• 13 Şubat 2017, Pazartesi 7:50
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

DEMOKRASİ SADECE SANDIK DEĞİLDİR!
 Anayasamıza göre mahkemelerimiz bağımsızdır fakat HSYK üzerindeki iktidar vesayeti sebebiyle, Hâkimlerin ve Savcıların teminatları sözde kalmaktadır. Bu yüzden, Hâkim ve Savcıların vicdanî kanaatlerine göre karar vermeleri pek o kadar kolay değildir. Artık HSK denilecek. Çünkü bu anayasa değişikliği ile “Yüksek” ibaresi kaldırıldı!
 AKP iktidarının son uygulamaları, yargı bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu herkese göstermiş olmalıdır. 'Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleyen' Anayasa Mahkemesi aynı zamanda Yüce Divan olarak da yargılama görevi yapmaktadır. Eğer  Anayasa değişiklikleri referandumda kabul edilirse, Cumhurbaşkanını, Başbakanı ve Bakanları yargılayacak olan bu Yüce Mahkemenin  üyelerinin tamamını Partili Cumhurbaşkanı ve Meclis seçecektir. Bu durum da, Anayasa Mahkememizin siyaset kurumu üzerinde, bir 'Demokles'in Kılıcı' işlevi görmesini engelleyecektir.
 Tek Parti Döneminde Yüce Divan'ın, Yargıtay ve Danıştay tarafından, kendi üyeleri arasından seçilen 14 asil ve 7 yedek üyeden oluştuğunu ve o Yüce Divan'ın 1928 yılında,  Atatürk'ün yakın arkadaşı olan Bahriye Vekili İhsan Bey'i mahkûm ettiğini  hatırlatalım! 
Peki, bu iktidardan önce yargının durumu çok mu iyi idi?  Buna 'Evet' demek mümkün değildir. Fakat geçmiş iktidarları kötüleyerek, ülkeye gerçek demokrasiyi getireceği iddiası ile işbaşına gelen bu iktidarın, kendi iktidarını güçlendirmek için, geçmişi aratacak uygulamalara başvurduğu da bir gerçektir. Ne yazık ki, Çok Partili Hayatımızın demokrasi anlayışı hep böyle olmuştur. Demokrat Parti milletvekillerinden Cihat Baban, Politika Galerisi isimli kitabında, Demokrat Parti hakkında, yine bir Demokrat Parti ileri geleni olan Sadık Aldoğan'ın şu sözlerini naklediyor: 'Eski tas eski hamam, yalnız tellâklar değişti!' 
Hâlbuki, Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara gelmesi bir “AK Devrim” olarak değerlendirilir!
Referanduma sunulacak olan Anayasa değişikliğine göre, Anayasa Mahkemesi Üyelerini, Partili Cumhurbaşkanı ve Meclis; yani iktidar olan parti belirleyecektir. Cumhurbaşkanı partili olacağından ve kendi partisinin vekillerini bizzat kendisi belirleyeceğinden, demek  oluyor ki, Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamını Partili Cumhurbaşkanı seçecektir! Bu durumda bağımsız yargıdan söz edilebilir mi? Kimse kendini güvende hissedebilir mi? 
Bu endişe sadece muhalefet için değil; iktidar mensupları için de söz konusu olacaktır.  Çünkü bugün muteber olan bir isim, yarın gözden düşebilir! Bülent Arınç'ı ve diğer, partilerinden ayrılan  AKP kurucularını hatırlatırız!
Başkan Trump'ın, 7 Müslüman ülke vatandaşları hakkında aldığı yasak kararnamesi hakkında Amerikan yargısının verdiği kararlar bizi düşündürmelidir.  4 Şubat'ta, Federal Yargıç Başkanlık Kararnamesinin bütün Amerika'da durdurulmasına karar veriyor. Aynı gün, Beyaz Saray Federal Yargıcın  kararını temyiz ediyor. 5 Şubat'ta Temyiz Mahkemesi bu kararı anayasaya uygun buluyor! Başkan Trump bu karar için Yüksek Mahkeme'ye başvurabilir. Fakat Yüksek Mahkemenin bu davayı sonuçlandırması  bir yıl sürebilir deniliyor.
Amerika'dan, çok önemli bir örnek daha verelim: Yüksek Mahkeme'nin boşalan bir üyeliğine, Başkan Trump bir aday gösteriyor. Bu isim Senato'da oylanacak. Senato'da 52 Cumhuriyetçi ve 48 Demokrat üye var.  Fakat Trump'ın partisi olan Cumhuriyetçi  Partili  Senatörlerin tamamı, Trump'ın adayına evet demeyebilirler. Çünkü Amerika'da katı bir parti disiplini yok. Bu da bir denetim mekanizması sağlıyor. Ayrıca, eğer muhalefet engelleme yaparsa 60 oy gerekiyormuş.  Başkan Trump'ın, Senato'nun  bu 60 oy kararını değiştirmesi de mümkün değil. Çünkü Senato  teamüller konusunda çok hassas.
Bir de, Trump'ın önerdiği Yüksek Mahkeme Üyesinin kimliğine bakalım: Harvard'da okumuş, Oxford'da  doktora yapmış bir hukukçu! Temyiz Mahkemesi Yargıçlığı yapmış ve 63 yaşında! Bugüne kadar Yüksek Mahkeme üyeliğine atanan en genç üye! Şunu da hatırlatalım ki, Yüksek Mahkeme Üyeleri ömür boyu görevde kalıyorlar!
Ya bizde Yüksek Mahkemelere atanan üyeler  ne durumda? Turgut Özal Anayasa Mahkemesi Üyeliğine 40 yaşında, Eskişehir İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi mezunu Haşim Kılıç'ı atamıştı! Sayın Kılıç, Hukukçu filân değildi; doktorası filân da yoktu! 25 yıl üyelik ve Başkanlık yaptı! Ne yazık ki, bizde hemen hiçbir alanda kriterler belirlenmemiş! İşte bu yüzden, yürütmeye müthiş bir  keyfîlik hâkim ve işte bu yüzden her şey kör topal gidiyor. Demokrasi sadece sandıktan ibaret değil. Sandık demokrasinin sadece bir ayağıdır. Bağımsız bir Yargı ve özgür bir Millî Basın olmazsa demokrasiden söz edilemez.
Amerikan Senatosunda yapılacak oylamalarda, zaman zaman 50+1 yerine 60 üyelik oy çoğunluğunun aranması, hatırımıza 2007 Cumhurbaşkanı seçimlerini getirdi. Hatırlanacağı gibi, o zaman yürürlükte olan Anayasamıza göre, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine geçilebilmesi için 'Meclis'te 367 vekilin bulunması şartı' tartışmaları yapılmıştı. Günümüzde bile, 367 vekilin Meclis'te bulunması şartının aranmasının demokrasimize bir müdahale olduğunu savunanlar vardır. Hâlbuki, bu madde ile, Meclis'te bir uzlaşmaya varılması amaçlamaktaydı. Ne var ki, sayın Bahçeli, MHP'yi Meclis'e sokarak, bu uzlaşma imkânını ortadan kaldırmış; AKP kendi adayını Cumhurbaşkanı seçmişti. Zaten, bu kısır tartışma yüzünden, Cumhurbaşkanını halkın seçmesi esası kabul edilmişti.  O zaman Meclis'te bir uzlaşma sağlanabilseydi, bugün belki de, referanduma gidecek yol açılmamış olacaktı. 
Bize göre, Anayasa değişikliğinden daha önemli olan, Siyasî Partiler Kanunu'nun değiştirilmesidir. 1982 Anayasası onlarca kez değiştirildiği hâlde, Siyasî Partiler ve Seçim kanunlarına dokunan olmamıştır! Çünkü hiçbir Genel Başkan, bu kanunların kendilerine tanıdığı Tek Adamlık yetkilerinin kısıtlanmasını istemiyor. Demokrasimizin güçlenmesinin önündeki en büyük engel de budur. Fakat her ne hikmetse, demokrasimizin güçlenmesi adına değiştirilen hep anayasa! Şimdi, bu referandumda evet çıkarsa,  ülkemizin daha iyi yönetileceği iddia ediliyor. Fakat Siyasî Partiler ve Seçim kanunları konusunda hiçbir çalışma söz konusu değil! Bu nasıl bir çelişkidir? 
Siyasî Partiler ve Seçim kanunları değiştirilmedikçe bu ülkede gerçek bir demokrasiden söz edilemez. Demokrasinin olmazsa olmazı,  Genel Başkanların Tek Adamlığını ve Tek Seçiciliğini ortadan kaldıracak olan, bütün üyelerin katılacağı bir ön seçimin kabulüdür. Siyasî Partilerin günümüzdeki hâlinde, parti üyeleri ve yönetimlerinin konu mankenlerinden bir farkları yoktur. Ön seçim müessesesinin işletilmemesinin çok önemli bir sakıncası da,  partilerin bu yapısı sebebiyle, birçok nitelikli insanın siyaset yapmak arzularını kırmasıdır. Çünkü mevcut düzende, Genel Başkanın gözüne girmedikçe, yeteneğiniz  ne olursa olsun milletvekili listesine girebilme imkânınız yoktur.  
Önseçim esasının kabulü de yetmez. Bunun yanında, tercih sistemin getirilmesi, siyaseti daha cazip hâle getirecektir.  Çünkü partilere hâkim olanlar,  kendilerine yakın üyeleri partiye kaydederek liste başlarını garantileyebiliriler. Parti içinde fazla güçlü olmayan fakat kamuoyunda tanınan adayların, önseçimlerde,  milletvekili listelerinde alt sıralara gelmelerine rağmen, halkın tercihi ile üst sıralara yükselebilmeleri mümkün olabilecektir. Bu durum, siyasî partilerin daha demokratik bir işleyişe kavuşmasını sağlayacaktır. Üzerinde durmak istediğimiz iki konu daha var. Bunlardan biri, seçilme yaşının 18'e indirilmesidir. 18 yaş başlarda kavak yellerin estiği yaşlardır! Bunun savunulacak bir tarafı yoktur. Diğeri ise, Meclis'in yetkileri daraltılırken, milletvekili sayısının 600'e çıkarılmasıdır. 50 vekillik artışın bütçemize getireceği yük yaklaşık 200 milyon lira! Vekil sayısı  Turgut Özal'ın zamanında 450'den 550'ye çıkarılmıştı. Bu, o zaman da gerekli değildi; bugün de gerekli değildir. Bir ekonomik bunalım içindeyiz. Milletimiz fedakârlık yapmaya davet edilirken; milletvekili sayısının düşürülmesi  daha doğru olmaz mıydı?

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık