• 25 Ocak 2016, Pazartesi 9:09
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ERBAKAN'IN SURİYE 'KEHANETİ' !
 AKP iktidarının büyük bir inatla sürdürdüğü Esat Düşmanlığının bedelini millet olarak ödemekteyiz. Bu düşmanca siyasetin şimdilik şu sonuçları karşımızdadır: 
1. Suriye ile olan ticaretimiz ve Suriye üzerinden Arap ülkelerine yaptığımız ihracat bitirildi. Kaybımız milyarlarca dolar. 
2. 2.5 milyon Suriyeli ülkemize sığındı. Bunlar için yaptığımız milyarlarca dolar harcama bir yana, bir de yarattıkları sorunlarla boğuşmaktayız.
3.  Sözde cihatçı, Batılı istihbarat kuruluşlarının kontrolündeki terör örgütleri Suriye'yi kan gölüne çevirdi. Bu kanın bize bulaşmaması mümkün değildi. Nitekim bulaştı da!
4.  Suriye'de bizim büyük katkımızla gerçekleşen istikrarsızlık sayesinde, PKK-PYD Suriye'nin kuzeyinde kantonlar kurmak imkânına sahip oldu! 
5. ABD'nin, Arap dünyasıyla aramıza, bir bıçak gibi sokmaya çalıştığı Kürt Koridoru, -ya da İsrail Koridoru; artık ne derseniz deyin- adım adım gerçekleşmekte!
Söyler misiniz: Bu sonuçlar Millî Menfaatleri-mize uygun mudur? 
Suriye bize hangi kötülüğü yaptı da, biz bu düşmanca politikayı uyguladık ve uygulamaya devam ediyoruz? Bu siyaset, iktidara destek veren çev-reler tarafından nasıl desteklenebilmektedir? Meclis'teki muhalefet partileri, iktidarın, ülke menfaatleriyle bağdaşmayan Suriye siyasetini milletimize anlatmakta niçin bu kadar acizler? 
Geçtiğimiz günlerde Millî Gazete, rahmetli Necmettin Erbakan'ın 2003 yılında, Suriye konusunda yaptığı bir uyarıyı gündeme getirdi. Erbakan o tarihte, gerçekten de çok önemli öngörülerde bulunmuş. Özetleyerek verelim: 
Batı, İsrail'in Arz-ı Mevud hayalini gerçekleştirmek için Suriye'yi de yutmak hesapları içindedir! Bu maksatla, ABD Temsilciler Meclisi 'Suriye'yi Cezalandırma Yasası'nı onaylamıştır. Irak'ın işgali için ortaya atılan uydurma bahaneler şimdi Suriye için de uydurulmaktadır! Suriye, ABD'nin kendisini yutmak için eline bahane vermemeye çalışıyor. Hiçbir hareket yapmıyor; bekliyor. Siyonizm ise 'ne yaparsan yap, seni yutacağım' demektedir. 
Erbakan Hoca, “ABD'nin Afganistan, Irak, Suriye ve İran'la yetinmeyeceğini; asıl hedefin Türkiye olduğunu söylüyor!”
Bu tespitler, elbette ki, bir kehanet değildir. Dünyadaki gelişmeleri takip eden dikkatli bir gözün rahatlıkla görebileceği bu gerçeği İstihbarat Kuruluşlarımızın, Devlet Adamlarımızın ve Siyasetçilerimizin görememeleri mümkün müdür? Bu hepimizi, derin derin düşündürmesi gereken bir durumdur. 
Condoliza Rice, 2002 yılında BOP kapsamında 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini açıklamadı mı? Dünya hâkimiyeti peşindeki Milletlerarası Sermaye'nin (Buna özetle Amerika diyoruz), 'Millî Devletleri ortadan kaldırmak ve dünyayı, 2.000 küçük devletle daha rahat yönetebilmek' hesapları içinde olduğu bilinmeyen bir şey mi?
Rahmetli Erbakan Hoca'nın 1992 yılında Büyük Millet Meclisinde yaptığı bir başka tespit de hemen hemen aynı doğrultudadır. O yıllarda bizim sözde aydınlar Erbakan'ın millîciliğini ve 'Batı Kulübü' söylemini küçümserlerdi! 
Peki, Erbakan Hoca'nın rahle-i tedrisinden geçen AKP'nin kurucu kadroları, nasıl olur da, Erbakan'ın bu tespitlerine yüzde yüz aykırı bir siyaseti benimseyebilirler? 
AKP iktidarının ülke menfaatlerine aykırı bu dış siyaseti artık, yandaş kuruluşlar ve yazarlar tarafından bile dolaylı olarak eleştiriliyor. İktidara çok yakın bir kuruluş olan SESAR raporunda, Rafet Ballı'nın aktardığına göre (Aydınlık, 12.1.2016), Rusya ile aramızdaki uçak krizi hakkında şu tespit yapılmış: “Rusya ile yaşanan gerilim bile, ABD'nin Türkiye'ye yönelik enstrümanlarını genişletti!”
Yani, Türkiye, ABD politikasına daha da yakınlaşma baskısı altına girdi!
Türkiye, İran ve Suudî Arabistan'ın durumu hakkındaki şu tespit de anlamlı:
“Eli zayıf olanlar Türkiye ve S. Arabistan iken, İran'ın eli daha güçlü. Bağdat, Beyrut ve Şam cephelerini Suud kaybetti. İran kazandı!”
Peki, İran niye avantajlı? Bu avantaj raporda şöyle izah edilmiş: “Meşrû görülen vekillere sahip... İran'ın milisleri DAİŞ ile savaşan kahraman Şiiler!”
Bu kahraman Şiîler (Hizbullah)  için, AKP iktidarının, 'Hizbulşeytan' yakıştırmasını hatırlatalım!
SESAR raporunda, Suud'un kullandığı güçlerin 'Sünnî radikalizmi terörü olarak  mahkûm  edildiği' ifade edilmiş! Yani, Suriye'nin ABD emperyalizminin maşaları ile savaşında yardımına koşan İran ve Hizbullah güçleri itibarlı bir iş yapıyor. Suudî Arabistan'ın verdiği görüntü ise,  bu sözde 'cihatçı' terör örgütlerini destekleyen ve finanse eden devlet!
SESAR'ın bu tespitleri önemli. Umarız, iktidar Suriye konusundaki yanlış hesaptan dönmeyi artık düşünmeye başlar! Ne yazık ki, iktidarı buna zorlayacak bir muhalefet mevcut değil. Zaten ülke olarak en büyük sorunumuz da bu! 
Suriye savaşı 5. yılına gidiyor. Fakat AKP iktidarı, hâlâ daha yanlıştan dönmek erdemini gösteremiyor! Suriye'deki isyancı güçlere yardımlar devam ediyor! İktidar sözcülerinin açıklamalarına bakılacak olursa, bu yardımlar Bayır-Bucak Türkmenlerine yapılmaktaymış! Geçen hafta KRT televizyonunda, Suriye kökenli bir gazeteci olan Hüsnü Mahalli'yi dinledik. Bayır-Bucak Türkmenlerini anlattı. Mahalli'nin belirttiğine göre, Bayır-Bucak bölgesindeki Türkmenlerin çok büyük bir çoğunluğu, 2012'de 'cihatçı' örgütler buraları işgal ettiğinde bölgeyi terk etmiş!  Türkmenlerin çoğunluğu, -tuhaftır- 'Zalim Esed'in hâkimiyetinde olan Lazkiye'ye, sığınmış. Bir bölümü de Türkiye'ye kaçmış. Hüsnü Maliki, bugün İstanbul'da dilenenlerin çoğunun işte bu Türkmenler olduğunu söylüyor!
Fakat 'Zalim Esed' polemiği devam ediyor! Bu söylem sahipleri, iç savaş başlamadan önceki Suriye'de, Beşar Esad'ın zulmünden bir tek örnek verebilirler mi? Yandaş basında, Suriye yönetimi sürekli olarak, 'Nasturi Azınlığı' olarak aşağılanıyor. Hâlbuki, Suriye Devleti'nin bir Nasturi azınlık tarafından yönetildiği sadece bir kara propaganda. Suriye Devleti'nin yönetiminde Hıristiyanlar ve Türkmenler de var! 
Esad'ın, 2012'de bir suikastla öldürülen eski Genel Kurmay Başkanı Hasan Türkmani, isminden de anlaşılacağı gibi bir Türkmen'di! 
AKP iktidarı, Esad yönetimini meşrû bir yönetim olarak kabul etmiyor. Hâlbuki, uluslararası hukuka göre, bugün Suriye'deki Esad yönetimi meşrû bir yönetimdir. Türkiye dünyaya, meşrû Esad yönetimine karşı ayaklanan güçleri besleyen bir devlet görüntüsü vermektedir! 
Suriye'de iç savaş başlamadan önce, güney sınırımızda bir devlet vardı; şimdi ise terör örgütleri ile komşuyuz! Suriye sınırımıza 3 metre yüksekliğinde beton duvar çekiyoruz!
PKK gibi, dış destekli bir terör belâsı başımızdayken; nasıl olur da, Suriye'deki iç savaşı körükleyecek bir siyaset takip edilir;  anlaşılır gibi değil.  PKK'ya burada yeni bir alan açılacağı nasıl görülemedi? Hem de, Irak'ın Kuzeyi'ndeki Barzanistan ortadayken!
'Van Minüt' çıkışından sonra, Başbakan Yardımcısı Türkeş'in, “KKTC'ye su temin eden projeden İsrail'in de yararlanabileceği” açıklaması aslında her şeyi açıklıyor. 
İsrail karşıtı politikadan çark edilirken; Suriye politikasında ısrarın sebebi millete izah edilmelidir.
İsrail ve Suudî Arabistan, Büyük Kürdistan'ın kurulmasını kendi millî menfaatlerine uygun bulmaktalar. CIA ve MOSSAD'ın kuklası olacak 'Büyük Kürdistan' ya da  'Büyük İsrail' İran, Türkiye, Irak ve Suriye topraklarında tasarlanmakta! İsrail Adalet Bakanı bunu açıkça söyledi! Fakat, ne hikmetse, hükümet çevrelerinden ve muhalefet kanadından İsrail'e en küçük bir tepki bile gelmedi; gelemedi!
Biz, bizimle birlikte, toprakları emperyalizmin hedefi olan bu komşu devletlerle düşmanız; 'Büyük Kürdistan' kurmak isteyenlerle dostuz! 
Olanı biteni anlamak için önce gözlerdeki perdelerin kalkması gerekiyor. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık