocuklar var!” Eee, sen teröriste ‘aktivist’ dersen teröristten de işte  bu cevabı alırsın!
Başbakan Taksim Gezi Parkı eyleminin yıldönümünü Taksim’de kutlamak isteyenleri önlemek için Taksim’e 25 bin polis ve 50 TOMA aracı ile âdeta barikat kuruyor.  “Burası yolgeçen hanı değil” diyerek Taksim’i ve Gezi Parkı’nı her türlü demokratik eyleme kapatıyor!  Peki, ülkenin Güney Doğu’su YOLGEÇEN HANI MI? 
Taksim’de otoritesini en kaba bir biçimde sergileyen devlet Güney Doğu’da nerede? Oralar vatan toprağı değil mi? O kutsal vatan topraklarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kanunları yürürlükte değil mi? Ve ey bütün bu rezaleti seyretmekle yetinen, bütün bu hakaretlere katlanmayı içlerine sindiren yetkililer! O koltuklarda nasıl oturabiliyorsunuz? 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık