• 05 Ağustos 2016, Cuma 9:03
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

DOĞRUYA DOĞRU YANLIŞA YANLIŞ!
 Türk-Rus ilişkileri konusuna devam edeceğiz. İktidarın, Silâhlı Kuvvetlerimiz konusunda aldığı kararların önemi nedeniyle bugün bu konu üzerinde duracağız. 
Silâhlı Kuvvetler üzerinde yapılan son tasarruf yandaş basında alkışlanıyor. Birkaç örnek verelim: Yeni Şafak: “Devrim gibi!”; 
Habertürk: “Yüzde yüz sivil dönem”; Milliyet: “Orduda sivil döneme geçiş!” Hâlbuki, Darbe Teşebbüsü sonrasında oldukça sağduyulu bir yayın yapılmıştı. AKP'ye oy verenler arasında bu radikal kararları tasvip etmeyenlerin olduğunu görüyoruz. Yani seçmen,  yandaş yazarlardan daha sağduyulu!
Ne yazık ki, 'EVETÇİ' bir basınımız var. İktidar bu 'Evetçiler' yüzünden onca hatayı yaptı. Eğer bir parça uyarmış olsalardı, ülke bu durumlara gelir miydi? 
Biz, hiçbir zaman, kör bir muhalefet duygusunun taassubu ile hareket etmedik.  İktidarın doğru bulduğumuz kararlarına 'DOĞRU' dedik; yanlışlarını da eleştirdik. Bir iktidarın doğru yolda ilerlemesinin en büyük yardımcısı, yandaşlaşmamış özgür bir basındır. 
“Büyük Uyanış” başlıklı yazımızda, Silâhlı Kuvvetlerimiz üzerinde hükümetin bir operasyon yapacağı hakkında çıkan dedikodular üzerine şu değerlendirmeyi yapmıştık: “Kumpas mağduru komutanlar göreve çağrılmaktadır. Kim böyle bir şeyi düşünebilirdi? Evet! Ordumuz büyük mağduriyetler yaşamıştır fakat asker üniforması giymiş bu çetenin temizlenmesi ile daha da güçlenecektir. Ancak, bu arada, Darbe Teşebbüsü bahanesiyle, Ordumuzun itibarını kıracak uygulamalardan kaçınılmalı; Ordumuzun yeniden düzenlenmesi konusunda acele edilmemeli; konunun uzmanlarının görüşlerine itibar edilmelidir. Kur'an, Peygamberimize bile istişare etmesini buyuruyor!”
Ne yazık ki, hükümet hiçbir istişarede bulunmadan,  TSK hakkında, bu radikal  kararları aldı. Bunu da, “Sıfır kilometre bir devletimiz olacak” diye büyük bir övünçle açıkladılar! Allah aşkına, 'Sıfır Kilometre devlet' ne demek? Bir devlet tecrübeleriyle devlettir. Bir devletin tarihi ne kadar eskiyse tecrübesi de o kadar değerlidir. Kara Harp Okulu'nun tarihi 1795'e kadar gidiyor. Topçu ve İstihkâm subayı yetiştirilmek üzere kurulmuş ve II. Mahmut zamanında 1834 yılında Mektebi Harbiye adını almış. Bu bizim tarihimiz! Başka milletler tarihleri ile övünüyorlar;  biz tarihimizi yok ediyoruz!
Tuhaf olan şey, yıllardır TESEV'in; Amerika'nın ve Avrupa Birliği'nin benzer tavsiyeleri yapması! Dinimize göre Şehitlik ve Gazilik en kutsal mertebelerdir. Bilindiği gibi TESEV isimli, Soros fonlarından beslenen kuruluş 'Şehitlik ve Gazilik kaldırılsın' diye demeçler vermekteydi! Etyen Mahçupyan,  TESEV için hazırladığı raporda, 'Türk Milleti' 'Türk Devleti' 'Türk Vatandaşı' ve 'Türk Kültürü' gibi ifadelerin kullanılmamasını önermişti! Bir zamanlar, bazı AKP yetkililerinin de benzer düşünceleri savunduğu biliniyor. Meselâ AKP Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı şöyle buyurmuştu: 
“Anayasayı değiştireceğiz ve vatandaşlıktaki Türklük tanımını kaldıracağız. Yoksa demokratikleşmeyi yapamayız!” 
Silâhlı Kuvvetler üzerinde de yoğun tartışmaların yaşandığı o günlerde, “Madalyonun Arka Yüzü” başlıklı bir yazımızda, şu uyarıyı yapmıştık: “Neler oluyor?  Nedir bütün bunların sebebi? Hemen söyleyelim ki, Türkiye'yi çözmek için önce Türk Silâhlı Kuvvetlerini çözmek gerekir; bunun için de, tabiatıyla önce askerin itibarı kırılmalıdır! Batılı 'dostlarımızın' bu doğrultuda raporları ve çalışmaları olduğunu biliyoruz. Kimilerinin askere karşı bir kini var, bu kinin yarattığı körlük, askere saldıranlara destek olmalarını sağlıyor! Bu kavramları kimin ne maksatla ürettiğinden habersiz kimi saf demokratlarımız, 'Sivilleşme, Demokratikleşme' kavramlarını Türkiye'nin gerçek bir demokrasiye, barış ve huzura kavuşmasının araçları olarak görüyor ve askeri, 'Sivilleşme ve Demokratikleşmenin' önünde bir engel olarak gösteren ve askere karşı en seviyesiz saldırıları sürdüren cephenin yanında yer alıyorlar.  Kimileri de zaten bu Psikolojik Harp'in görevlileri olarak görevlerini ifa ediyorlar.  (…) Bugünlerde tartışılmakta olan 'Silâhlı Kuvvetlerimizin sınırlarımızdan çekilmesi tasarısı' da küresel bir projedir. 'Jandarma lağvedilecek, sınır güvenliği 50 bin kişilik özel bir polis kuvveti tarafından sağlanacak' gibi fikirler TESEV tarafından ve Avrupa Birliği tarafından boşuna mı öneriliyor? Tuhaf olan, hükümetin bu teklifleri ciddiye alarak bu doğrultuda girişimlere başlamış olmasıdır! Evet, Millî Ordumuz üzerinde çok kapsamlı bir harekât devam etmektedir. Kahraman Ordumuzun bu coğrafyadaki Türk varlığının teminatı olduğunu bir kez daha hatırlatalım!”
Yani, TSK konusundaki son tasarruf, uzun zamandır hükümetin ajandasında bulunmaktaydı! Diğer taraftan, böyle güzel bir Millî Birlik ortamı sağlanmışken, nasıl olur da, bu kadar önemli bir konuda bu kadar acul kararlar alınabilir?  Maide Suresi 159. âyeti lütfen okuyun; göreceksiniz ki, Peygamberimizden bile istişare etmesi isteniyor!
Yandaş basın bu kararları alkışlarken kantarın topuzunu iyice kaçırdı. Asker sivilleşiyormuş! Bu akla ziyan sözler nasıl söylenir? Ne demek askerin sivilleşmesi? Asker askerdir. 
 Ya sayın Bekir Bozdağ'ın açıklamalarına ne demeli? Bakınız Fethullah Gülen'i nasıl eleştirmiş: “Nasıl Atatürk'le beraber yeni bir Türkiye varsa, Fethullah Gülen'in gelişiyle beraber yeni bir Türkiye ortaya çıkacaktı!”
Allah aşkına! Bu nasıl değerlendirme? Atatürk'ün Tam Bağımsız Cumhuriyeti'nin Fethullah Gülen'in Amerikancı 'Yeni Türkiye'si' ile ne ilgisi var?  
Şu cümle de sayın Bakana ait: “Humeyni Paris'ten nasıl döndüyse, Fethullah Gülen de Türkiye'ye öyle dönecekti!” Bu da talihsiz bir cümle! Humeyni, Amerika vesayetindeki İran'ı tam bağımsız, anti emperyalist bir İran'a dönüştürdü; Fethullah Çetesi eğer başarsaydı Türkiye tam anlamıyla Amerika'nın vesayetine girecekti! Ayrıca, ilişkilerimizi düzeltmek istediğimiz İran'ı bu tür benzetmeler incitmez mi?
Bu sütunlarda bir kez bile, Fethullah Gülen Cemaatinin lehinde bir tek satır yazmadık. Yandaş olan ve olmayan basında birçok kalem, Fethullah okullarını göklere çıkardı! 'Bu okullarda yabanca çocuklara Türkçe öğretiliyor' yalanlarını, televizyonlarda ballandıra ballandıra anlatarak müthiş bir algı yönetimine aracı oldular.  CIA, BND ve MI6 gibi istihbarat kuruluşlarının Türkiye kökenli bir cemaatin dünyanın her tarafında Türk okulları açmasını ve bu okullarda Türk Kültürünü yaymasını seyretmeleri mümkün müdür? “Emperyal güçler Türkiye'ye böyle bir kıyak yaparlar mı?” diye hiç düşünmediler!
Cemaatin üstüne gidildiği günlerde, Emin Çölaşan, 29 Ekim 2015 tarihli, “Şimdi Cemaati Savunma zamanı” başlıklı yazısında şu talihsiz değerlendirmeyi yapmıştı: “Bugüne kadar hakkında nice yazılar yazıp, mahkemelik olduğum Fethullah ekibinin, terörle ilgisi olduğuna hiçbir zaman inanmadım!”
Demek ki, sayın Çölaşan da aldanmış! 
Dünyadaki derin dinî yapıların biraz farkında olanların gerçeği görmemeleri mümkün değildir. Prof. Hayri  Kırbaşoğlu, CNN Türk'te, 31 Temmuz gecesi Cemaatin “Işık Evleri” ve  “Herkül org.” sitesi üzerinde durdu. Bunlar Cemaatin derin bağlantılarının işareti. 
Peki, Prometheus ve Herkül kim? Bu iki isim de, Yunan mitolojisine ait ve Batı kültürünün bunlardan çok etkilendiğini biliyoruz. Prometheus ışığı ve aklın kullanımını insanların ortak değeri hâline getirmeye çalışmaktadır. Bu yüzden Tanrılar tarafından cezalandırılır ve zincire vurulur. Bir kartal her gün gelir, ciğerini yer ve ertesi gün  Prometheus yeniden dirilir. Kartalın Hektör tarafından öldürülmesiyle bu işkence sona erer ve insanlık ışığa kavuşur! 
Bu ülkede gelişen, sözde dinî bir cemaatin Prometheus'la ve Herkül'le ne ilgisi olabilir ki? Cemaatin Işık Evleri'nin işte böyle ezoterik bir anlamı var ve kesinlikle küresel güçlerin kontrolünde olan bir hareket. Batı Türkiye'yi Cemaatle ve PKK ile sarsıyor. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık