• 23 Ekim 2015, Cuma 8:47
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

DOĞU PERİNÇEK'İN HAKKI TESLİM EDİLMELİDİR!
 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, beklenen kararını açıkladı! Çok şükür, artık Avrupa'da, “Ermeni soykırımı yalandır” diyebileceğiz. Bu kararla, Avrupalı 'dostların' Türk'e karşı bir zulmü de nihayet sona erdi. 
Bizim acizliğimiz sebebiyle, 1915 olaylarının, 'soykırımı' olduğuna inandırılan birçok ülke parlamentosu, ülkemizi 'soykırımı' ile suçlayan kararlar aldılar. Bazıları daha da ileri giderek, soykırımı inkârın suç olduğuna dair kanunlar çıkardılar. Bu ülkelerden birisi de İsviçre idi. Sayın Doğu Perinçek, İsviçre'de, soykırımın bir emperyalist yalan olduğunu söyleyince, yargılandı ve hapse mahkûm edildi. Perinçek'in itirazı üzerine konu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde   görüşüldü ve 7 Aralık 2013 tarihinde, Perinçek'in haklılığına karar verildi. İsviçre bu kararı temyiz etti. 15. 10. 2015 tarihinde, bu itirazı görüşen Büyük Daire, İsviçre'nin kabul ettiği kanunu ifade özgürlüğüne aykırı bularak, “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” sözünü söylediği için, Doğu Perinçek'e ceza verilemeyeceğini açıkladı.
Kendisini seversiniz; sevmezsiniz; o ayrı bir mesele; fakat AİM'in bu kararı,  ülkemiz için bir zaferdir ve sayın Perinçek övgüyü hak etmektedir. 
Duruşmaya İsviçre ve Ermenistan Devletlerinin temsilcileri de katılmıştı. Bu kararla büyük bir şok yaşadılar. İsviçre Hükümeti, ifade özgürlüğünü yok eden, soykırımı inkârı suç sayan, bu  anti demokratik kanunu yürürlükten kaldırmak için çalışmalar başlattı.
Büyük Daire'nin bu kararı iki açıdan önemlidir. Birincisi, bu başarı, Batı karşısında bize özgüven kazandırmıştır. İkincisi, Batı karşısında bir türlü dik duramayan; bu büyük milletin hak ve hukukunu savunamayan siyasetçiler, artık bu milleti kandıramayacaktır; millîcilerin sesi bundan böyle daha gür çıkacaktır. 
Batı, güçten anlar. Onların karşısında eğildiğimiz sürece, hak ve hukukumuzun sürekli çiğneneceği bilinmelidir. Batı'yı çok iyi tanıyan Atatürk, 13.8.1923'de, TBMM'de yaptığı bir konuşmada şu uyarıcı sözleri söylemişti: “Şüphesiz hukukumuza, şeref ve haysiyetimize hürmet edildikçe, mütekabil hürmette katiyen kusur etmeyeceğiz.  Fakat ne çare ki, zayıf olanların hukukuna hürmetin noksan olduğu veya hiç hürmet edilmediğini çok acı tecrübelerle öğrendik!”
İşte, dik durduğumuzda, hakkımızı talep ettiğimizde hukukumuza hürmet edildiğini, Büyük Daire'nin bu kararı da bize göstermiştir. Mesele, bugüne kadar bunun yapılmamış olmasıdır ki, bu da devletimizin, Atatürk'ten sonraki süreçte, Batı'nın karşısında ne kadar zelil bir duruma düşürüldüğünü göstermektedir.
Doğu Perinçek ve arkadaşları Türklük düşmanlarının sırtlarını yere getirdiler. Fakat şunu sormak durumundayız: Devletimiz, 'Atatürkçü ve Milliyetçi Partilerimiz', Türklüğe yöneltilen bu iftiralara karşı niçin kıllarını bile kıpırdatmadılar? Türklüğün bu kadar tahkirine, yıllarca, niçin bu kadar sessiz kaldılar? 
Bunlar cevap bekleyen önemli sorulardır. 
Ermeni Soykırımı iddialarının amacı milletimizi köşeye sıkıştırarak, bunaltarak, psikolojik olarak çökertmek ve emperyalist projelerin kolaylıkla uygulanmasını gerçekleştirmektir. Bilindiği gibi, Batı'nın 'demokratikleştirmek' maskesiyle yapmak istediği,  aralarında ülkemizin de bulunduğu 22 Müslüman ülkenin sınırlarının yeniden belirlenmesidir! 
'Yeni' kelimesi, bu projenin kamuflajı için kullanılıyor. Yeni Türkiye'de Türklük yok! Kimlik yok! Üniter Devlet yok! Graham Fuller “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabını niçin yazdı? 'Türksüz' bir Yeni Anayasa için niçin bu kadar ısrar edildi?  Orduya ve millîci aydınlara Ergenekon ve Balyoz davaları kumpası niçin kuruldu?
Fakat, başaramadılar! Türk Milletine ihanet davaları çöktü. Bu davaların ünlü savcıları yurt dışına kaçmak zorunda kaldılar! A.İ.H.Mahkemesi Büyük Daire'nin bu kararından sonra, Ermeni Soykırımı iftiraları ile Türklüğü köşeye sıkıştırmak plânları da çöpe gitti. Şimdi ellerinde sadece Kürt kartı kaldı. Fakat Kürtçülüğü teşvik çabaları da sonuçsuz kalacak! Bu ülkeyi bölemeyecekler! Böldürtmeyeceğiz!
Türkiye bütün bu belâlara, Atatürk'ün ölümünden sonra, Batılı devletlerle girdiği ittifak ilişkileri yüzünden duçar olmuştur. Batılı 'dostlar', Cumhuriyet kurulurken de, Ermeni ve Kürt meselesini önümüze getirmek istemişler fakat, Atatürk'ün tavizsiz tavrı karşısında geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Fakat, Türkiye üzerindeki projelerinden aslâ vazgeçmediler. Sabırla, uygun zamanı beklediler! Türkiye'yi ittifak ilişkileri ile kendilerine bağladıktan sonra, yavaş yavaş, âdeta kurbağa refleksi örneğinde olduğu gibi, gevşeterek operasyona hazır bir duruma getirdiler. Kurbağayı sıcak su bulunan bir kabın içine atarsanız, bir sıçramada kendini dışarı atar. Fakat kurbağanın içinde bulunduğu kaptaki suyun ısısını yavaş yavaş artırırsanız;  haşlanarak ölür gider! İşte ülkemize de bunu yapmak istediler. Avrupa Birliği Üyeliği de 'bir havuç olarak' bu amaç için kullanıldı ve kullanılmaktadır!
Parlamentodaki partilerden bir tekinin bile, AB'ye karşı bir tavrı görülmüş müdür? Hepsinin de hedefi hiçbir zaman üye yapılmayacağımız bu birliğe girmek değil midir?
Atatürk, Ermenilere soykırımı yapıldığı iddialarının dile getirilmesi sebebiyle,  ABD'nin İstanbul Yüksek Komiseri Amiral Bristol'e 7 Mart 1920 tarihinde gönderdiği bir telgrafta, “Müttefiklerin ve Amerika'nın bu yalanlara inanmayacağını düşünüyorduk çünkü gizli servisleri bütün Anadolu'da faaliyet gösteriyor!” diyerek, “Böyle bir 'Soykırımı' söz konusu olmuş olsaydı, sizin ve müttefiklerinizin Anadolu'da cirit atan casusları bunları rapor etmez miydi?” diye soruyor!  
Evet,  Emperyalist devletlerin ajanları, Anadolu'da böyle bir soykırımı yaşansaydı, bunu kendi devletlerine rapor etmezler miydi ve daha o zaman bize dünyayı dar etmezler miydi? Kaldı ki, Lozan'la bu defteri kapattık! 
Soykırımı iftirasını, Ermenistan'ın ilk Başbakanı Kaçaznuni'nin şu itirafları da çürütmektedir: “1914 sonbaharında Ermeni gönüllü birliklerinin kurulması ve Türklere karşı faaliyete  geçirilmesi yanlıştı. (…) Zafer havasına kapılmıştık; sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında Çar Hükümeti'nin Ermenistan'ın bağımsızlığını bize armağan edeceğine emindik. Aklımız dumanlanmıştı. (…)1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu göçe tabi tutuldu, kitlesel sürgünler ve baskınlar gerçekleştirildi. Bütün bunlar Ermeni meselesine ölümcül bir darbe vurdu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır” (Ovannes Kaçaznuni, “Taşnak Partisi'nin Yapacağı Bir Şey Yok”)!  
İngilizler, Temmuz 1921'de, Malta'ya sürdükleri İttihatçıları, Ermeni tehcirinde suçlu oldukları iddiası ile yargılamaya kalkmışlardı. Ellerinde kanıt olmadığı için, Anadolu'da birçok misyoner kuruluşları olan Amerika'ya başvurarak, bu konuda ellerinde bulunan kanıtları göndermelerini istediler. Amerikalılar ellerinde bir kanıt olmadığını bildirince, İngiliz Başsavcısı dava açmaktan vazgeçmişti!
Bugün, Ermeni Soykırımı iddialarına kanıt olarak gösterilen iki kitap vardır ki, bunların ikisinin de talimatla yazıldığı meydana çıkmıştır. Türkiye'de 1913-1916 yılları arasında Büyükelçi olarak görev yapan Morgenthau, ABD'ye döndükten sonra Başkan Wilson'un onayını alarak Ermeni Tehciri ile ilgili olarak, Osmanlıyı suçlayan bir  kitap yazar.  Emekli Büyükelçi Şükrü Server Ayata'nın bildirdiğine göre, kitabı yazan da kendisi değildir. Kitap Pulitzer ödülü sahibi Burton J. Hendrick'e yazdırılmıştır ve karşılığında yazara yaklaşık 1 milyon 300 bin dolar verilmiştir. Bilindiği gibi, bir de İngilizlerin propaganda amaçlı olarak ünlü tarihçi Arnold Toynbee'ye yazdırdığı bir Mavi Kitap var. 1966'da hatıralarını yazan Toynbee, Mavi Kitap'ı, İngiliz hükümetinin propaganda amaçlı olarak yazdırdığını itiraf etmiştir. Bu konuya devam edeceğiz.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık