• 09 Aralık 2018, Pazar 17:17
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

DÜNYADA BÖYLE BİR DEMOKRASİ YOK !

Ülkemizde sözde demokrasi adına âdeta bir curcuna yaşanmaktadır. Siyasî partiler, Çok Partili Demokratik Hayatın vazgeçilmez unsurları olarak tanımlanırlar. Doğrudur.  Fakat ülkemiz özelinde bu partilerin tümünün, engin bir sorumluluk duygusu içinde hareket ettiklerini; devletin ve milletin menfaatlerini gözeterek siyaset yaptıklarını  söyleyebilmek mümkün müdür? Siyasî partiler önce, kendilerine hayat hakkı tanıyan anayasamıza saygılı davranmak zorundadırlar. Anayasa öyle rasgele bir metin değildir ve siyasî partilerin arzularına göre değiştirilemez! Ancak ne var ki, dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde aslâ  görülemeyecek bir şekilde, kimi siyasî partiler, kendi parti tüzüklerini ve programlarını anayasa yerine koymak arzusu içinde oldukları gibi bir görüntü vermektedirler!
Anayasamızın ilk dört maddesinin değiştirilmesi teklif bile edilemez! Ancak, bu maddeleri, 'demokratikleşmemizin önünde bir engel olarak' görenlerin varlığı ve bunun  televizyonlarımızda ve gazete köşelerinde fütursuzca tartışılması da bir vakıadır!
Dünyanın hiçbir ülkesinde, bir terör örgütü ile bağı bulunan bir siyasî partiye hayat hakkı tanınmaz! Fakat bu ülkede, ülkemizi bölmek amacıyla, yıllardır terör faaliyetinde bulunan PKK terör örgütünün Meclis'teki uzantısı olduğu bilinen HDP'nin varlığını sürdürmesine imkân tanınabilmekte ve bu garabete, 'çağdaş bir demokrasinin olmazsa olmazı olarak' hoşgörü ile bakılması beklenebilmektedir! 
Demokratik ülkelerde medya 4. Kuvvet olarak tanımlanır. Fakat bu ülkede çoktandır medya bu özelliğini kaybetmiştir! Holdinglerin kontrolüne girerek, kamuoyunu aydınlatma işlevini çoktandır terk eden  medyamızın kahir ekseriyeti,  ülkemizi karıştırmayı amaçlayan  bir  5. Kol  gibi faaliyet icra edebilmektedir! Tarih bilincine sahip olmayan devşirilmiş aydınlarımızın da bu kervana dahil edilmiş olmaları bir başka hazin gerçeğimizdir!
AMERİKA'NIN DEMOKRASİ OYUNU!
    Bütün bu sapkınlıklar  ve yaşadığımız bu çürüme, Amerika'nın demokrasi oyununa hiç sorgulamadan katılmamızın;  dinimizin de kesin buyruğu olan Adalet Devleti hedefinin bir kenara bırakılarak, herkesin kendi çıkarına göre tanımladığı bir demokrasi kavramının kutsallaştırılmasının  sonuçlarıdır!
    Atatürk'ün l Eylül 1924 tarihinde, Dumlupınar'da söylediği şu sözlerini hiçbir zaman unutmamak gerekir: “Bir memleketi zapt ve işgal etmek o memleketin sahiplerine hâkim olmak için kâfi değildir. Bir milletin ruhu zapt olunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hâkim olmanın imkânı yoktur.” 
Millî devletlere karşı yerelleşmeyi dayatan Global Şirketler ve yerli işbirlikçileri, milletteki bağımsızlık ruhunu yok etmek için her şeyi yapıyorlar. Batılı istihbarat kuruluşlarının güdümündeki Sivil Toplum Örgütleri, Millî Devletleri çökertmek için  muazzam bütçelerle dünyanın her tarafında faaliyette bulunmaktadırlar. Bu kuruluşlar, “Demokrasi Projesi” ve “Açık Toplum Projesi” gibi, sözde 'Batılı değerleri benimsetmek amacıyla, demokrasi ve insan hakları mücadelesi veriliyor görüntüsü altında' zihinlerini iğfal ettikleri gençleri, siyasetçileri ve aydınları kendi devletleri ve ülkeleri aleyhindeki faaliyetlerde kullanıyorlar. Batılı değerler dedikleri şey elbetteki, demokrasi ve bunun olmazsa olmazı  olan Serbest Piyasa Ekonomisi ve tabiî ki, özelleştirme yoluyla, bütün millî kurumların yabancıların eline geçmesidir!   
Turuncu Devrimler ve Arap Baharı da bu faaliyetlerin bir sonucuydu. Putin, Sovyetler Birliği'nde, Rus gençlerini avlayan bu dış bağlantılı Sivil Toplum Örgütlerine karşı kendi millî sivil toplum örgütünü kurdu. Rusya bunda büyük bir başarı sağladı ve son olarak, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı  (USAID) isimli Sivil Toplum Örgütü'nün Rusya'yı terk etmesini istedi. Rusya'nın bu sıkı takibi yüzünden Soros bu ülkedeki faaliyetlerine son vererek Rusya'yı terk etmek zorunda kaldı!
 Tabiî bunları yapabilmek için, önce Millî bir Devletinizin ve Millî bir Bürokrasinizin olması gerekiyor!
 Ne yazık ki, sözde  daha demokratik ve daha çağdaş bir devlete dönüşmek amacıyla, Batılı 'dostların' telkin ve tavsiyelerine uyulmasının hazin sonucu Millî Devlet yapımızın daha da güçsüzleşmesi;  birlik ve bütünlüğümüzün parçalanması olmuştur!
Batılı 'dostların' kontrolündeki Sivil Toplum Örgütleri ve vakıflar, 'Türkiye'nin Demokratikleştirilmesi' görüntüsü altında, yıkıcı faaliyetlerini sürdürmektedirler!
Milliyet gazetesinde 23.08.2005 tarihinde yayınlanan bir haberden, Soros'un Açık Toplum Vakfı'nın 'Güneydoğu'da Kadın Liderler Yetiştirme Programı'na 300 bin dolar verdiğini öğreniyoruz! 
Kürtleri ne kadar da çok çok seviyorlar! 
AKP'li Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Soros'un programa 300 bin dolar katkı sağlayacağını, paranın 200 bin dolarını aktardığını gayet normal bir hadise gibi söyleyebiliyordu! Nitekim Soros da, yanına TESEV Başkanı Can Paker'i alarak İstanbul'da düzenlediği bir basın toplantısında, Açık Toplum Enstitüsü'nün faaliyetleri çerçevesinde Türkiye'ye 8 milyon dolar ayırdığını hiç kimseden çekinmeden açıklayabiliyordu! 
Adamlar ülkemizin demokratikleşmesi ile bu kadar yakından ilgili.  Demek ki, bizi çok seviyorlar! 
Yine Can Paker'in, Mine Şenocaklı'ya verdiği bir mülâkatta  belirttiğine göre, TESEV olarak bugüne kadar Soros'tan aldıkları destek yılda ortalama l milyon 800 bin dolarmış (Vatan gazetesi 11.05.2008)!
 Açık Toplum Enstitüsü'nün merkezi New York ve Washington! Budapeşte'de Açık Toplum Üniversitesi kuruluyor. Erol Bilbilik, “Bu üniversitenin görevi 'Emperyalizmin Demokrasisini' hayata geçirmektir” diyerek şu uyarıyı yapıyor: “Halkların özlediği bir demokrasi için değil, sermayeye engel teşkil etmeyen ve onların sınırlarını çizdiği bir demokrasi ve şeffaflık projesiyle yola çıkıyorlar. Bu, sonuçları itibarı ile sermaye için demokrasi getirir ama ulus devletler için intihardır” (Gürkan Hacir, “Çökmeden”, s. 116)!
TESEV'in faaliyetleri bizzat eski Genelkurmay Başkanımız sayın Yaşar Büyükanıt tarafından bir basın toplantısında açıkça eleştirilmişti! 
Hatırlanacağı gibi, eski Genelkurmay Başkanlarımızdan sayın İlker Başbuğ da, ülkemizin bir Asimetrik Savaşla karşı karşıya bulunduğunu söylemişti!
 Ancak gelin görün ki, ülkemizde bunu görecek ve müdahale edecek bir millî devlet yapısı bırakmadılar! Yoksa FETÖ bu kadar kolaylıkla örgütlenebilir miydi? 
Demokratik hak ve özgürlükler bu savaşın kamuflajı olarak kullanılmaktadır! Peki, demokrasiye karşı mı çıkacağız. Tabiî ki hayır! Fakat dünyayı yönetmek iddiasında olan Globalcilerin,  demokrasiyi kullanarak ülkemizi kaosa sürüklemesine de izin verilmemelidir.
 Globalciler bu amaçlarını saklamıyorlar! 1 Doların arkasına bunu açıkça yazmışlar! 1 Doların arkasındaki piramidin üzerinde yazılı bulunan, Lâtince “Annuit Coeptis” “Bizim Meselemiz, Plân Başarıya Ulaşacaktır” anlamına geliyor. Plân ne? Millî Devletleri tasfiye edecek Küresel İmparatorluk! Bunun için de milliyetçi düşünceye itibar kaybettirilmesi gerekiyor. Kemalizm'e yapılan saldırıların temel nedeni de işte budur! 
Afganistan'ın, Irak'ın, Libya'nın ve Suriye'nin ne duruma getirildiklerini gördük! 
Atatürk'ün ölümünden sonra Batı ittifakına katılmayarak; Atatürk'ün Sadabat Paktı anlayışı çerçevesinde Bölge Devletleri ile işbirliğini sürdürmüş olsaydık; Emperyalist Devletler kaos senaryolarını bu kadar rahatlıkla hayata geçirebilirler miydi? 
Bölgemizde ve ülkemizde yaşananlardan hâlâ daha ders almayacak mıyız? Ülkemiz üzerindeki menfur plânlara ancak İç Cephemizi tahkim ederek; Bölgesel işbirliğini güçlendirerek; Millî Devletimizi, Millî Ekonomimizi, Millî Bürokrasimizi güçlendirerek karşı durabiliriz. Siyasî Partiler, siyasetçiler ve  aydınlarımız önce bu gerçeğin farkında olmalıdırlar. 
 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık