• 22 Ocak 2016, Cuma 9:45
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

EZBERİMİZ VATANDAN DAHA MI ÖNEMLİ?
 Herkesin bir ezberi var. Birçokları için, inandıkları doğrunun yıkılması sanki tarihin sonu! Tarihî gerçeklerle çelişen ezberlerine esir olanların akıl dışı fanatikliği,  güneşte lekeler olduğunu açıklayan Galileo'yu yargılamaya gelen kilise temsilcilerinin durumundan farksız! Galileo, teleskopundan baktıkları takdirde güneşteki lekeleri görebileceklerini söylediğinde, kilise temsilcileri, elleri ile gözlerini kapatarak, teleskoptan bakmayı reddederler! Çünkü, gerçeği, yani güneşteki lekeleri gördüklerinde bütün ezberleri yıkılacak! 
Kimse ezberine aykırı gerçeklere dönüp bakmıyor! Jön Türkler, II. Abdülhamid, İttihat ve Terakki, imparatorluğun çöküşü, Cumhuriyetin kuruluşu gibi, günümüzdeki siyasî ayrışmaları etkileyen çok önemli olaylara bakışta da bu anlayış geçerli! 
Bu ezberler, Millî Güçlerin birlikteliğini de engelliyor. 
Yakın tarihimiz iyi bilinmedikçe, vatansever güçlerin Millî Hedefler etrafında birleşmeleri; güçlü bir İç Cephenin meydana getirilmesi de mümkün değil. Güçlü bir İç Cephe, Türk Kimliğine saldırılarak değil, Türk Kimliğine sarılarak meydana getirilebilir! Tabiî, önce bunun önemini idrak etmiş bir devlet yönetimine ihtiyaç var!
Atatürk, 6.3.l922 tarihinde T.B.M.M'de yaptığı bir konuşmada, kuvvetli bir İÇ CEPHE'NİN önemi hakkında şu uyarıları yapar: “Dahili cephe, aslolan cephe, bütün memleketin aynı fikir ve kanaatte olarak, yekvücut olarak tesis etmiş oldukları cephedir.  (…) Asıl önemli olan ve asıl memleketi temelinden yıkan ve halkını esir eden dahili cephenin sukutudur (düşmesi-dir). İşte bu hakikate bizden ziyâde vâkıf olan düşmanla-rımız ki, başta en zelil düşman olan İngiliz, asıl bu cepheyi yıkmak için iki üç seneden beri ve asırlardan beri sarfı mesai etmektedir…”  
Atatürk, bu önemli konuşmasında, düşman olarak İngiltere'den söz ediyor. O zaman en büyük düşman, dünyanın en büyük egemen gücü olan İngiltere'ydi. II. Dünya Harbi'nden bu yana, bu güç artık Amerika! Bugün, 'Stratejik Ortağımız' olan Amerika'nın Türkiye hakkındaki 'niyeti' de, İngiltere'den daha farklı değildir. Nitekim, daha 1912 yılında Morgenthau'nun Türkiye'ye elçi atanması Başkan Wilson'a önerildiğinde, “Türkiye diye bir ülke olmayacak ki, elçi göndermek gereksin” cevabını verecektir! 
İstiklâl Harbi'yle, bunlara cevabımızı anlayacakları dilden verdik. 6 Ekim 1923'te İtilâf Devletlerinin işgalci askerleri, bayrağımızı selâmlayarak İstanbul'dan ayrılmak zorunda kaldılar! Fakat Atatürk'ten sonra, Batı ile kurulan ittifak ilişkileri, bizi işgalden daha beter bir duruma getirdi! Bugün içinde bulunduğumuz durumun sebebi Batı'ya bu bağımlılıktır.
Bugün,  'Manda olsaydık her şey daha güzel olurdu' anlayışında olan muhafazakâr 'aydınlarımızın' bile varlığı, bu bağımlılığın ulaştığı boyutları göstermektedir. 
'Manda olsaydık daha iyi olurmuş!' Suriye ve Lübnan Fransız mandasıydılar; durumları meydandadır! 
Eğer, Atatürk'ten sonra bu ülkenin yönetimine gelenler, Atatürk'ün Millî Programını sürdürmüş olsalardı; Türkiye bugün, güçlü ekonomisi ve güçlü ordusu ile bu coğrafyanın en sözü geçen ülkesi olurdu ve emperyalizm bu coğrafyayı kan gölüne çeviremezdi!  Bu konuda düşünmek bile istemiyorlar. Çünkü ezberleri bozulacak! 
“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” diyebilenlerin bile ezberlerini inatla savunmaları anlaşılır gibi değil! 
İktidarı ve muhalefeti ile, siyasetin bu çapsızlığına rağmen Türkiye hâlâ daha, bir Çıkış Yolu bulacak imkâna sahiptir. Fakat önce, emperyalist 'dostlarımızın' ayaklarımıza taktıkları prangalardan kurtulmamız gerek. Siyasetçilerimizin ve aydınlarımızın Batı hayranlığı ve Kürt Ayrılıkçılığı bu prangalardan en önemlileridir. Ne yazık ki, 'aydın' etiketi taşıyan çok geniş bir kesim, bulunduğumuz coğrafya bir ateş çemberi içindeyken; ülkemiz Batı destekli, Dinci ve Etnikçi bir terör belâsı ile yüz yüze iken; güvenlikçi politikalara itibar edilmemesini savunabilmektedir!
28. 12. 2015'te CNN Türk'te, Ahmet Hakan'ın programını seyrediyoruz. Arzu Yılmaz isimli bayanın, özyönetim uygulamaları konusundaki şu değerlendirmesini şaşkınlıkla not ettik: “Egemenliğin paylaşılmasını istiyorlar! Kendi hayatlarına ilişkin politika-ların belirlenmesinde söz sahibi olmak istiyorlar!”
PKK'ya bu gayri millî bakışı, 1128 akademisyenin yayınladığı İhanet Bildirisi'nde de görebiliyoruz. Kürt halkına katliam yapılıyormuş! Operasyonlar durdurulmalıymış! 
Bu nasıl bir densizliktir? Sizin, şehitlerimiz umurunuzda değil mi? Siz hangi millettensiniz? PKK'ya “Silâh bırak” çağrısı yapsanız ya! 
Bu bildiri terör örgütüne destektir ve dünyanın her yerinde suç kabul edilir. Ancak, bugün, bu akademisyenlerin üzerine hiddetle ve şiddetle giden iktidarın, Açılım Sürecinde verdiği tavizlerin bu bildiriden daha hafif şeyler olmadığını da hatırlatmak isteriz! Terör örgütüne bu kadar taviz verilmeseydi; Güvenlik Kuvvetlerimizin operasyonları engellenmeseydi;  bu Halk Düşmanları özyönetim ilânına, mayınlı hendeklerin kazılmasına cüret edebilirler miydi?
Ne hazindir ki, Ana Muhalefetin de Kürt Ayrılıkçılığına bakışı sorunludur! CHP Genel Başkanı, TV programında yaptığı hata için kamuoyundan özür dileyen Beyazıt Öztürk'ü, 'hatasının arkasında durmadığı için' kınayabilmekte; Güvenlik Kuvvetlerimiz, 'Özerklik İlân Eden' terör örgütüne karşı operasyonlar yürütürken, CHP'nin Kurultay Bildirisinde, “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na konulan çekincelerin kaldırılması talep edilebilmektedir! 
PKK, emperyalist güçlerin kontrolünde olan eli kanlı bir terör örgütüdür. PKK'nın, özyönetim ilân ettiği ilçelerde yaşayan Kürt vatandaşlarımıza yaptığı zulmü gördük. Devletin korumasız bıraktığı Kürt vatandaşlarımız, PKK'nın baskı ve tehditlerine rağmen bu ayaklanmaya katılmadılar! Kurtarılan Kürt vatandaşların Mehmetçiğe nasıl sarıldıklarını görüyorsunuz! Türklerle Kürtler etle tırnak olmuş. Kız alıp, kız vermişiz. Aynı mahallelerde oturuyoruz; aynı apartmanlarda komşuyuz! Kıbrıs'ta 400 yıldır bir arada yaşayan Türkler ve Rumlar arasında kız alıp verme yok! Buna rağmen emperyalist 'dostlarımız', Kıbrıs'ta yaşayan Türk ve Rum halkını birleştirmeyi; Türkiye'ye gelince, BÖLÜNMEYİ dayatıyorlar! 
Ne var ki, bu kadar uğraşmalarına rağmen, işte görüyorsunuz; başaramadılar! Çünkü, Türklerle Kürtlerin tarihî ve kültürel birliktelikleri, ayrılmalarını imkânsız kılıyor. Nitekim, geçmişte ayrı bir Kürt Devleti peşinde koşan birçok insan, gerçeği görerek bu maceradan vazgeçmiştir. Şeyh İdris-i Bitlisî (1452-1520), Türklerin ve Kürtlerin Oğuz soyundan olduğunu belirtmektedir. Şerefhan Bitlisî'nin 1597 yılında bitirdiği Şerefname isimli, Kürtlerin Tarihini anlatan eseri de, doğru okunduğunda aynı sonucu vermektedir. 
Enteresandır, 1960'lı yıllarda Kürtçülük düşüncelerine katkısı olur amacıyla Şerefname yeniden bastırılır. Fakat, kitabı bastıranlar, Şerefhan Bitlisî'nin, Kürtlerin soyunda Oğuz izini işaret etiğini gördüklerinde kitabın okunmasını yasaklarlar!
Başlangıçta ateşli Kürtçülerden olan Mehmet Şükrü Sekban (1881-1960), daha sonraki yıllarda “Kürt Sorunu- Azınlıkların Meseleleri” isimli kitabında, 37 yılını uğrunda harcadığı bu 'mesele' hakkında bakınız neler söylüyor: “Tarihin en eski devirlerinde bile, Türklerin bugünkü Orta Anadolu'da mevcudiyeti de, Kürtlerin Turanî menşeli olduklarını doğrulamaktadır. Antropolojik olarak saf Türk olan Türkmen ile Kürdü ayırt etmek güçtür” diyen Sekban, Kürdü de Türkü de birlik ülküsüne davet ediyor: “Kürtler de, Türkler de aynı ırktan olduklarına göre, birleşmekle, yeni Türk Milletini teşkil edeceklerdir. Bu milletin canlı ruhu bundan böyle, sadece bir ideal  için çarpan kalplere ateş ve canlılık verecektir. Hiçbir kuvvet, “kardeş çocukları” olan bu iki halkın birleşmesini ve kaynaşmasını engelleyemeyecektir.”
Evet, tarihî gerçek bu! Ancak söyledik ya, herkesin bir ezberi var. Kimse ezberini bozmaya yanaşmıyor. Fakat, biz yine de hatırlatalım dedik!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık