• 14 Nisan 2017, Cuma 8:50
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

DİN ADAMI BÖYLE YAPARSA!
 “Yolsuzluk hırsızlık değildir” fetvasıyla, 'yürütenlerin' gönlünde taht kuran 'değerli' ilâhiyatçımız, Yenişafak gazetesi yazarlarından Prof. Hayrettin Kahraman, referandumda “Hayır” diyecekler için de bir 'fetva' vermiş. Prof. Hayrettin Karaman'ın makalesi özetle şöyle:
“Müslümanlar, Yahudilere, Hıristiyanlara ve diğer din mensuplarına, aralarında, kendi toplumlarında yaşama hakkı tanıdıklarına, onlarla 'iyilik ve adalet çerçevesinde' ilişkiler kurduklarına göre, kendi insanlarından olup, zaman içinde değerlerine, öz kültürüne yabancılaşmış parçalarına bunu tanımayacaklar mı? Elbette tanıyacaklardır. Referandum sürecinde 'Hayır' cephesinde yer alan insanların büyük çoğunluğu işte bu yabancılaşmış parçamızdan oluşuyor. Biz, bu parça ile fikirde ve fiilde derin ayrılıklarımıza rağmen müştereğimizin azamisini temel kılarak, birlikte barış içinde yaşamak durumundayız.”
Hayrettin Kahraman Hoca, işte böyle, “Hayır” diyecek olanları “Zimmî” (Müslüman bir ülkede yaşayan azınlıklara zimmî denirdi) statüsüne koyuyor! Yine da Allah razı olsun; ya, düşman ilân etseydi ne yapacaktık?
Şu işe bakın! “EVET” diyecek olanlar, kendi kültürümüzün öz evlâdları; “HAYIR” diyecek olanlar ise, öz kültürümüzün yabancılaşmış parçaları!
Bir din âlimi nasıl bu kadar politize olabilir? “Profesörlük mertebesine ulaşmış bir ilâhiyatçı; bir din âlimi nasıl böyle şeyler söyler; Müslümanlar arasında nasıl böyle bir ayırım yapar?” diye düşünüyorduk ki, Hayrettin Kahraman Hoca'nın bir kamu bankasının iki kuruluşunda yönetim kurulu üyesi yapıldığını gazetelerde okuduk!
Aklımıza bir fıkra geldi. Eski zamanlarda çok zengin bir Bey, oğlunun iyi bir eğitim almasını istiyor. Araştırıyor, soruşturuyor; bu işi en iyi, dünyadan elini eteğini çekmiş, sadece ibadetle uğraşan bir Velî'nin yapabileceğini öğreniyor. Bu Velî'ye hediyelerle adamlarını gönderiyor; rica minnet! Fakat, Velî; bir türlü ders vermeyi kabul etmiyor; benim işim ibadet diyor! Sonunda Bey, kendisi gidiyor Velî'nin ayağına ve onu sarayına yemeğe davet ediyor. Velî, artık, ayağına kadar gelen Bey'i reddedemiyor ve yemek davetini kabul ediyor. Sarayda, olağanüstü bir itibar görüyor; envai çeşit yemekler yeniliyor, bir kese altın da bahşişini alınca, bizim Velî, Bey'e dönüp soruyor: “Ders vereceğim delikanlı nerde!”
Fazla söze gerek yok! Din adamı siyasetin emrine girerse, hem kendisi ve hem din itibar kaybediyor. Maalesef günümüzde bunun çok hazin örneklerini yaşıyoruz.
Ülkemizin ve hepimizin geleceğini çok yakından ilgilendiren bir halk oylaması yapılacak. Türkiye, geleceğini oylayacak! Yandaş Medya ve Merkez Medya; topu birden, “EVET” için seferber olmuş bir durumda. Eksik oldu; devletimiz de “EVET” için seferber!
Vatandaş müthiş bir baskı altında! İktidar sözcülerinin ve yandaş kalemlerin, referandumda “HAYIR” diyecek olanları, nerede ise, 'Vatan Haini' olarak suçlamadıkları kaldı!
15 Temmuz'dan sonra düzenlenen Yenikapı mitinginde sergilenen Kuvayı Milliye Ruhuna ne oldu? Hani beka sorunumuz vardı?
Biz gerçekten bir beka sorunu ile karşı karşıya bulunduğumuza inanıyoruz. İnanmayanlara, Condoliza Rice'nin, 2002 yılında, Büyük Orta Doğu Projesi çerçevesinde, bizim de aralarında olduğumuz 22 ülkenin sınırlarının değişeceğine dair açıklamasını hatırlatırız. Irak parçalandı. Libya parçalandı. Şimdi Suriye'yi dağıtmakla meşguller! Aydınlarımızın ve siyasetçilerimizin,'Medenî Dünya' diye yücelttikleri Haydut Devletler yapıyor bunları. Suriye'yi hâlletsinler sıra bize gelecek! Fakat, ne yazık ki, Amerika, 'kimyasal silâh kullandı' iddiasıyla, Suriye'yi bombalıyor ve biz bu haydutluğu alkışlıyoruz! Irak'ın işgalinde de bu hayasız yalanı kullandıklarını ne çabuk unuttuk!
Amerika'nın bu mahut projesinin kapsamında ülkemiz de bulunduğuna göre, demek ki, herhâlde bir beka meselesi ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bu durumda beklenir ki, iktidar da bunun bilincinde olsun, bu sorumlulukla hareket etsin ve insanlarımızı yaralayacak, incitecek; milletimizi bölüp, parçalayacak bir üsluptan özenle kaçınsın. Fakat ne yazık ki, bu referandum kampanyasında kullanılan üslupla, milletimiz âdeta ortadan ikiye bölünmektedir.
“Hayır” diyecek olanlar, Pensilvanya ile, Kandil'le birlikte hareket etmekle suçlanmakta! İnsaf ediniz; hadi CHP'ye karşı önyargınız var. Fakat Saadet Partisi, Yurt Partisi, Demokrat Parti, DYP, ANAP ve DSP de “Hayır” diyor! Bu partilerimiz nasıl Pensilvanya ve Kandil'le birlikte anılır?
Türkiye'nin ilk sivil Cumhurbaşkanı rahmetli Celâl Bayar'ın kızı Nilüfer Gürsoy da hayır diyor!
Sayın Cumhurbaşkanı propaganda konuşmalarında, Tek Millet diyor! Millet diyor! Fakat bir türlü milletin adını söylemiyor! Biz hangi milletteniz? Bu milletin bir adı yok mu? Niçin ısrarla Türk Milleti denmekten kaçınılıyor?
'Hayır çıkarsa istikrar kaybolur' korkusuyla, vatandaş tehdit ediliyor; 'sonra Koalisyon Hükümetleri gelir' deniliyor!
Bu referandumda sandıktan ne çıkarsa çıksın, bir hükümet sorunu olmayacak ki! Bu bir seçim değil ki!
Koalisyon hükümetleri dönemini gençler hatırlamıyor bile! En son, rahmetli Bülent Ecevit'in Başbakanı olduğu 57. hükümet bir koalisyon hükümetiydi. Üç parti (DSP, MHP ANAP) ülkeyi gayet güzel idare ettiler. 2001'de yaşanan ekonomik kriz bu koalisyonun sonu oldu. Fakat, bu krizin Batılı finans çevrelerinin bir tertibi olduğunu ve bu kriz sayesinde AKP'nin iktidar olduğunu hatırlatırız! Ayrıca, katıldığı bir TV programında sayın Sadi Somuncuoğlu'nun hatırlattığı gibi, PKK terörüne karşı en etkili mücadele Koalisyon Hükümetleri döneminde verilmiştir.
PKK terörü, Turgut Özal'ın ve AKP'nin Tek Parti dönemlerinde tırmanmadı mı? Tansu Çiller'in Başbakanlığında terör örgütüne en büyük darbeler vurulmadı mı? AKP iktidara geldiğinde, terör nerede ise sıfırdı. Açılım Süreci başlatıldı ve verilen tavizlerle PKK güç kazandı. Güneydoğu'da birçok il ve ilçede özerklik ilân etmeye kalktılar. Unutuldu mu, eşkıyanın şehirlerden nasıl temizlendiği; verdiğimiz şehitler!
Oslo görüşmelerinin zabıtları internette var. Okuyunuz! Okuyunuz ve referandumda ne oy vereceğinize ondan sonra karar veriniz.
NOT: 10 Nisan gecesi Habertürk TV'de, CHP milletvekili sayın İlhan Kesici'yi dinledik. Referandumda oylanacak olan Anayasa değişikliklerinin satır aralarında hangi tuzakların bulunduğunu, programı sunan Didem Aslan Yılmaz'ın hiç de hoş olmayan müdahalelerine rağmen, çok açık ve net bir şekilde anlattı. Hâlâ kararsız olanlar mutlaka internetten dinlemelidirler. Merakım şudur: CHP yetkilileri böyle yetenekli birine acaba neden daha çok imkân tanımazlar!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık