• 05 Kasım 2012, Pazartesi 9:04
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

DOĞUM SANCILARI!
 Evet,  aslında,  karamsar olmamızı gerektirecek birçok şeyin varlığına rağmen, biz yine de, güzel günlerin eşiğinde olduğumuza inanıyoruz. Yaşadığımız olumsuzluklara 'doğum sancıları' diyebiliriz. Ülkenin hemen her yanında ve özellikle Ankara'da gerçekleşen 29 Ekim kutlamaları bu umudumuzun kaynağıdır. 29 Ekim kutlamaları, Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında yaşadıklarımıza rağmen, halk muhalefetinin kırılamadığını göstermiştir. Halkımızın gösterdiği kararlılık,  vatan için, millet için mücadele eden; bu ülkenin birliğine ve bütünlüğüne kast eden gayrimillî uygulamalara bütün güçleriyle karşı koyan, millî şuuru yüksek siyasetçilerimize ve aydınlarımıza büyük güç vermiştir. 29 Ekim günü gerçekleşen halkımızın alternatif  kutlamalarının, bize göre mesajı açık ve nettir. Bu ülkede Büyük Orta Doğu Projesi'nin hayata geçirilmesi mümkün değildir. Millet, ülkenin bölünmesine aslâ izin vermeyecektir. Muhalefet partilerimiz de, milletimizin bu mesajını çok iyi değerlendirmeli,  millete önderlik edemedikleri takdirde  yok olup gideceklerini artık görmelidirler. 
PKK terörünün ana üssü Kuzey Irak'tadır. Türkiye'nin yapması gereken ilk iş bu üssü behemehâl yok etmektir. Bunun için de mutlaka, -bugün kendileri ile pazarlık edilen- bu terör örgütünün lider kadrosu yok edilmelidir.  Bu konuda Batılı dostlarımızdan  herhangi bir yardım beklenmesi akıl kârı değildir. ABD'nin ve AB'nin bugüne kadar, bu terör örgütünü nasıl kullandığını ve desteklediğini bu ülkenin Genelkurmay Başkanları bile itiraf etmek zorunda kalmışlardır. 21 Şubat 2008'de TSK'nin, ağır kış şartlarında, Irak'ın kuzeyine düzenlediği askerî harekâtın ABD'nin baskısıyla 29 Şubat 2008 tarihinde nasıl sonlandırıldığını hatırlatalım! Terörle mücadele etmek iddiası ile,  binlerce kilometre ötedeki Afganistan'ı işgal  eden ABD,  Irak'ta kurduğu kamplardan sürekli Türkiye'ye sızarak terör eylemleri gerçekleştiren bu hain örgüte  müdahalemizi engellemektedir.  Hâlbuki, bu bize uluslararası hukukun tanıdığı bir haktır.
 1991 yılında Çekiç Güç'ün topraklarımızda üslenmesine izin verdik. Bunu Özal istemişti!  Çekiç Güç 'Kürdistan devletinin' alt yapısını hazırladı. Bugün aynı şey, bu defa  Suriye'de gerçekleşmektedir! Başkanlık seçimleri sürecindeki ABD'de, Başkan Obama bir televizyon programında, -her nasılsa- Suriye konusundaki politikalarını Türkiye ve İsrail'le birlikte yürüttüklerini açıkladı! Bu itiraf üzerinde düşünülmelidir. Suriye konusunda ABD ve İsrail'le birlikte yürütülen politika ülkemizin millî menfaatlerine uygun mudur ve bu coğrafyadaki kadim tarihimize yakışmakta mıdır? Araştırmacı Adil Gür'ün yaptığı kamuoyu araştırması sonuçlarına göre, İktidarın Suriye politikasını AKP'ye oy veren vatandaşların bile ancak yarısının desteklediğini hatırlatalım!
 Muhaliflere verilen fiilî destek  sebebiyle, Suriye'nin kuzeyinde Şam'ın otoritesi zayıflamış ve PYD denilerek kamufle edilen  PKK etkinlik kazanmıştır. Çekiç Güç ve ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra  Irak'ın kuzeyinde gerçekleşen Kürt otonomisi şimdi de Suriye'nin kuzeyinde oluşmak üzeredir! Geriye 'parçaları' birleştirmek kalıyor! 
BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak ABD ziyaretinden dönüşünde “Obama yönetiminden rol istedik” açıklamasını yapmıştı. Aysel Tuğluk ise “Obama yönetimi yeniden seçilirse Türkiye'yi ve AKP'yi masaya yatıracak. Bakın oturtacak demiyorum, masaya yatıracak. Bu bir dizayn olacak” diye konuşuyor; konuşabiliyor! 
Gelinen aşamada, askerlerimizin artık Güneydoğu'daki birliklerine,  karadan değil, havadan taşınması kararlarının alınması söz konusudur! Bu ne anlama gelmektedir? Bu bölgede artık askerin bile karada güvenliği söz konusu değildir!  Peki, bu aşamaya nasıl gelinmiştir?
Bakırköy 6. Sulh Ceza Mahkemesi karar vermiş: 'Liderimiz Öcalan' denilmesi suç teşkil etmiyormuş.  Mahkeme ayrıca kararına şunu da eklemiş: “Öcalan'ı önder saymak suç değil.  Hitap toplumun büyük kesimini incitse de, demokratik haktır. Katlanmak gerekir.”
Millet, işte böyle, yavaş yavaş bölünmeye  alıştırılıyor. Yeni Büyükşehir Yasa Tasarısının da bu yönde atılmış bir adım olduğu hakkında önemli iddialar var! Meselâ, komisyonda yaptığı konuşmada bu kanunla Kent Devletlerinin ortaya çıkacağını ve bunun da BOP'a hizmet ettiğini açıkça söyleyen MHP milletvekili sayın Özcan Yeniçeri, daha önce Irak, Mısır, Tunus, Libya, Yemen ve şimdi de Suriye'de yaşananların BOP kapsamında gerçekleştiğini, Türkiye'nin de kendi eliyle bu sisteme eklemlenebilmesi için siyasal, yapısal, anayasal çabalar olduğunu, yerel yönetimler yasa tasarısının da bunun bir parçası olduğunu dile getiriyor ve bugün başına buyruk bir yönetim sergileyen Diyarbakır Belediye Başkanı'na söz geçiremeyen merkezî hükümetin, yarın bu kanun teklifi yasalaşırsa, bunlara nasıl söz geçireceğini sorguluyor ve Türkiye'nin eyaletleşmeye, federalleşmeye ve bir iç çatışmaya sürükleneceği  uyarısını yapıyor.
Yeni kanuna göre bu  belediyeler  maden arama ruhsatı bile verebilecekler!
ABD'li ve Avrupalı dostlarımız Türkiye'ye 'demokratikleşme' görüntüsü altında dayattıkları bu değişimi çok sıkı bir şekilde takip de ediyorlar;  yeni anayasa çalışmaları ile çok yakından ilgileniyorlar! Anayasa Komisyonundaki MHP milletvekili Oktay Öztürk, kendisi ile görüşen Fransa'nın Ankara Büyükelçiliği Baş Müsteşarına  “Siz işimize karışmazsanız çok daha rahat anayasa yapacağız” demek zorunda kalıyor! 
 Şu işe bakın! Sözde bağımsız bir devletiz! Batılı 'dostların' ülkemizin demokratikleşmesine gösterdiği bu ilgi gerçekten göz yaşartıcı! Türkleri o kadar seviyorlar ki, Türklük düşmanlarını ödüle boğuyorlar! Orhan Pamuk  “Bu topraklarda 30 bin Kürt ve l milyon Ermeni öldürüldü.  Benden başka kimse bundan bahsetmeye cesaret edemedi” diyebilen 'cesur' bir yazar olduğu için Nobel ödülüne lâyık görülmüştü! Şimdi de, 29 Ekim Pazartesi günü,  yani Cumhuriyetimizin kurulduğu gün, Paris'te düzenlenen bir törenle Legion d'Honneur' nişanı ile ödüllendirildi! Ödül töreni için bu tarihin seçilmesinin bir tesadüf olmadığına, bu Avrupalı 'dostların' Cumhuriyetimizin artık ömrünü tamamladığı mesajını verdiklerine emin olabilirsiniz. Orhan Pamuk ayrıca, Danimarka'dan 'Sonning Ödülü”, İrlanda'dan da 'Burke Madalyası' ödülü alacak!   Türk düşmanları işte böyle ödüllendiriliyor. 
 'Özgürlük Savaşçısı' Leyla Zana'ya da önceki yıllarda,  Avrupa Birliği Parlamentosu tarafından   'Demokrasi ve İnsan Hakları Savunucularına verilen' SAKHAROV BARIŞ ÖDÜLÜ'nün verildiğini hatırlatalım! 
PKK'nın kaçırdığı 6 öğretmeni, topluca hareket eden köylüler PKK'nın elinden aldılar. Devletten en küçük bir destek gelmeden milletin gösterdiği direnişi  görüyorsunuz.  Bir de devlet olarak,  ABD'ye ve Avrupa Birliği'ne rest çekilerek bütün gücümüz ile PKK'nın üzerine gidildiğinde olacakları düşünün! Bugün Oslo-Kandil ve İmralı ile yapılan görüşmeler, Batı'nın maşası  bu işbirlikçi terör örgütüne güç ve cesaret vermektedir. 
Evet, bütün bu olumsuzluklara rağmen gelecekten umutlu olduğumuzu belirtiyoruz.  Büyük Türk Milleti 29 Ekim'de sergilediği asil tavırla iradesini ortaya koymuştur. Şimdi sıra siyasî partilerdedir. Kendilerini bu irade doğrultusunda yenilerlerse mesele yoktur aksi takdirde milletin iradesine, beklentilerine cevap verecek teşkilât mutlaka ortaya çıkacaktır.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık