• 21 Temmuz 2014, Pazartesi 9:37
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

EY 'AYDINLAR'! UYANIN ARTIK
 Başbakanın söyleyeceği fazla bir şeyi yok. Yine her zamanki gibi bağırıyor, çağırıyor;  devleti aşağılıyor ve sürekli ‘Millet’ vurgusu yapıyor; fakat milletin adını da bir türlü söylemiyor! Milletin adı yok! ‘Cumhurbaşkanını artık millet seçiyormuş!’ Şimdiye kadarkiler ‘Devletin Cumhurbaşkanı’ imiş!  Bu seçimde Cumhurbaşkanını Millet seçeceği için kendileri, ‘Milletin Cumhurbaşkanı’ olacakmış! Şu demagojiye bakın! ‘Devletin Cumhurbaşkanı’, ‘Milletin Cumhurbaşkanı!’ Türk Devleti’ni nerede ise günah keçisine çevirdiler!
Başbakan, propaganda çalışmalarında devletin bütün imkânlarını sınırsızca kullanıyor. Başta ‘Hükümetin TRT’si’ olmak üzere, yandaş televizyonlar emirlerinde. Konuşmaları saatlerce veriliyor; diğer adaylar için ise ancak dakikalar söz konusu! İslâmiyet’in temeli adalettir. Bunlar nasıl Müslüman?
Başbakan açıkça, “Eğer bu kardeşiniz seçilirse, tarafsız cumhurbaşkanı olmayacağım! İki taraf  var: Bir, Devlet; İki, Millet! Ben Milletin tarafında olacağım. Tarafsız olmayacağım” diyor ve alandaki vatandaşlara İsmet Paşa’dan başlayıp, diğer Cumhurbaşkanlarını tek tek sıralayarak ‘onlar tarafsız mıydı’ diye soruyor.  Vatandaş ne bilsin; alışmış her şeye ‘EVET’ demeye; “EVETTT!” diye haykırıyor.  Hâlbuki, ‘Hayır’ demeleri gerekiyordu!  Şu mübarek ayda, Temmuz sıcağında, oruçlu insanları güneşin altında saatlerce tutmak insafa sığar mı? Ne gerek var bu mitinglere? Televizyonlar emrinizde; çıkın ne söyleyecekseniz söyleyin. Televizyon olmayan ev mi var?  Hem sayın Başbakana, hem vatandaşa yazık! Bu kadar eziyet, bu kadar masraf! 
Devletimizin düşürüldüğü şu hâle bakın! Güneydoğu’da artık eşkıyanın hükmü geçiyor. Eşkıya, istediği zaman yol kapatıyor; istediği zaman açıyor; “Devlet buralara ayak  basamaz” diye caka satıyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı -ki son düzenlemeler sebebiyle kendileri artık Diyarbakır’ın tek söz sahibidir-,  “Kürtlerin öncelikli meselesi kimliklerinin tanınmasıydı. Ama artık temel mücadele egemenliğin paylaşımı mücadelesidir” diyerek, asıl niyetlerini korkusuzca açığa vuruyor! Karayılan, Kandil’den kükrüyor:  “Kimse silâh bırakacağımız hayaline kapılmasın!”  Devletin,  sağdan soldan yumruk yiyen  kroke durumundaki  bir boksörden farkı yok!
Medya, Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki bu adaletsiz yayıncılığın yanında, bir başka psikolojik operasyona daha aracılık ediyor. Cumhurbaşkanı adaylarından PKK’nın eşbaşkanı  Selâhattin Demirtaş âdeta bir ‘Demokrasi Havarisi’ olarak parlatılıyor!  Amaçları bize göre, terör örgütüne karşı millette oluşan nefreti yumuşatmak ve milletteki direniş ruhunu yok etmektir.  Türk Milleti en büyük ihanetleri yaşıyor.
 Başbakan, Suriye’deki  iç savaşı körüklemek için, muhaliflere gönderdikleri yüzlerce  TIR’ı, ‘Türkmenlere yardım yapıyoruz’ diye aklamaya çalışmıştı; sanki Türkmenler umurlarında imiş gibi! Nitekim, Türkmenlerin umurlarında olmadığı Irak’ta meydana çıktı. IŞİD terörü yüzünden Musul’dan, Telafer’den kaçan yüz binlerce Türkmen perişan bir durumda; Hükümet kılını bile kıpırdatmıyor. İstiyorlar ki, Türkmenler Barzani Bölgesine sığınsınlar! Türkmenleri Barzani’ye mahkûm etmek istiyorlar!
 Musul Konsolosluğumuzun IŞİD tarafından basılmasında karanlık noktalar var.. Nitekim, IŞİD’in Musul’u işgalinin bir senaryo olduğu bizzat Irak Başbakanı Maliki tarafından iddia edildi. Maliki, Mesud Barzani’yi, ‘IŞİD operasyonlarının Erbil’den yönetilmesine izin vermekle’ suçluyor!
Bir senaryo adım adım uygulanıyor. Önce Musul’daki konsolosluğumuz işgal edildi. Kerkük tehdit altında diye Barzani’nin peşmergeleri Kerkük’ün yönetimini ele geçirdi! Konsolosluğumuzun işgali ve çalışanların rehin alınmasının sebebi, sakın ‘Kamuoyunun baskısıyla’ Türkiye’nin muhtemel bir müdahalesinin  önünü kesmek olmasın! Öyle ya, Irak’ın kuzeyinde yaşayan milyonlarca soydaşımız, cinayet şebekesi IŞİD’in tehdidi altında ve  Irak Devleti Türkmenleri koruyacak durumda değil! Böyle bir durumda, bir  devlet soydaşlarını korumak için harekete geçmez mi? Şu an Irak resmen üç parçadır. Irak Devleti, bilindiği gibi 1926 yılında İngiltere ile imzalanan Ankara Antlaşması ile kurulmuştur. Misak-ı Milli’ye dahil olan Musul’u İngilizler bize bırakmadılar. Türkiye o yıllarda Musul için bir savaşı göze alacak durumda değildi. İngilizler Musul’u, ileride kuracakları bir Kürt devletine dahil etmek için ‘Otonom bir bölge’ olarak bize kabul ettirmek istediler. Fakat Atatürk buna karşı çıktı ve Musul’un Irak topraklarına dahil edilmesini İngilizlere kabul ettirdi. Dikkat edin, biz Musul’u Irak Devleti’ne bıraktık! Şimdi, bu devlet resmen yok edildiğine göre, Türkiye’nin 90 yıl önce kendisine ait olan bu topraklarda söz hakkı yok mudur? En azından Türkmen soydaşlarının güvenliklerini korumak için Türkiye  Musul’u ve Kerkük’ü  işgal edebilir. Buna da kimse bir şey diyemez. Fakat bu iktidarın böyle bir arzusu yok! Çünkü bu iktidar, ‘Petrolden Bir Parça Pay Almak Uğrunda’ Musul’u ve Kerkük’ü Barzani’ye peşkeş çekmekte kararlı!
İstanbul’da, Caferî vatandaşlarımıza ait iki caminin yakılması  vahim bir  gelişmedir. ‘CHP Döneminde camileri ahır yaptılar’ diye tezvirat yapan iktidar çevrelerinden en küçük bir tepki bile yok! Hatırlayınız; Gezi olayları sırasında ‘Camiye ayakkabı ile girdiler. İçeride bira içtiler. Türbanlı bacımıza saldırdılar’ diye kıyameti koparmışlardı. Hâlbuki, bunların hiçbirisi doğru değildi. Fakat Caferî vatandaşlarımızın camilerine yapılan aşağılık saldırı gerçektir! Böyle vahim bir olay eğer kınanmıyorsa, ülke için büyük tehlike var demektir. Hemen yanıbaşımızda bir mezhep savaşı yaşanırken; bu savaşın ülkemize de bulaşması yüksek bir ihtimalken; hükümetin Mezhepçi bir tavır içinde olması bu ülkenin bütünlüğü için büyük bir tehdittir.
İçinde bulunduğumuz bu şartlarda Cumhurbaşkanlığı seçimleri tarihî bir öneme haizdir. Eğer Erdoğan seçilirse, bu senaryolar tam gaz devam edecektir. Ve ne yazık ki, CHP’nin sol kanadının, sözde Ulusalcıların ve İşçi Partisi’nin güttüğü siyaset de Erdoğan’a hizmet etmektedir. Bu grupların, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, sayın İhsanoğlu’na karşı yürüttükleri zavallı muhalefeti görünce aklımıza  Orhan Veli’nin şu dizeleri geliyor: “Sarhoş oldum da yine seni hatırladım; Sol elim; Acemi  elim; Zavallı elim!”
Sol acaba ne zaman  sağduyulu davranacak? Ne zaman uyanacak?
Gelelim Başbakanın gücüne! Milletimizin en az yüzde 40’ı müthiş bir zihin kontrolünün etkisi altında. Solun ve Atatürkçülerin bugüne kadar savunduğu sert lâiklik anlayışını bu iktidar çok güzel kullandı ve ‘Dini Bilmeyen’ Dindar Halkımızı arkasına almayı başardı.
İran’lı büyük Azerî yazar Ali Şeriati’nin, mutlaka okunması gereken “Din Dine Karşı” isimli kitabında, Muaviye’nin Şam halkını nasıl kontrolü altına aldığına ilişkin çok çarpıcı bir örnek var. Hz. Ali Mescit’te öldürüldüğünde, Şam’da herkes şaşkınlıktan sormaya başlamış: “Ali’nin Mescitte ne işi vardı? Ali namaz mı kılıyordu ki?” Şam valisi Muaviye halkı öyle bir zihin kontrolü  altına almıştı ki, halk Hz. Ali’nin camiye gitmediğine, namaz kılmadığına inanıyordu!
Zihin kontrolünün gücü bu! Aynı durum milletimiz için de geçerlidir. Hipnoz altındaki hayranları, Erdoğan’ın aleyhindeki hiçbir şeye inanmıyor! Bu kontrol kırılmak zorunda; yoksa Türkiye elden gidiyor! Sayın Prof. Ekmelettin İhsanoğlu Türkiye için bir şanstır.  Umarız AKP yandaşı sağduyulu vatandaşlarımız da bunu görürler.
 
 
 
 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık