• 25 Kasım 2013, Pazartesi 9:43
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

DİYARBAKIR'I NİHAYET 'YILDIZ' YAPTILAR!
 Barzani'nin 'şereflendirdiği'  Diyarbakır'daki, düğün töreni makyajlı gösterinin as solistleri Şivan perver ve İbrahim Tatlıses'in seslendirdiği, protokoldeki bazı zevatı ağlatan 'Ağlama Anne' isimli türkünün sözleri bakınız neymiş:  “Dört devletin arasında dört parça olmuşum. Kaç şiir yazıldı senin üzerine;   Kaç defa şehit kanı döküldü üzerine;   Ama şehitler ölmez, ağlama anne…” Yani, türkü, 'Büyük Kürdistan' özlemini dile getirmekte! 
Gerçekten ağlanılacak bir durumdayız. Ve her şey milletimizin gözleri önünde gerçekleşiyor. Ne var ki,  BOP Senaryosu 'hazmettire hazmettire' uygulandığından ve milletimiz, hipnoz durumunda bulunduğundan 'şimdilik' seyrediyor. Sayın Başbakan 2004 yılında bir televizyon programında, “Diyarbakır bu projede bir yıldız olabilir; bir merkez olabilir” diye konuşmuştu. 
DTK Eş Başkanı Ahmet Türk'ün, Barzanî'nin Diyarbakır ziyareti hakkındaki şu sözleri bu yolda gerçekten büyük mesafeler kat edildiğini göstermektedir: “Kürdistan'ın Başkenti Diyarbakır'a gelmesini ve görüşmeleri önemli buluyoruz!” 
Anayasamıza ve Siyasî Partiler Kanunu'na göre suç teşkil eden bu cümleler artık rahatlıkla kurulabiliyor! 'Hamdolsun' bunu da başardılar!
Diyarbakır Belediye Başkanı, Barzanî'yi karşılarken “Kuzey Kürdistan'a hoş geldiniz. Kürtler ittifak olursa inşallah Orta Doğu barışa ulaşacaktır. Orta Doğu barışa ulaşırsa, Araplar; Türkler ve Farslar da demokrasiye ulaşır. Bugün tarihî bir gündür” diye konuştu. Evet! Masal hep aynı; 'Barış' gelecek, 'Demokrasi' gelecek! Zehri altın kupada sunarlarmış; kutsal vatan topraklarının parçalanmasını da işte böyle  'Barış' ve 'Demokrasi' ambalajı içinde pazarlıyorlar. Almak istemeyenler Barış ve Demokrasi düşmanı ilân ediliyor!  Neyse; Barzanî de cevaben yaptığı konuşmada, barış sürecini başlatan Erdoğan ve Öcalan'ı takdir ettiğini belirttikten sonra, “Önceliğimiz Kürtlerin birliğidir” dedi ve sabırlı olunmasını istedi! 
Yani, uğrunda mücadele ettikleri ve ne yazık ki, bizim de heyecanla destekçisi olduğumuz dava 'Büyük Kürdistan'ın kurulması davasıdır ve bunu açıkça söylüyorlar. Barzanî'nin internet sitesine girin ve orada Türkiye'den kaç vilâyetin Büyük Kürdistan haritasında yer aldığını görün. İşte biz bu adamı törenle karşılıyoruz!
Diğer taraftan, modaya uyarak 'Kürdistan' ismini kullananlara Kuzey Irak'taki Bölgesel Yönetimin Başkenti olan Erbil'in bile kadim bir Türk şehri olduğunu ve bu isim Türkçe olduğu için değiştirilmek istendiğini de hatırlatalım! 
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki “Erdoğan-Barzani görüşmesini biz teşvik ettik” diye konuşmuş. Evet! Her şey 'müttefikimiz' Amerika'nın kontrolünde gidiyor!
 Diyarbakır'da yaşanan bu skandal toplantı yandaş basın tarafından göklere çıkarıldı.  Görevliler görevlerini yapıyor fakat aralarında çok sayıda yandaş olduğunu da biliyoruz.  Allah bunların kalplerine biraz izan, biraz vatan sevgisi ihsan eder inşallah! 
Diyarbakır'da yaşanan Habur'dan da  vahim bir skandaldır. Bu toplantıdan hemen önce, Mardin'in Nusaybin ilçesinde Jandarma Özel Harekât Timimize PKK'lılar uzun namlulu silâhlarla ve roket atarla bir saldırı düzenledi. Askerî yetkililer bu konudaki şu hazin açıklamayı yapmış: “Askerlerimiz bu saldırıya meşrû müdafaa kapsamında karşılık vermişlerdir!” 
Evet! Askeriyenin durumu da işte budur! Fakat, 'Her şey bitti' diyebilir miyiz? Tabiî ki, hayır! Millî hassasiyetlerini kaybetmiş belki de hiç olmamış- siyasetçileriyle, aydınlarıyla, medyasıyla Türk Milleti'ne yapılan bu yoğun propaganda bombardımanına rağmen, milletimizin, iş işten geçmeden gerçeği göreceğine inanıyoruz.
Sayın Bülent Arınç'ın ülke sathında yankılanan çıkışına gelince; sayın Arınç,  Başbakanın mâlûm tavrı üzerine, bir TRT kanalında katıldığı programda,  “Ben sadece Bakan değilim, benim bir özgül ağırlığım var” diyerek bir tavır ortaya koymuş ve bu tavrı sürdüreceği izlenimi vermişti. Ne var ki, sayın Arınç, partisinin ilk grup toplantısında, Manisa'dan getirilen gençlere, Başbakan için attırılan 'Manisa seninle gurur duyuyor' sloganları ile bir kez daha istiskal edilmesine rağmen, Başbakanın Diyarbakır davetini kabul ederek Diyarbakır'a gitmiş ve hiçbir şey olmamış gibi, Bakanlar Kurulu sözcüsü görevini de icra etmişti! Demek ki, sayın Başbakanın 'Düşmanlarımızı sevindirmeyelim' uyarısı etkili olmuş! 
Bu konuyu burada noktalayalım ve siyaset hayatımızda iz bırakan; bugün birçoklarının adını bile bilmediği idealist bir siyaset adamından; Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu'dan söz edelim. Eski Demokrat Parti milletvekillerinden Cihat Baban, Demokrat Parti'nin kurucularından ve daha sonra bu partiden ayrılanların kurduğu Hürriyet Partisi'nin Genel Başkanı olan Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu hakkında bize şu bilgiyi veriyor: “Fevzi Lütfi İçişleri Bakanı olunca evvelâ muhalefet yıllarında verdikleri 'anti-demokratik kanunları iktidara gelir gelmez kaldıracağız' sözünü yerine getirmek için harekete geçer. Ne var ki, Başbakan Menderes  'başka işin yok mu' havasındadır.  Buna rağmen Fevzi Lütfi 60 kadar anti-demokratik kanunun değiştirilmesi için yaptığı hazırlığı Başbakanlığa sevk eder. Bu kanunlar Menderes'in sumeninde uykuya yatar! Menderes artık Fevzi Lütfi'yi istemiyordu. Fevzi Lütfi'ye göre ise, Menderes artık halka yaptığı taahhütlere, sözlere riayet etmeyen, hafif bir insandı. Devleti kaprislerle idare ediyordu.  Hesapsız kitapsız ve hepsinden daha kötüsü sorumsuz bir tutumla devleti sorumsuz eller vasıtasıyla yönetiyordu. Sonunda Menderes'e istifa mektubunu gönderdi. İstifa mektubunda şöyle bir cümle vardı: 'Birçok hadiseler ve fikir ayrılıkları hükümette badema beraber çalışmamızın mümkün olmadığını bana göstermiştir.' Fakat günün birinde Menderes, Fevzi Lütfi'ye aralarında hiçbir şey geçmemiş gibi, Millî Savunma Bakanlığını teklif eder. Karaosmanoğlu Menderes'e 'Adnan bey, kardeşim, bu olamaz artık, mümkün değil, istifa mektubum bu yolu kesin olarak kapattı' der. Menderes 'Neden?' diye sorunca Karaosmanoğlu 'İstifa mektubumda badema beraber çalışmamızın mümkün olmadığını yazdım' der. Menderes hemen istifa mektubunu getirtir. Evet, gerçekten öyledir. Bunun üzerine Karaosmanoğlu'na 'Sen şu mektubu geri al, (Bademasız) bir istifa mektubu  yaz, eski tarihi at, mektubu yenisiyle değiştiririz, olur biter' der.  Fevzi Lütfi Menderes'in yüzüne bakar, güler ve hemen yerinden kalkarak 'Allaha ısmarladık' der ve oradan ayrılır” (Cihat Baban, “Politika Galerisi” s. 369)!
Hürriyet Partisi 1957 seçimlerinde fazla bir varlık gösteremez ve CHP ile birleşir .Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu 1961'de CHP'den Manisa milletvekili seçilir. Sonrasını Cihat Baban'dan dinleyelim: “Günün birinde Meclis'e İnönü, Ragıp Gümüşpala (AP Genel Başkanı), Ekrem Alican (Yeni Türkiye Partisi Genel Başkanı), Osman Bölükbaşı'nın (Millet Partisi Genel Başkanı) imzası ile 'Tedbirler Kanunu' isimli bir kanun teklifi verilir. Teklif Anayasa Komisyonunda konuşulduğu zaman, o komisyonun üyesi olan Karaosmanoğlu fena hâlde kızar. Müzakereleri takip etmek üzere büyük bir dinleyici milletvekili kitlesi komisyon odasındadır. Fevzi Lütfi söz alır 'Bu kanun bir zulüm kanunudur. Böyle bir kanunu parti liderleri nasıl imzalayabilmişlerdir?' diyerek liderlere şiddetle çatar. Bu kanun yeni Anayasanın da, 27 Mayıs İnkılâbının da ruhuna aykırı idi. O sırada komisyon salonunun bir köşesinde birbirlerine kenetlenmiş bir hâlde oturan Millî Birlik Komitesi üyelerini de görür. Onlara da şiddetle hitap eder; hiç kimseye danışmadan, hiç kimseye haber vermeden milletvekilliğinden istifa eder.  Ertesi gün de Ankara'yı terk ederek Salihli'ye toprağına döner.”
Böyle asil insanlar siyasî hayatımızda bir elin parmakları kadar bile olsa inanınız siyasetin düzeyi çok yükselecek ve ülkemiz bundan büyük faydalar elde edecektir.  Ne yazık ki, ekonomideki 'Kötü para iyi parayı kovar' şeklindeki Gresham kanunu siyasette de, 'kötü politikacı iyi politikacıyı kovar' şeklinde geçerlidir. Bu yüzden, siyaset, denetlenmekten hiç hoşlanmayan bir avuç kifayetsiz muhterisin elinde, ülkeyi tahrip eden bir mekanizmaya dönmektedir.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık