• 26 Mart 2012, Pazartesi 9:50
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

EKVADOR DEVLET BAŞKANI'NDAN 'ULUS DEVLET' DERSİ!
 Ülkemizi ziyaret eden Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correra, Bahçeşehir Üniversitesi'nde şu konuşmayı yapmış: “Vahşi kapitalizme, 5 yaşında çocukların günde 14 saat çalıştırılmasına ulus devletlerin kurulmasıyla dur denildi.  Bugün dünya çapında ulus devletleri güçlendirerek, neoliberalizme dur diyebiliriz. Lâtin Amerika'da toplum, piyasalar ve sermaye üzerinde kontrolü ele geçirmeye çalışıyor. Krizlerin yaşandığı ülkelerdeki insanlar mücadele etmeli ve ümitli olmalıdırlar.  Halkın kendi geleceğini belirlemesini sağlayabilirler. Neoliberal politikalar bizim için felâket oldu.  Bunları bize bilim adı altında yutturmaya çalıştılar. Biz IMF ve Dünya Bankasının politikalarını uyguladık.  Bu, bizim büyük krizler yaşamamıza sebep oldu. Bu neoliberal politikalar eşitsizliği daha da derinleştirdi. Biz, gelişmekte olan ülkelere 'Görünmez Eller' değil, 'Görünen Eller' lâzım; devlet lâzım. Çünkü devlet bir şekilde hepimizin temsilcisi. Onunla birlikte toplumlar gereken gelişmeyi gösterebilirler.”
Bu konuşma bize, eski Guatemela Devlet Başkanı Juan Jose Arewalo'nun bir tespitini hatırlattı. ABD emperyalizmi, Birinci Dünya Harbi'nden önce, Monroe Doktrini gereğince, daha çok, arka bahçesi olan Lâtin Amerika ve Okyanusya'daki adalarla ilgiliydi. ABD bu ilgisini, bir 'Büyük Ağabey' misyonu içinde, 'dayanışma ve güvenlik anlaşmalarıyla koruma' esprisine dayandırıyordu. ABD'nin bu politikalarının ülkesinde nelere mal olduğunu,  Arewalo acı bir espri dolu şu sözleriyle bakınız nasıl anlatmış: “Birleşik Amerika, bizim cumhuriyete birkaç defa ağır yaralar açtı. Topraklarımızı, şehirlerimizi bombaladı. Hem de harp falan ilân etmeden!  Ülkemize askerî çıkarmalar yaptı, başkanımızı ve insanlarımızı öldürdü.  Ama bütün bunların ne önemi var efendim; USA bizim ağabeyimiz, son otuz yıl içinde ülkelerimizin bütün servet kaynaklarını söküp götürdü.  USA bizim kardeşimiz!  Bizim devletimiz onların çiftliğidir, onun küçük kardeşleri; yirmi tane çıplak ve genç küçük kardeş!  Evet, bizler ağabeyimize gereken saygıyı göstermekle yükümlü ve görevli olarak, topraklarımızın ürünlerini ve ülkelerimizin servetlerini ona, saygıdeğer ağabeyimize vermekle ödevliyiz!”
 Lâtin Amerika artık ABD'nin uydusu değil. Küba devrimiyle başlayan sürecin sonunda bugün artık bambaşka bir Lâtin Amerika var. Şili'deki, Arjantin'deki, ABD kuklası faşist yönetimler artık tarihe karıştı. Venezüella Devlet Başkanı Chavez'le, ABD'nin saltanatına son nokta konuldu. Bu ülkeler bunu nasıl başardılar ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, emperyalizme karşı verilen bir İstiklâl Harbi'nin sonunda kurulan bu cumhuriyet nasıl emperyalist devletlerin ağına düşürüldü ve hâlâ daha bu ağda çırpınmayı sürdürüyor?  
Vatanseverliklerinden kuşku duymadığımız birçok insanın bile 'ABD içimize öyle sızdı ki, artık kurtulmamız mümkün değil' karamsarlığı içinde olduklarını görmek insanı üzüyor. Zihin kontrolünün gücünü görüyor musunuz? Ve asıl önemlisi topluma önderlik yapacak kapasitede olan insanların bu zihin kontrolünün etkisi altına girmiş olmalarıdır. Hani sık sık dile getirilir ya 'Bu millet adam olmaz' diye. Mesele millette değil. Millet işinde gücündedir.  Milleti aydınlatacak, gerçekleri gösterecek olanlar, dünyada ve bu ülkede çevrilen dolapları tahlil ederek sentez yapabilen, kurtuluş yolları üzerinde düşünen, devlet olarak sahip olduğumuz imkânları millete anlatarak, millete karamsarlık değil,  güç ve cesaret verecek olan aydınlarıdır. Kabahat aydınlardadır. Kimse, faturayı millete kesmesin. Kimse, bu ülkenin aydınlarının, siyasetçilerinin ve akademisyenlerinin anlayamadığı, hattâ önemli bir bölümünün bir parçası oldukları emperyalist tezgâhları, sıradan insanlarımızın, kendiliklerinden anlamasını beklemesin. Bu milleti küçümsemeyi alışkanlık edinenlere, 'At sahibine göre kişner' sözünü hatırlatırız. Suyun başına millî şuûr sahibi önderler geldiğinde bu milletin nasıl mucizeler yarattığının tarih sayısız örnekleri ile doludur. Mesele millette değil; aydınlardadır.
Ekvador Devlet Başkanı, yaşadıkları tecrübelerin ışığında, ulus devletin önemine işaret ediyor. Bu ülkede ise, Ulus Devlet yerden yere vuruluyor! Ulus Devlete saldırılması ve  'Sivil Toplum'un yüceltilmesi Atlantik ötesinde düzenlenen menfûr bir programın gereğidir. Devletin işlevi Sivil Toplum Örgütlerine devredilmek isteniyor ve bu doğrultuda da müthiş bir propaganda yapılıyor. 'Resmî' kötüdür; 'Sivil' iyidir, güzeldir! Hedefleri Kuvayı Milliye Ruhudur, Misakı Millî'dir; Millî Devlet'tir. 
Geçtiğimiz günlerde Genelkurmay Başkanımızın ve Kuvvet Komutanlarının bir şehit ailesine yaptıkları taziye ziyaretine ilişkin görüntüler gazetelerde yer aldı. Komutanlarımız sivil kıyafetler içindeydiler! O ziyareti, niçin pırıl pırıl üniformalarının içinde yapmadılar? Sivilleşme propagandası anlaşılan ordumuz üzerinde de etkili olmuş! Son MGK kararı da bize göre askerdeki bu değişimin hazin bir örneğidir. 26 Şubat 2012 tarihli MGK açıklaması aynen şöyleydi: “Suriye'de devam eden şiddet, yıldırma ve toplu kıyım eylemlerine uluslararası toplumun seyirci kalmaması gerektiği vurgulanmış ve bu çerçevede Suriye halkının korunması ve insanî yardım ulaştırılmasının altı çizilmiştir. BM Genel Kurulu'nun 16 Şubat 2012 tarihinde ezici bir çoğunlukla kabul ettiği karardan duyulan memnuniyet dile getirilmiş ve 24 Şubat tarihinde Tunus'ta gerçekleşen Suriye'nin Dostları Grubu toplantısının sonuçları değerlendirilmiştir.” 
MGK kararıyla göreve davet edilen 'Uluslararası Toplum'un kimler olduğunu bilmeyen kaldı mı? Irak'ı kan gölüne çeviren, Libya'da yaşananların sorumluları bu barbarlar değil miydi? Irak'ta ve Libya'da olanların Suriye'de de olmasını mı istiyoruz? Bunların vahşetlerine. Libya'da olduğu gibi ortak mı olacağız? Bizim bunlarla ne işimiz var? Başbakanımızın, NATO'nun Libya'ya müdahalesi gündeme geldiğinde söylediği, “NATO'nun Libya'da ne işi var?” sözlerine yürekten katılıyoruz. Fakat asıl tartışmamız gereken Türkiye'nin NATO içindeki varlığıdır. Türkiye'nin NATO'da ne işi var? Bizim bu Haçlı İttifakında işimiz ne? Bunlarla birlikte Afganistan'da ne arıyoruz? 
'Atatürk de Afganistan'a subaylar göndermişti' diyorlar. Evet, doğrudur fakat amaçlar farklıydı. O subaylar emperyalist emellere hizmet için değil, Afgan devletinin emperyalistlere karşı güçlendirilmesine katkı sağlamak için oraya gönderilmişlerdi.
 Afganistan'da görev yapan bir binbaşımız, Kabil'de gezerken, bir ak sakallı ihtiyar kendisine “Sizin bu gâvurlarla ne işiniz var?” diye sormuş! Meselenin can alıcı noktası işte budur. Afganistan'da 12 askerimizin şehit düşmesi, bu ülkede, NATO ittifakı çerçevesinde bulunmamızın sorgulanmasına yol açtı. Hükümet yetkilileri yaptıkları açıklamalarda, NATO içindeki yükümlülüklerimizden dem vurdular! İyi de, bu yükümlülükler millî menfaatlerimize ne kadar uygundur? Yakın bir zamana kadar, Amerika'nın arka bahçesi olan Lâtin Amerika ülkeleri, ABD'ye karşı, örnek alınması gereken bir millî duruş sergilerken, bu ülkede, Atatürk'ten sonra ABD ile kurulan bağımlılık ilişkileri daha nereye kadar savunulabilir? 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık